Bugün herkes aynı cümleyi kuruyor: “Bu sıcaklarda yaşanmaz oldu.”

Haklıyız. Gerçekten de her geçen yıl daha sıcak, daha kurak, daha bunaltıcı bir yaz yaşıyoruz. Fakat kendimize şu soruyu hiç sorduk mu? Bu noktaya nasıl geldik?

Ağaçlarımız bir bir kesilirken sustuk.

Dağlarımız taş ocaklarıyla delik deşik edilirken sustuk.

Verimli topraklarımızın yanı başına termik santraller kurulurken sustuk. Çünkü “oğlum orada çalışıyor”, “yeğenim ekmek yiyor” dedik. Birkaç kişiye iş kapısı açıldı diye binlerce insanın sağlığını tehdit eden bacalara göz yumduk.

Bugün ise neredeyse her evde bir hastalık hikâyesi var. Soluduğumuz hava ağırlaştı, toprağımız yoruldu, suyumuz azaldı. Bunun bedelini hep birlikte ödüyoruz.

Silopi ve Şırnak, bir zamanlar bereketiyle anılan topraklardı. Bugün ise doğa kırımıyla, çevre kirliliğiyle ve plansız yatırımlarla anılıyor. Yıllardır süren bu tahribat sadece ağaçları değil; geleceğimizi de bizden alıyor.

Daha acısı ise, GAP Projesi’nin içinde yer alan koskoca bir ovanın hâlâ yeterli sulama kanallarına kavuşamaması.

Bir yanında Dicle, diğer yanında Habur Nehri akan bir ovadan söz ediyoruz. İki nehrin arasında kalan bu bereketli topraklar, susuzluk yüzünden hak ettiği üretimi yapamıyor. Çiftçi istediği ürünü ekemiyor, ektiğinden verim alamıyor. Gençler toprağı bırakıp başka şehirlerde gelecek arıyor.

Oysa bu topraklar kendi kendine yetebilecek güçteydi. Tarımıyla, hayvancılığıyla, üretimiyle bölgenin lokomotifi olabilecek bir potansiyele sahipti. Bugün ise üreten değil, dışarıdan almak zorunda kalan bir yapıya doğru sürükleniyoruz.

Doğa yalnızca ağaçtan ibaret değildir. Doğa; suyun, toprağın, havanın ve insanın ortak yaşamıdır. Bunlardan biri zarar gördüğünde diğerleri de ayakta kalamaz.

Bugün sıcaktan şikâyet ediyoruz. Yarın susuzluktan, verimsizlikten ve hastalıklardan şikâyet edeceğiz. Ama bunların hiçbiri bir anda olmadı. Hepsi gözümüzün önünde, yıllar içinde yaşandı.

Hâlâ geç değil.

Doğayı korumak, yalnızca çevrecilerin değil; bu topraklarda yaşayan herkesin sorumluluğudur. Çünkü kesilen her ağaç, kirletilen her dere ve zehirlenen her nefes, çocuklarımızın geleceğinden eksilen bir parçadır.

Silopi’nin de, Şırnak’ın da kaderi dumanlı bacalar olmak zorunda değil. Bu ovanın kaderi kuraklık da olmamalı. Bereketiyle anılan bu topraklar yeniden üretimin, temiz havanın ve yaşamın sembolü olabilir.

Yeter ki sessiz kalmayalım. Çünkü doğa sustuğunda, en ağır bedeli insan öder.