Kimin umurunda?

Elektrik faturaları fahiş geliyor. Sokaklar bakımsız, kaldırımlar yürümeye elverişsiz. Yeşil alanlar yetersiz, ağaçlandırma ise neredeyse yok denecek kadar az. Şehir büyüyor ama insanın nefes alacağı alanlar aynı hızla çoğalmıyor.

Sağlıkta ise tablo daha ağır. Hastalar tedavi için her gün başka kentlere gönderiliyor. İnsan, kendi yaşadığı şehirde en temel sağlık hizmetine ulaşamamanın çaresizliğini yaşıyor.

Bir yandan binalar yükseliyor, öte yandan işsizlik büyüyor. İş bulanların önemli bir bölümü ise düşük ücretle, güvencesiz ve sigortasız çalışmak zorunda kalıyor. Emeğin karşılığı azalırken hayatın maliyeti her geçen gün artıyor.

Bütün bunlar yaşanırken insan ister istemez soruyor:

Bütün bunları kim görüyor? Kim duyuyor? Kim dert ediyor?

Çünkü mesele yalnızca elektrik faturası değil. Mesele yalnızca bozuk yollar, yetersiz yeşil alanlar ya da başka kentlere yapılan hasta sevkleri de değil.

Asıl mesele, insanların yaşadığı yere ve kendi geleceğine dair umudunu kaybetmeye başlaması.

Silopi insanı ayrıcalık istemiyor. Büyük sözler de beklemiyor. Yaşadığı şehirde insanca yaşamak, gerektiğinde sağlık hizmetine ulaşabilmek, çalıştığında emeğinin karşılığını alabilmek ve çocuklarına daha güzel bir gelecek bırakabilmek istiyor.

Bunun adı lüks değil.

Bu, en temel yurttaşlık hakkı.

Bir şehrin gelişmişliği yalnızca yükselen binalarla ölçülmez. O binaların arasında yaşayan insanların ne kadar huzurlu, güvende ve umutlu olduğuna bakmak gerekir.

Silopi’nin sokaklarında bugün en çok buna ihtiyaç var: umuda, ilgiye ve sahiplenilmeye.

Ben bu kentin sessizliğine razı değilim.

Çünkü bu şehir benim için yalnızca asfalt, beton ve tabelalardan ibaret değil. Burada insanların hayatı, emeği, anıları ve yarınlara dair hayalleri var.

O yüzden söylemeye devam edeceğim.

Merhaba soylu sevdam…
Merhaba sahipsiz kentim Silopi.

Belki bazıları duymayacak.

Ama biz anlatmaktan vazgeçersek, gerçekten kimin umurunda olduğunu da hiçbir zaman öğrenemeyiz.