İnsanın durup kaldığı yerler vardır; ne ileriye gidebildiği ne de geriye dönebildiği. Bir duvarın gölgesinde bekler gibi, kendi sabrının sınırlarını yoklar bazen. Sonra zaman, her şeyi açıklayacakmış gibi susar. Beklemek uzar, bahaneler çoğalır, ihtimaller birbirinin yerine geçer. İnsan, gerçekleşmeyen her şey için yeni bir sebep bulmayı öğrenir.
Bazı yolların tabelası yoktur. Nereye çıktığını bilmeden yürürsün. Karşına çıkan her engeli bir tesadüf sanırsın; oysa bazı karşılaşmalar hayatın gizli planıdır. İnsan, kendisini değiştirecek şeylerin çoğunu önce bir yük zanneder.
Sonra şehirler girer hayatımıza. Sokaklarında eski sesler dolaşan, akşamları biraz daha erken kararan şehirler… Her köşesinde unutulmuş bir yüz, her masasında yarım kalmış bir cümle vardır. Hüzün bazen kalabalığın ortasında bile tek kişilik yaşanır. İnsan en çok da kendisine anlatamadıklarının yanında yalnız kalır.
Hatıralar tuhaf şeylerdir. Kimi zaman bir fotoğraf kadar sessiz, kimi zaman bir çığlık kadar belirgindir. Bir şarkı duyarsın ve yıllardır kapalı sandığın bir kapı yeniden açılır. Unuttuğunu sandığın bir gün, hiç beklemediğin bir sabah gelip hayatının ortasına oturur. Demek ki unutmak, yok etmek değilmiş; sadece bazı acıları daha sessiz taşımayı öğrenmekmiş.
İnsan kendini tekrar eden günlerin içinde tanımaya başlar. Aynı uyanışlar, aynı yollar, aynı yüzler… Bir süre sonra hayatın kendisi değil, alışkanlıklarımız konuşur bizim yerimize. Kalp bile bazı yaralara itiraz etmeyi bırakır. Kanıksamak, insanın kendisine kurduğu en sessiz tuzaklardan biridir.
Bir zamanlar bizi yaralayan şeylere alıştığımızda, acının geçtiğini sanırız. Oysa bazen yalnızca sesini kaybetmiştir. İçimizde bir yerde yaşamaya devam eder. Sabahları yüzümüze bakmadan, geceleri uyumamıza izin vermeden. İnsan bazı yaralarını iyileştirmez; onlarla yaşamayı öğrenir.
Gelecek bazen incinmiş bir çocuk gibi yaklaşır. Geçmiş ise dönmeyeceğini bildiğimiz hâlde kapının önünde bekler. İkisinin arasında kalan insan, kendi hayatının ortasında yabancılaşır. Her başlangıç biraz umut, her son biraz hesaplaşmadır. Ve hayat, bize hiçbir zaman bütün cevapları aynı anda vermez.
Zafer diye anlattığımız şeylerin arkasında çoğu zaman sessiz mezarlar vardır. Yenilgilerin içinde ise kimsenin görmediği küçük direnişler. Dünyanın gürültüsü arasında insan sesi giderek azalır. Makinelerin, ekranların, kalabalıkların arasında kendi içimizden gelen o eski sesi duymakta zorlanırız.
Bazı ateşler artık duman çıkarmaz. Bazı güneşler ısıtmaz, bazı aylar eskisi kadar güzel görünmez. Dünya dönmeye devam eder ama insan bazen kendi yörüngesinden çıkar. Bir adım atarsın, nereye bastığını bilemeden. Sonra anlarsın: İnsan bazen yolunu değil, kendisini kaybetmiştir.
Geceler bu yüzden uzundur. İnsan karanlıkta kendisinden kaçamaz. Gündüzün kalabalığına sakladığı ne varsa gece karşısına oturur. Bir rüya görür, sabah onunla uyanır; fakat rüyanın ne anlattığını değil, içinde bıraktığı duyguyu hatırlar. Belki de sezgi dediğimiz şey, aklın sustuğu yerde kalbin konuşma biçimidir.
Hayatın içinde bayramlar da vardır, yaslar da. Kahkahalarla ağıtlar aynı sokaktan geçer. Bir yerde insanlar halay çekerken başka bir yerde biri sessizce bir mezarın başında bekler. İnsanlık dediğimiz şey biraz da bu çelişkilerin arasında ayakta kalma çabasıdır.
Geçmişimiz, suyun içinden ateşe yürüyen insanlar gibi. Kimi zaman bir dağın ardında, kimi zaman yıkılmış bir evin duvarında kalmışız. Sonra yıllar geçiyor ve yaşadıklarımız birer hikâyeye dönüşüyor. Bir zamanlar canımızı yakan şeyler, başkalarına anlatırken sıradan bir cümle oluyor. Belki insanın en büyük şaşkınlığı da budur: Bir gün kendi felaketini başkasına masal gibi anlatabilmek.
Özgürlük bazen uzaktan duyulan bir ıslık gibidir. Varlığını bilirsin ama nereden geldiğini bulamazsın. Peşinden gidersin, ses uzaklaşır. Durursun, yeniden duyarsın. Belki de bütün hayatımız, kaybettiğimiz şeylerin ardından yürümekle geçiyor.
Ve sonunda insan, elinde kalanlarla baş başa kalıyor. Eksilenlerin hesabını tutmadan, dönmeyenlerin ardından bakmadan, içindeki bütün kırıklarla yeniden ayağa kalkmaya çalışıyor. Çünkü hayat her şeyi geri vermiyor. Bazı insanları, bazı yılları, bazı ihtimalleri sonsuza kadar kendine saklıyor.
Yine de sabah oluyor.
Bir pencere açılıyor, uzaktan bir ses geliyor, sokak yeniden hareketleniyor. İnsan, bütün yorgunluğuna rağmen bir adım daha atıyor. Belki umut dediğimiz şey büyük bir ışık değil; karanlığın içinde vazgeçmeden atılmış küçücük bir adımdır.
Ve biz, kaybettiklerimizin gölgesinde bile yürümeye devam ediyoruz. Çünkü bazı yolların sonu yoktur. İnsan yürüdükçe kendine yaklaşır. Belki bütün mesele de budur: Dünyayı değiştiremesek bile, içimizde hâlâ değişebilecek bir yer bırakmak.