3 Ağustos 2014 yılı, Êzidi halkının hafızasına tarihin en karanlık ve aynı zamanda en acı verici kırılmalarından biri olarak kazınmıştır. Şengal (Sincar) Coğrafyası, o gün insanlık tarihinin şahit olduğu en barbarca saldırılardan birine sahne oldu.

DAEŞ’ın Şengal’e girmesiyle başlayan vetire, binlerce yıldır köklü bir kültür ve inanca sahip olan Êzidi toplumu için bir soykırıma dönüştürülmüştür. Katledilen sayısız erkek ve kadınların yanı sıra kaçırılarak köle pazarlarında satılan çocuklar bir vahşete maruz bırakıldılar. Binlerce insan da ağustos ayının kavurucu sıcağında Şengal Dağı’na sığınarak hayatta kalma mücadelesi verdi.

Bu hadisede irdelenmesi gereken hususlardan biri de yapılan bu zulüm ve vahşetin İslam adına ya da İslam’ın bazı simge ve argümanlarının kullanılarak hayata geçirilmeye çalışılmasıdır. Oysaki geriye dönüp bakıldığında İslam medeniyetinin yayıldığı coğrafyalarda farklı inanç yapılarının (Yahudiler, Hristiyanlar, Êzidiler, Zerdüştler) olsun yüzyıllar boyunca kendi kimlikleriyle varlıklarını sürdürebilmiş olmaları, bu temiz odaklı çoğulcu yaklaşımın bir kanıtı olduğunun göstergesidir.

Şayet İslam’ın özü iddia edildiği gibi bu terör örgütlerinin yapıp ettikleriyle bir olsaydı, Ortadoğu’nun bu en kadim gruplarının bugüne kadar ulaşmaları imkânsız olacaktı. Adı barış ve esenlik olan İslam dini, savaş hukukunda bile sivillere, çocuklara, kadınlara, din adamlarına ve ibadethanelere dokunulmasını kesin bir dille yasaklanmışken; bu gibi gruplar tarihsel bağlamından koparılmış bazı ifadeleri alıp mutlaklaştırarak aslında dini yaşamak gibi bir eylem ve düşüncelerinin olmadığını bilakis dini kendi güç ve arzularına kılıf yaparak bir egemenlik kurmak gibi bir hedeflerinin olduğunu tüm dünya müşahede etti.

DAEŞ’in yaptığı barbarlığı İslam’ın merhamet, adalet ve barış odaklı insani yüzünü temsil edemediğini aksine İslam’ın çoğulcu ve bir arada yaşama kültürünü yok etmeye çalıştığını dünya âlem gördü.

Tarihin en eski inançlarından birine ev sahipliği yapan bu coğrafya, 3 Ağustos 2014 yılında insanlık onurunun ve vicdanının çok derin bir yara aldığı bir zulmete tanıklık etti. Güya kendilerini en mukaddes değerlerin temsilcisi ilan eden bu yapının, çok temiz, çoğulcu ve insani odaklı bir inanç geleneğini kendi kirli ideolojik fikirlerine alet ederek gerçekleştirdikleri bu saldırı, Êzidi halkının hafızasında silinmez bir katliam olarak yerini aldı. Mazlum bir halkın çığlığı yalçın kayalıklarda yankılanırken, kutsal kavramların arkasına sığınılarak işlenen bu suç, hem ilahi adalete hem de insanlığın ortak mirasına karşı yapılmış en büyük ihanetlerden biri olarak tarihe geçti.

Yüreğimdeki bu derin sızıyı ve adaletsizliğe karşı yükselen o içsel isyanı bir Kürtçe şiirle ifade etmeye çalıştım.

SISÊYÊ HEYVA TEBAXÊ

Sisêyê heyva tebaxê

Rojên agir digrê axê

Pir serî je kirin wi çaxê

Ne emrê Xweda l’vê xakê

Liser navê dîn û îman

Gelek kuştin ruh û gîyan

Heta bi zarok û jinan

Vê ne emrê Xweda bizan

Mixabin û sed mixabin

Dîn wuha dane naskirin

Sinorê dîn derbaskirin

Emrê Xweda l’birneanin

Dê û babên we tev yekin

Âdem û Hewa meyzekin

Xwe li ser hev mezin nekin

Mezin Xweda çava vekin

Muzaffer AYKUT

03/08/2026