Spor, Türkçeye Batı dillerinden geçmiş bireyin beden ve ruh sağlığını geliştiren belli kurallar çerçevesinde hem bireysel hem de toplu olarak oynanılan sportif bir faaliyettir. Aslının, “Latince kökenli Orta İngilizce disport (eğlenme, hoşça vakit geçirme) kelimesinin kısaltılmış şekli olan sport” olduğu belirtilmektedir. Arapça’da ise spor karşılığında kullanılan riyâzenin (riyâzet) kökünde “at, eşek ve benzeri gibi hayvanların ilk yavrularını eğitmek, nefsi terbiye etmek” gibi anlamları mevcuttur. Ayrıca bedenin canlı, güçlü ve sağlıklı olması için düzenli hareketler yapmak” gibi anlamlara geldiği riyâzet kelimesinin spora göre daha geniş kapsamlı olduğu aktarılır. Dolayısıyla Araplar, sporu ifade etmek için genellikle “er-Riyâzetü’l-Bedeniyye/Beden Sporu” kavramını tercih etmektedirler. Ayrıca sporla ilgili Arapça’da temrîn ve idmân kelimeleri de kullanılmaktadır. Temri;“bir şeyi yumuşatmak, bir işte maharet kazanması için kişiyi eğitmek”, idmân ise “bir şeye devam etmek, sürekli yapmak” anlamlarına gelmektedir (1).

Gelgelelim biz de oynanan futbola!

Neredeyse 30 yıl önce oynamayı bıraktığımız yani lise yılları sonrasından günümüze kadar birkaç kez oynadığımız olmuştur. Ancak her ne kadar oynamazsak bile futbol bir şekilde gündemimizde oluyor.

Ama nasıl?

22 oyuncunun bir meşin yuvarlağın peşinden koştuğu 90 dakikalık bir spor müsabakası olmaktan çoktan çıktı gibi; toplumsal deşarj, siyaset, ekonominin devasa çarkları ve kitlesel duygu durum bozukluklarının kesişim noktasına yerleşti gibi. Ancak bu devasa yapının bilançosuna bakıldığında karşımıza net bir tablo çıktığı söylenebilir: Türkiye’de oynanan futbolun ekonomik, sosyal ve kurumsal seviyede götürdükleri, kazandırdıklarının çok çok önündedir gibi.

Türkiye’deki Futbolun Götürüleri

Futbol, birleştirici bir unsur olma ruhunu ve potansiyelini kaybetmiş, milleti "biz ve onlar" ekseninde keskin hatlarla bölen bir nefret ve gerilim aracına dönüşmüş gibi. Yöneticilerin ve medyanın kullandığı agresif dil; taraftarları, hakemleri, futbolcuları ve şehirleri karşı karşıya getirdiği görülmektedir. Statlar ve sosyal medya, toplumsal öfkenin boşaltıldığı ancak ardında kalıcı düşmanlıklar bırakan alanlar haline geldiği ortadadır.

Türkiye deki futbol yönetimi (TFF, kurullar, hakem müesseseleri), güven endeksinin en düşük olduğu kurumlar arasında yer almaktadır. Neredeyse hemen her hafta bir şaibe, komplo teorisi, hakem hatası veya kulüpler arası bildiri savaşları konuşulur. Liyakat yerine güç dengelerinin ve siyasi/ticari nüfuzun belirleyici olduğu bu yapı, spordaki adalet duygusunu tamamen zedelediği görülmektedir(2).

Nadir de Olsa Türkiye’deki Futbolun Getirileri

Kitlesel Tutku ve Deşarj: Yoğun günlük stres ve ekonomik baskı altındaki milyonlarca insan için futbol, 90 dakikalığına da olsa gerçeklikten kaçış ve aidiyet hissi sunar. Ayrıca fertleri, toplulukları, hatta milletleri bir araya getirip kaynaştıran kaynaştırıcı bir faaliyet alanı olması da sporun önemli faydaları arasında değerlendirilebilir.

Türk takımlarının Avrupa’da elde ettiği nadir başarılar veya milli takımın uluslararası turnuvalardaki varlığı, sosyal hareketlilik ve tanıtım açısından ülkenin görünürlüğüne ve ulusal gurur duygusuna kısa süreli olumlu katkılar sağlamaktadır. Bunun yanı sıra medya, reklam, forma satışı ve maç günü gelirleri üzerinden belirli bir istihdam ve döngüsel ekonomi yarattığı söylenebilir.

Neden Götürüsü Getirisinden Daha Çok?

Bizdeki futbol, ülkeye kazandırdığı birkaç saatlik heyecan, bir iki yılda bir gelen kısa süreli Avrupa başarısı veya forma satışları; harcanan milyarlarca dolarlık kamu kaynağını, aşınan toplumsal huzuru ve yitirilen adalet duygusunu telafi edemediği için netice itibariyle negatif toplamlı bir oyun olarak değerlendirmek haksızlık olmasa gerek.

Işın içine ırkçılık, ırkçı/etnik nefret ve fiziki şiddet dâhil edildiğinde bizdeki futbol, bir spor organizasyonu olmaktan çıkıp toplumsal huzuru, güvenliği ve insan haklarını tehdit eden sosyolojik bir probleme dönüştüğü şüphesizdir. Sporun özünde yer alan dostluk, fair-play ve saygı ilkeleri yerini tamamen öfke, ayrımcılık ve taşkınlığa bıraktığı için götürüsü getirisinden katbekat fazladır diye düşünüyorum.

Haksız mıyım?

Muzaffar AYKUT

Kaynakça

1. Nebi Bozkurt, "Spor", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/spor (01.09.2026). https://islamansiklopedisi.org.tr/spor

2. Hanbay, E. (2024). Halkla İlişkiler Faaliyetlerinin Güven Oluşturmadaki Rolü; 2010-2011 Futbol Süper Liginde Yaşanan Şike Krizi Ve Güven Kaybı. The Journal of Social Sciences, 13(13), 279-301