İnsanoğlunu doğadaki diğer tüm canlılardan farklı kılan olgu, insanın sorumluluk sahibi olması, akıl ve iradeyle donatılmış olmasından kaynaklanmaktadır. İçgüdüleriyle hareket edip seçim şansı bulunmayan diğer yaratılmışların aksine insanoğlu; kendi kararlarını özgürce verebilen, inançlar ve değer yargıları geliştirerek kendine özgü bir yaşam tarzı, "şahsiyet" inşa edebilen tek varlıktır. Dolayısıyla da bu seçme özgürlüğü ve şahsiyet olma vasfı, beraberinde kaçınılmaz bir bedel olarak sorumluluk ve mesuliyeti getirir; çünkü seçim ve tercih yapabilme kuvvetinin olduğu yerde hesap verebilirlik de başlar. Bu yüzden insandan hayatı boyunca dinî, ahlâkî, toplumsal ve hukukî her alanda iyi ile kötüyü ayırt ederek doğru yolu seçmesi istenir. Nitekim Kur’an’ı Kerim de, Kıyâme Suresi'nin 36. ayetinde konuya dair vurgulanan hüküm çok açıktır.
"İnsan, kendisinin başıboş (sorumsuz ve amaçsız) bırakılacağını mı sanıyor? Fermanıyla Âdemoğlunun attığı her adımın, tercih ettiği her yolun sonuçlarını üstlenmek zorunda olması gerektiğini ve bu sorumluluk bilinciyle hareket ettiğinde kendi varoluşunu anlamlandırabileceğini ve insan olmanın vakarını taşıyabileceğini müşahede etmekteyiz.
Bu durumda mesuliyet (sorumluluk), bir insanın hem kendi hayatının mimarı olması hem de içinde yaşadığı toplumu ayakta tutan gizli harç olarak ifade edilebilir. Kişinin sorumluluk sahibi olması, sadece kendisine verilen görevleri yerine getirmesi değil; eylemlerinin, sözlerinin ve hatta sessiz kalışlarının bile arkasında durabilme olgunluğudur.
"Konuyu daha iyi anlamak ve pekiştirmek için bir hikâyeye göz atalım mı? Ne dersiniz?"
Anlatılır ki, eski zamanlarda bir kral, halkının karakterini ve düşünce yapısını test etmek istemiş. Bunun için saraya çıkan en işlek ana yolun tam ortasına devasa bir kaya parçası yerleştirmiş ve sonra da insanların ne yapıp edeceğini gözlemlemek için yakındaki bir ağacın arkasına gizlenmiş.
Ülkenin bazı önde gelen tüccarları ve vezirleri oradan geçmiş. Kayayı kenara çekmek yerine, kralın yolları ihmal etmesinden ve durumun zorluğundan yüksek sesle şikâyet ederek etrafından dolanıp gitmişler; hiçbirisi kayayı kıpırdatmaya bile yeltenmemiş.
Bir süre sonra, sırtında ağır bir sebze sepeti taşıyan sıradan fakir bir köylü çiftçi oradan geçmiş. Kayanın yanına geldiğinde yükünü kenara bırakmış ve tüm gücüyle kayayı itmeye çalışmış. Kan ter içinde kalıp büyük bir çaba sarf ettikten sonra, nihayet kayayı yolun kenarına çekmeyi başarmış.
Sebzelerini tekrar sırtlamak için döndüğünde, kayanın durduğu yerde küçük bir "kese" olduğunu fark etmiş. Köylü keseyi açtığında içinde pek çok altın para ve kraldan yazılmış bir mektup bulmuş. Mektupta şöyle yazıyormuş:
"Bu altınlar, yoldaki engelleri kaldırma sorumluluğunu üstlenen kişiye verilen bir ödüldür."
O gün bugündür köylü çiftçinin taşıdığı sorumluluk bilinci dillere pelesenk olmuş günümüze kadar gelmiş ve sorumluluk ile ilgili anlatılarda başat bir rol almıştır. O zaman rahatlıkla şunu söyleyebiliriz. Sorumluluk bilinciyle yapılan her iş kalıcı izler bırakır ve bugün bu gerçeği biz dile getirmiş olduk. Dolayısıyla insan, sorumluluk bilinciyle hareket ederek “Geleceğini Kendisi inşa eder.
Sonuç olarak; Hayat, yola çıkanların önüne her zaman büyük taşlar ve engeller koyacaktır. Sorumluluk sahibi insan, o taşı orada bırakanları şikâyet ederek ömür tüketen değil; elini taşın altına koyup altındaki altınları (fırsatları, tecrübeyi ve bilgiyi) keşfeden kişidir. Unutulmamalıdır ki; yükü omuzlayanlar olmasa, yollar yürünmez kalırdı. Sorumluluk bilinciyle yapılan her iş kalıcı izler bırakır.