Mehmet Leblebici

[email protected]

Keçiören örneği, Türkiye genelinde daha kapsamlı bir mücadele modelini gündeme getirmeli

Araştırmacı Gazeteci-Yazar Mehmet Leblebici

Uyuşturucu ve uyuşturucuya bağlı bağımlılık, artık yalnızca belirli mahallelerin, belirli yaş gruplarının veya toplumun belirli kesimlerinin sorunu değildir.

Bugün bağımlılık tehdidi; ailelerin içine, okullara, iş yerlerine, sosyal yaşam alanlarına ve ne yazık ki kamu kurumlarına kadar uzanan çok boyutlu bir toplumsal sorun hâline gelmiştir.

Son günlerde Keçiören Belediyesi'nde gerçekleştirilen uyuşturucu ve uyarıcı madde taramasıyla ilgili kamuoyuna yansıyan gelişmeler, Türkiye'de uyuşturucuyla mücadele konusunda çok daha geniş kapsamlı bir tartışmanın yapılması gerektiğini göstermektedir.

Haberlere yansıyan bilgiler doğrultusunda gerçekleştirilen taramalar ve sonrasında başlatılan süreç, meselenin yalnızca bir belediye veya belirli bir kurumla sınırlı görülmemesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Burada asıl mesele yalnızca rakamlar değildir.

Asıl mesele şudur:

Biz uyuşturucu sorununu gerçekten ne kadar görüyoruz?

Ve daha da önemlisi:

Sorun ortaya çıktıktan sonra mı mücadele ediyoruz, yoksa ortaya çıkmadan önce önlem alabiliyor muyuz?

UYUŞTURUCU ARTIK “BAŞKALARININ SORUNU” DEĞİL

Yıllardır toplumumuzda uyuşturucu kullanımı konusunda yanlış bir algı oluşmuştur.

Uyuşturucu kullanan denildiğinde insanların zihninde genellikle belirli bir sosyal çevre, ekonomik durum veya yaşam tarzı canlanmaktadır.

Oysa bugün geldiğimiz noktada uyuşturucu tehdidinin herhangi bir sosyal sınıf, meslek grubu veya yaşam biçimiyle sınırlandırılamayacağı açıkça görülmektedir.

Uyuşturucu;

Zengin-fakir ayrımı yapmıyor,

Eğitimli-eğitimsiz ayrımı yapmıyor,

Kadın-erkek ayrımı yapmıyor,

Genç-orta yaşlı ayrımı yapmıyor,

Kamu çalışanı-özel sektör çalışanı ayrımı yapmıyor.

Bağımlılık, uygun ortamı bulduğu her yerde büyüyebilen ciddi bir toplumsal tehdittir.

İşte bu nedenle uyuşturucuyla mücadeleyi yalnızca sokak operasyonlarından ibaret görmek büyük bir eksikliktir.

Elbette uyuşturucu tacirlerine ve organize suç örgütlerine yönelik operasyonlar son derece önemlidir. Ancak uyuşturucuyla mücadele yalnızca satıcıyı yakalamakla veya kullanıcıyı tespit etmekle sınırlı kalmamalıdır.

Çünkü bir tarafta uyuşturucu arzı varsa, diğer tarafta da talep bulunmaktadır.

Uyuşturucu baronlarıyla mücadele ederken, aynı zamanda insanları uyuşturucuya yönelten nedenleri de ortadan kaldırmak zorundayız.

KEÇİÖREN ÖRNEĞİ NEDEN ÖNEMLİ?

Keçiören Belediyesi'nde yaşanan ve kamuoyuna yansıyan süreç, kurumların kendi bünyelerindeki olası riskleri görmezden gelmek yerine, sorunlarla yüzleşebilmesinin önemini ortaya koymuştur.

Çünkü bazen kurumlar açısından en kolay yöntem sorunları konuşmamaktır.

“Bizim kurumumuzda böyle bir şey olmaz.”

“Bizim çalışanlarımızın arasında böyle bir sorun yoktur.”

“Bu konu gündeme gelirse kurumun itibarı zarar görür.”

İşte tam da bu anlayış, sorunların yıllarca görünmez kalmasına neden olabilir.

Oysa gerçek mücadele, sorun yokmuş gibi davranmak değil, sorunla yüzleşebilme cesaretini gösterebilmektir.

Bu nedenle Keçiören'deki gelişme yalnızca bir belediyede yapılan uygulama olarak değerlendirilmemelidir.

Bu olay, Türkiye genelinde çok daha geniş kapsamlı bir tartışmanın başlamasına vesile olmalıdır.

Şu soruları cesaretle sorabilmeliyiz:

Kamu kurumlarında bağımlılıkla mücadele politikaları yeterli mi?

Belediyelerde çalışanlara yönelik bilinçlendirme programları uygulanıyor mu?

Özel sektör çalışanları için koruyucu programlar var mı?

Risk altındaki çalışanlara psikolojik destek sağlanıyor mu?

İş yerlerinde bağımlılık konusunda eğitim veriliyor mu?

Erken teşhis ve yönlendirme mekanizmaları oluşturuluyor mu?

Aileler yeterince bilinçlendiriliyor mu?

Bu soruların cevapları, gelecekte nasıl bir toplumda yaşayacağımız açısından son derece önemlidir.

MÜCADELE SADECE BİR BELEDİYEYLE SINIRLI KALMAMALI

Eğer uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımı toplumun her kesimine ulaşabilecek kadar ciddi bir tehdit hâline geldiyse, mücadele de yalnızca belirli kurumlarla sınırlı kalmamalıdır.

Türkiye genelinde kamu kurumları, belediyeler ve özel sektör kuruluşları kendi bünyelerinde bağımlılıkla mücadele politikalarını yeniden gözden geçirmelidir.

Elbette yapılacak her türlü uygulama;

hukuka, insan haklarına, kişisel verilerin korunmasına, iş hukukuna, sağlık mevzuatına ve masumiyet karinesine uygun şekilde yürütülmelidir.

Amaç insanları hedef göstermek değildir.

Amaç kurumları zan altında bırakmak değildir.

Amaç:

Sorun varsa erken fark etmek, yayılmasını önlemek ve insan hayatını korumaktır.

Bu kapsamda, ilgili mevzuat ve bilimsel risk değerlendirmeleri doğrultusunda;

Belediyeler,

Kamu kurumları,

Büyük özel sektör kuruluşları,

Organize sanayi bölgeleri,

Ulaşım sektörü,

Turizm işletmeleri,

Konaklama sektörü,

Gece eğlence işletmeleri,

İnsan yoğunluğunun yüksek olduğu çalışma alanları,

için bağımlılıkla mücadele ve farkındalık programları geliştirilmelidir.

ÖZELLİKLE EĞLENCE SEKTÖRÜ GÖZ ARDI EDİLMEMELİ

Uyuşturucu ve uyarıcı maddelerle mücadelede özellikle gece hayatı ve eğlence sektörünün de ciddi biçimde ele alınması gerektiğini düşünüyorum.

Pavyonlar, barlar, diskolar, gece kulüpleri, eğlence merkezleri ve benzeri işletmeler; gece geç saatlerde çalışma düzeni, yoğun insan hareketliliği ve farklı sosyal çevrelerin bir araya gelmesi nedeniyle koruyucu ve önleyici çalışmalar açısından özel önem taşıyan alanlardır.

Ancak burada önemli bir noktayı özellikle vurgulamak gerekir:

Hiçbir sektör veya çalışan grubu peşinen suçlu gibi gösterilemez.

Ama risk bulunan her alan bilimsel veriler ve hukuki çerçeve içerisinde değerlendirilmelidir.

Bu nedenle ilgili kurumların koordinasyonuyla, mevzuata uygun biçimde;

Farkındalık eğitimleri,

Bağımlılık konusunda bilgilendirme,

Gönüllü danışmanlık hizmetleri,

Psikolojik destek mekanizmaları,

İş yeri güvenliği programları,

Gerektiğinde yetkili kurumların hukuka uygun denetimleri

hayata geçirilmelidir.

Uyuşturucuyla mücadele, belirli sektörleri suçlamak değil; riskleri doğru analiz ederek önleyici politikalar geliştirmektir.

SADECE TEST YAPMAK ÇÖZÜM DEĞİLDİR

Burada çok önemli bir ayrım yapılmalıdır.

Uyuşturucuyla mücadele yalnızca test yapmak anlamına gelmez.

Testler, hukuka ve bilimsel standartlara uygun koşullarda uygulandığında erken tespit açısından önemli araçlardan biri olabilir.

Ancak tek başına test yapmak kapsamlı bir bağımlılıkla mücadele politikası değildir.

Çünkü bağımlılık çoğu zaman bir sonuçtur.

Peki insanları bağımlılığa götüren nedenler nelerdir?

Psikolojik sorunlar,

Travmalar,

Aile içi problemler,

Yalnızlık,

Sosyal dışlanma,

İşsizlik,

Gelecek kaygısı,

Depresyon,

Yanlış arkadaş çevresi,

Merak,

Kolay ulaşılabilirlik,

Sosyal medya üzerinden özendirme.

Eğer biz yalnızca sonuçla mücadele eder, nedenleri görmezden gelirsek başarı şansımız sınırlı kalacaktır.

Uyuşturucuyla mücadelede temel hedef:

İnsan uyuşturucuya başlamadan önce ona ulaşabilmek olmalıdır.

İkinci hedef:

Başlayan kişiyi bağımlı hâle gelmeden durdurabilmek olmalıdır.

Üçüncü hedef ise:

Bağımlı olan bireyi toplumdan dışlamak değil, tedavi ederek yeniden hayata kazandırmak olmalıdır.

SADECE KULLANICIYI BULMAK YETERLİ DEĞİLDİR

Uyuşturucuyla mücadelede üzerinde en fazla durulması gereken konulardan biri de budur.

Bir kişide uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımına ilişkin hukuken ve bilimsel olarak doğrulanmış bir bulgu ortaya çıktığında, elbette sağlık ve adli süreçler kendi kuralları içerisinde işletilmelidir.

Ancak mücadele yalnızca kullanıcıyla sınırlı kalırsa sorun çözülmez.

Şu soruların da yetkili makamlar tarafından hukuka uygun soruşturma yöntemleriyle araştırılması gerekir:

Uyuşturucu bu kişiye nasıl ulaştı?

Kim veya kimler temin etti?

Madde hangi dağıtım zinciri üzerinden geldi?

Başka kişilere de ulaştırıldı mı?

Ortada organize bir suç ağı var mı?

Uyuşturucu kendi kendine insanların cebine girmez.

Arkasında çoğu zaman bir tedarik ve dağıtım zinciri vardır.

Bu zincirin içerisinde;

Sokak satıcıları,

Aracılar,

Dağıtıcılar,

Organize suç grupları

bulunabilmektedir.

Elbette bu bağlantıların ortaya çıkarılması vatandaşların veya kurumların değil, yetkili kolluk kuvvetlerinin ve adli makamların görevidir.

Ancak mücadele politikalarının hedefi açık olmalıdır:

Sadece kullanıcıyı tespit etmek değil, uyuşturucuyu kullanıcıya ulaştıran suç ağlarını da ortaya çıkarmak.

Çünkü kaynak kurutulmadan mücadele eksik kalacaktır.

Talebi azaltırken, arzı ve dağıtım ağlarını da engellemek zorundayız.

UYUŞTURUCU TACİRİ İLE BAĞIMLI AYNI DEĞERLENDİRİLMEMELİ

Uyuşturucuyla mücadelede en önemli ayrımlardan biri de burada yapılmalıdır.

Uyuşturucu ticaretini yapan, bu maddeleri gençlere ulaştıran ve insanların bağımlılığı üzerinden kazanç sağlayan suç şebekeleriyle kararlı mücadele edilmelidir.

Ancak bağımlılık yaşayan kişiyi yalnızca suçlu olarak görmek ve toplumdan dışlamak sorunu çözmez.

Bir tarafta uyuşturucudan kazanç sağlayan organize yapılar vardır.

Diğer tarafta ise bağımlılık girdabına düşmüş ve çoğu zaman yardıma ihtiyaç duyan insanlar bulunmaktadır.

Bu nedenle mücadele iki temel üzerine kurulmalıdır:

1. Uyuşturucu tacirlerine karşı sıfır tolerans

Uyuşturucu üreten, taşıyan, satan ve özellikle çocukları ve gençleri hedef alan suç şebekelerine karşı devletin tüm kurumları koordineli ve kararlı şekilde mücadele etmelidir.

2. Bağımlılara tedavi ve rehabilitasyon

Bağımlılık yaşayan bireyler;

Tedaviye,

Psikolojik desteğe,

Aile danışmanlığına,

Sosyal rehabilitasyona,

Mesleki destek programlarına

ulaştırılmalıdır.

Çünkü tedavi edilmeyen bağımlılık, yalnızca bir bireyin değil, ailesinin ve çevresindeki insanların da hayatını etkileyen bir sorundur.

İŞ YERLERİNDE “BAĞIMLILIKLA MÜCADELE POLİTİKASI” OLUŞTURULMALI

Türkiye'de artık kamu kurumları ve belirli büyüklüğün üzerindeki özel sektör kuruluşları için yeni bir model tartışılmalıdır.

Her kurum kendi bünyesinde:

“Bağımlılıkla Mücadele ve Güvenli Çalışma Politikası”

oluşturmalıdır.

Bu politikanın temel başlıkları şöyle olabilir:

1. Farkındalık Eğitimleri

Çalışanlara uyuşturucu ve bağımlılığın sağlık, aile ve iş hayatı üzerindeki etkileri anlatılmalıdır.

2. Gizlilik Esaslı Danışmanlık

Yardım talep eden çalışanların damgalanmadan profesyonel destek alabileceği mekanizmalar kurulmalıdır.

3. Psikolojik Destek

Yoğun stres altında çalışan personel için psikolojik danışmanlık imkânları artırılmalıdır.

4. Risk Analizi

Her sektörün kendi çalışma koşulları dikkate alınarak risk değerlendirmesi yapılmalıdır.

5. Tedavi ve Rehabilitasyon

Bağımlılık sorunu yaşayan bireylerin uygun sağlık hizmetlerine ulaşması ve yeniden topluma kazandırılması desteklenmelidir.

OKULLARDA VE AİLELERDE MÜCADELE BAŞLAMALI

Uyuşturucuyla mücadele yalnızca yetişkinlere yönelik politikalarla başarıya ulaşamaz.

Mücadelenin en güçlü ayağı çocuklar ve gençlerdir.

Ancak gençlere yalnızca:

“Uyuşturucu kötüdür, kullanmayın”

demek yeterli değildir.

Gençlerin şu konularda bilinçlendirilmesi gerekir:

Bağımlılık nasıl başlar?

İlk kullanımın riskleri nelerdir?

Arkadaş baskısına nasıl karşı çıkılır?

Sosyal medya üzerinden özendirme nasıl yapılmaktadır?

Şüpheli durumlarda kimden yardım alınmalıdır?

Bununla birlikte gençlere alternatif yaşam alanları da sunulmalıdır.

Spor yoksa…

Sanat yoksa…

Kültürel faaliyet yoksa…

Sosyal alanlar yeterli değilse…

Boşlukları başka tehlikeler doldurabilir.

Gençleri korumak istiyorsak, onlara sadece yasakları değil, sağlıklı yaşam alternatiflerini de sunmalıyız.

Aileler de bu mücadelenin merkezinde yer almalıdır.

Bir anne veya baba çoğu zaman çocuğundaki değişimi ilk fark eden kişidir.

Ancak birçok aile ne yapacağını ve nereye başvuracağını bilmemektedir.

Bu nedenle belediyeler, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları ailelere yönelik eğitim programları düzenlemelidir.

BELEDİYELER VE SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI SAHAYA İNMELİ

Belediyeler uyuşturucuyla mücadelede çok daha aktif rol üstlenebilir.

Belediyeler yalnızca altyapı hizmeti sunan kurumlar değildir.

Aynı zamanda toplumun sosyal yapısına en yakın kamu kuruluşlarıdır.

Her belediyede, imkânlar doğrultusunda:

Bağımlılıkla Mücadele Koordinasyon Birimleri

oluşturulması tartışılmalıdır.

Bu birimlerde;

Psikologlar,

Sosyal hizmet uzmanları,

Eğitimciler,

Sağlık profesyonelleri,

Hukukçular,

İlgili kamu kurumlarının temsilcileri,

Sivil toplum kuruluşları

koordineli şekilde çalışabilir.

Sivil toplum kuruluşları da yalnızca belirli günlerde açıklama yapan yapılar olmamalıdır.

Mahalle mahalle…

Okul okul…

Aile aile…

Genç genç…

çalışmalar yürütülmelidir.

Uyuşturucuyla mücadele eden sivil toplum kuruluşlarının üniversiteler, belediyeler, sağlık kuruluşları ve ilgili kamu kurumlarıyla ortak projeler üretmesi büyük önem taşımaktadır.

TÜRKİYE İÇİN ULUSAL BİR STRATEJİ GEREKİYOR

Keçiören'de kamuoyuna yansıyan gelişmelerin ardından, Türkiye'nin daha kapsamlı bir mücadele modelini tartışması gerektiğine inanıyorum.

Belki de artık:

“Ulusal İş Yerlerinde ve Kurumlarda Bağımlılıkla Mücadele Stratejisi”

hazırlanmalıdır.

Bu strateji;

Önleme + Farkındalık + Erken tespit + Psikolojik destek + Tedavi + Rehabilitasyon + Suç ağlarıyla mücadele

başlıkları üzerine kurulmalıdır.

Çünkü yalnızca suç ortaya çıktığında harekete geçen sistemler, sorunların sonuçlarıyla mücadele eder.

Güçlü toplumlar ise sorun büyümeden önce önlem alır.

SONUÇ: SESSİZ KALMAK ÇÖZÜM DEĞİLDİR

Uyuşturucuyla mücadelede en büyük tehlikelerden biri sessizliktir.

Bir aile görmezden gelirse…

Bir öğretmen fark ettiği hâlde konuşmazsa…

Bir arkadaş “Beni ilgilendirmez” derse…

Bir kurum itibar kaygısıyla sorunu gizlerse…

Uyuşturucu daha fazla alan kazanabilir.

Bu nedenle Keçiören örneği, yalnızca birkaç günlük bir haber olarak görülmemelidir.

Bu gelişme, Türkiye'nin uyuşturucuyla mücadele politikasını daha geniş kapsamlı biçimde tartışması için bir fırsata dönüştürülmelidir.

Kamu kurumlarından belediyelere…

Özel sektörden eğlence sektörüne…

Okullardan üniversitelere…

Ailelerden sivil toplum kuruluşlarına kadar…

Herkes bu mücadelenin bir parçası olmalıdır.

Ancak unutulmamalıdır ki mücadele;

hukuk içerisinde, bilimsel yöntemlerle, insan haklarına saygılı ve insanı merkeze alan bir anlayışla yürütülmelidir.

Uyuşturucu tacirlerine karşı kararlılık…

Bağımlılık yaşayanlara karşı tedavi ve rehabilitasyon…

Gençlere karşı koruyucu politikalar…

Ailelere karşı bilinçlendirme…

Kurumlarda ise erken farkındalık ve önleme…

İşte gerçek ve kalıcı mücadele modeli budur.

Çünkü uyuşturucuyla mücadele sadece bir güvenlik meselesi değildir.

Bu mücadele aynı zamanda bir sağlık, eğitim, aile, sosyal politika ve gelecek meselesidir.

Ve artık şu gerçeği kabul etmeliyiz:

Uyuşturucuyla mücadele bir kurumun, bir belediyenin veya bir sivil toplum kuruluşunun tek başına başarabileceği bir mücadele değildir.

Bu, hepimizin ortak sorumluluğudur.

Bugün görmezden geldiğimiz her sorun, yarın kaybedebileceğimiz bir hayat olabilir.

Uyuşturucuya karşı mücadelede kaybedilecek zaman yoktur.

Çünkü mesele sadece bugünün değil, çocuklarımızın ve ülkemizin geleceğidir.

Mehmet Leblebici

Araştırmacı Gazeteci – Yazar

Sokağın Nabzı

📞 0530 791 11 72

📧 [email protected]