Ribâ, Fıkıh literatüründe “borç verilen bir parayı veya malı belli bir süre sonunda belirli bir fazlalıkla yahut borç ilişkisinden doğan ve süresinde ödenmeyen bir alacağa ek vade tanıyıp bu süreye karşılık onu fazlalıkla geri almanın veya bu şekilde alınan fazlalığın adıdır. Türkçe’de kullanılan “faiz” kelimesi de Arapça kökenli olup genelde ribâ ile eş anlamlı kabul edilir”.(1)

Ribâ kelimesi Kur'an-ı Kerîm'in nazil olduğu dönemde "Borçludan, borç süresi (vâde) mukabili alınan fazlalık" için kullanılmaktaydı. Bu yönüyle ribâ mefhumu Türkçede kullandığımız faiz kelimesinin tam olarak karşılığıdır.(2)

İslamdan önce Câhiliye döneminde Araplar arasında (Mekke, Tâif ve Medine'de) Faiz uygulaması çok yaygındı. Faizciler ihtiyaç sahiplerine vadeli borç verirlerdi. Süre sonrasında anaparaya ek olarak Faiz (fazlalık) talep ederlerdi. Malum borç ödenemediği takdirde vade uzatılarak Faiz artırılırdı. Ve böylece borçlular aldıklarının kat kat fazlasını ödemek zorunda kalırlardı. Toplum arasında bu uygulama o kadar uygulanırdı ki, Faiz helal bir ticaret gibi meşru görülüyordu.(3)

İnsanlarda kökleşmiş kötü alışkanlıklarından vazgeçmesi çok zor olduğundan dolayıdır ki peygamberler ve ıslahatçılar tedricî bir metod uygulamışlardır. Müminlerin annesi Hz. Âişe'nin (r.a) buyurduğu gibi, İslam'ın ilk döneminde kalpler İslam’a ısındıktan sonra hükümler inmeye başlamış, yoksa içki ve zina gibi kötü alışkanlıkların yasak olarak kabul edilmeleri doğrudan kabul görmezdi.

Bu nedenle içki, kumar ve faiz gibi dönemin toplumunda yer edinmiş adetler birdenbire değil, aşamalı olarak yasaklanmıştır. Örneğin içki üç safhada Faiz de 4 aşamada haram kılınmıştır. Faize dair ilk ayet Mekke’de nazil olan Rûm Suresi 39. Ayetidir. Mealen; "İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz herhangi bir Faiz, Allah katında artmaz." Daha sonra Medine’de Faiz ile ilgili nazil olan Nisâ sûresi'nin 160-161. Ayetlerinde Faiz’in müslümanlara yasaklandığına dair açık bir hüküm olmamakla beraber Faiz almanın son derece kötü, çirkin ve uzak durulması gereken bir iş olduğuna dikkat çekilmiştir. Âl-i İmrân sûresi'nin 130. Âyetiyle Faiz ilk defa müslümanlara haram kılınmıştır. "Ey iman edenler, faizi kat kat alarak yemeyiniz. Allah'tan sakının ki başarıya ulaşasınız." En son Bakara sûresinin 275-281'inci âyetleriyle de her türlü faiz kesinlikle haram kılınmıştır. Faizi kesinkes yasaklayan bu âyetlerin meâlleri; “Faiz yiyenler, mahşerde ancak Şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların "alış-veriş de Faiz gibidir" demelerindendir. Oysa, Allah alış-verişi helal, Faizi ise haram kılmıştır. Artık kime Rabbından bir öğüt gelir de faizcilikten vazgeçerse, geçmişi kendisinedir, onun işi (bağışlanması) Allah'a aittir. Kim de faizciliğe dönerse, işte onlar Cehennemliktir ve orada ebedi kalacaklardır.”(3)

Hz. Peygamber de (sav), "Toplumu helâk eden şu 7 şeyden sakınınız buyurarak ümmetini ikaz etmiştir. Helâke götüren bu 7 şey den birinin Faiz olduğunu görüyoruz.

1 - Şirk (Allah'a ortak koşmak).

2 - Sihir yapmak.

3 - Savaş ve kısas gibi meşru' bir sebep olmadan adam öldürmek.

4 - Faiz almak.

5 - Yetim malı yemek.

6 - Savaşta düşmandan kaçmak.

7 - İffetli kadınlara iftira etmektir (Buhârî, Hudûd, 44.) " buyurmuştur.

Faizin sadece İslam'da değil, diğer semavi dinlerin kutsal kitaplarında da (Tevrat ve İncil) yasaklanmıştır. Bakınız Tevrat’ta;

"Eğer kavmine, yanında olan bir fakire ödünç para verirsen, ona murabahacı (Alış fiyatı veya maliyet üzerine belli bir kâr ilâvesiyle yapılan bir tür güvene dayalı satış sözleşmesi anlamında fıkıh terimi) olmayacaksın. Onun üzerine faiz koymayacaksın." (Tevrat, Çıkış Bölümü, Bab: 22, âyet: 25).

"Ve eğer kardeşin fakir düşer ve senin yanında zayıf olursa, ona yardım edeceksin; senin yanında garip ve misafir gibi yaşayacak. Ondan faiz ve kâr alma. Allah'tan kork, tâ ki kardeşin senin yanında yaşasın." (Tevrat, Levililer Bölümü, Bab 25, âyet: 35-36).

İncil de ise;

"Eğer kendilerinden almayı ümid ettiğiniz kimselere ödünç verirseniz, ne mükâfatınız olur? Günahkârlar bile, günahkârlara karşılığını almak üzere ödünç verirler. Fakat düşmanlarınızı sevin, onlara iyilik edin ve hiç ümidsiz olmayarak ödünç verin; karşılığınız büyük olacaktır." "Luka İncili, Bab: 6, âyet: 34-35) hükümleri yer almaktadır.

Gelgelelim asıl mevzuya yukarıda ki malum bilgileri niye tekrar etmek zorunda kaldık. Son iki üç yıldır bölgemizde, birçok ailenin ocağını söndüren, telafisi imkânsız acılara yol açan ve adeta insanları canından bezdiren tefecilik belası son derece tehlikeli bir boyuta ulaştığını yanı başımızda yaşanan olaylardan görüyor biliyoruz. Vicdan denen duyguyu tamamen yitirmiş bu Faizcilerin meydanlarda açıkça kol gezdiği, zor durumdaki insanları bir avcı edasıyla gözlerine kestirerek yeni kurbanlar avlamak ve onları çaresizlik ağlarına düşürmek için adeta fırsat kolladıkları gerçeği, tüm bölge halkının bildiği ve yakından şahit olduğu acı bir gerçektir.

Yaşanan bu ahlaki çöküntünün neticesinde, daha geçen aylarda bu acımasız şebekenin ağına düşen bir vatandaşımızın son çareyi canına kıymakta bulması hepimizi derinden sarsmıştır. Bu çok sarsıcı olaydın sonra, son birkaç gündür bölgenin yerel sosyal medya hesaplarında ve dijital platformlarda paylaşılan ibretlik hikâyeler, tehditler ve yaşanan mağduriyetler, bu meselenin ne denli vahim bir boyuta ulaştığını ve ne kadar büyük trajedilerin var olduğunu gözler önüne sermektedir.

Bütün bu karanlık tablo içerisinde, dün akşam İdil’de Metin isimli genç bir hemşehrimiz bu vicdansız şebeke ve ağlara aynı zamanda kabul-i imkânsız bu zulme karşı cesurca sesini yükseltmesi, toplumun artık bu baskıya başkaldırdığının en bariz örneğini teşkil etmektedir. Yaşanan bu son gelişmeler, tefecilik illetinin sadece bireysel bir borç meselesi olmadığını, aksine tüm toplumun huzurunu ve geleceğini tehdit eden büyük bir güvenlik ve vicdan sorunu haline geldiğini açıkça gözler önüne sermektedir.

Sonuç olarak tefecilik helal kazanca gölge düşüren belâdır. Ocaklarımıza ateş düşüren, aileyi kökünden sarsan, insanlık dışı bir sömürü düzeninin adı olan Tefecilik, görünmeyen prangalarla masum insanları hedef almaktadır. Bu karanlık odaklara fırsat vermeyelim; helal dairede rızık aramanın bereketine sarılalım ve bu toplumsal yarayı hep birlikte kapatmak için el ele verelim. Unutmayalım ki haksızlığa karşı susan, dilsiz şeytandır. Evlatlarımıza sahip çıkalım ve vicdanlarımızı bu sömürüye karşı daima diri tutalım.

Kaynakça

1.İsmail Özsoy, Faiz, TDV İslam Ansiklopedisi 12. Cilt, s. 110-126

2. https://sorularlaislamiyet.com/kaynak/faiz-riba-tefecilik

3. https://sorularlaislamiyet.com/kaynak/faiz-riba-tefecilik