Medeniyet, İslam literatüründe/Arapçada “şehir” anlamında gelen “Medine” isminde türemiştir. Batı dillerinde ise “civiles” kelimesinden gelmekte olup “şehirli” anlamında kullanılır. Osmanlı döneminde (XIX yüzyıla kadar) bu kavram; “hadari” ve zıt anlamı olan “bedevi” olarak tabir ediliyordu.


Medeniyet kavramını Farâbî’den ayrı düşünmek hata olur. Zira Farâbî'ye göre medeniyet, insanın doğası gereği ihtiyaç duyduğu toplumsal yardımlaşmayı, ahlakı ve mutluluğu merkeze alan dinamik bir süreçtir. Medeniyetin temel amacı, bireylerin ruhen ve bedenen en üst düzeyde kemale ulaşmasını sağlamaktır.


İbn-i Haldun’un “hadariyet toplumu” ve “umran toplumu” ile oldukça yakın anlamları ihtiva eden “El-medînetü’l-fâzıla” (İdeal devlet) isimli eserinde Farâbî, medeni toplumları “insanların temel ihtiyaçlarını karşılamak ve gerçek mutluluğa ulaşmak için yardımlaştıkları toplumlardır. Bu toplumlar kendi içinde mükemmel (erdemli) olanlar ve mükemmel olmayanlar toplumlar (erdemsiz/sapmış toplumlar) olmak üzere iki ana kategoriye ayrılır.” Şeklinde tasvir etmiştir.

Cihanşümul bir kavram olan medeniyet, insanlık tarihiyle beraber gelişmiş olan bir olgudur. Sadece bir döneme, bir imparatorluğa, bir devlete, bir halka veya bir inanca has kavram değildir.


Tarihte: İslam, Osmanlı, Mezapotamya, Mısır, İnka, Kudüs, Maya, Yunan, Çin, Akdeniz, Hint ve Roma medeniyetlerinin varlığı göze çarpmaktadır. Kimi toplumlar, “medeni” olmanın ölçüsü olarak insani vecibeleri ön plana çıkarmıştır. Kimileri ahlaki, kimileri dini, kimileri vicdani, kimileri ise güç ve kuvveti, yapı(t)lar inşa etmeyi, şehirler kurmayı medeni olmanın ölçütü olarak bâz almıştır.

Dönemsel elzemler, tarihte medeni bir toplum olma yolunda etkin rol oynamıştır. Bazı dönemlerde hiciv sanatı, bazı dönemler edebiyat ve belagat, bazı dönemler kuvvet ve kudret, bazı dönemler ise İlahi mesajların rehberliği, insanoğlu için medeni olmanın temel taşı olarak kabul edilmiştir.


Medeniyet; doğru yol ve yöntemler ile şekillenen bir teori-pratik bütünlüğünün adıdır. Bir toplumda kültür, akıl, ahlak, inanç, ilim, bilim ve erdemsel özellikler, o toplum için medeni bir kavramı oluşturur.

Bilgiyi merkeze alan aklî erdemler ile doğru davranışı esas alan ahlakî erdemler ve insani yetkinlikler, gerçek saadeti oluşturur ve gerçek mutluluğu celbeder, buda erdemli bir toplumu vücuda getirir.

Hoşgörü, saygı, sevgi, muhabbet, sadakat, samimiyet ve insaniyetin ne denli elzem olduğunu lisan-ı hal ile önce pratize etmek, lisan-ı kal ile bunu gür seda haykırabilmek, sonra da bunu miras olarak bırakabilmektir medeniyet.

Tarih yazmak, tarihe mal olacak eserler bırakmak, ardından hayırla yâd edilmek, inancını, örfünü, kültürünü yaşamak, yaşatmak/yaşatabilmektir medeniyet.

Okumak, okutmak, İlmi bilimle buluşturmak, ilmi bilime katık ve hizmetkâr kılabilmektir medeniyet.

Zamana şaheserler kazandırmak, geçmişine bakıp geleceği okumak, geleceği bilmek, gelecek için hazırlık yapmak, sonraki nesillere eserler bırakabilmektir medeniyet.


Mekke’nin cühela müşriklerinden kaçan mazlum yüreklere Medine halkı olup kucak açmaktır medeniyet.

Mazlumdan yana zalime karşı durabilmek, adalet tesis etmek, Hak uğruna halka hizmetkâr olabilmek, hakkın ve hakikatin gür sesi olabilmektir medeniyet.

Geleceği okumak, çağ açmak ve çağ kapatmak, önce yürekleri sonra beldeleri fethetmek ve adalete teslim etmek, maddi ve manevi öğeleri insanlığın hizmetine sunmak ve iz bırakmaktır medeniyet.

Tarihsel, sanatsal, kültürel, sosyal ve fikirsel değerler birikimini insanlığın hizmetine sunabilmek, bu yolda çığır açmaktır. Dünyaya insani, ahlâki, vicdani, İslami değerler bütününü ihraç etmenin adıdır medeniyet.


Medeni ve erdemli bir topluluk olma ümidiyle.