Değer üreten bir varlık olması hasebiyle İnsan, aklın rehberliği ve iradenin gücüyle eşsiz bir varlıktır. Ayrıca, bağışlama, cömertlik, cesaret, itidal, nezaket, hoşgörü, alçakgönüllülük, kalbî temizlik, sadelik, sabır, iyi niyet, minnet ve vefâ gibi erdemler; yalnızca insana mahsus olan ve diğer canlıların dünyasında yer bulmayan en yüce vasıflarla da bunu pekiştirmektedir.
Yapılan iyilikleri asla unutmamak, sözünde durmak sevgide ve dostlukta süreklilik göstermek gibi anlamlara gelen Vefâ, İslâm ahlâkının en temel yapı taşlarından biridir. İslâmî gelenekte Vefânın en ûlvî boyutu kulluk bilinciyle başlar ve kendisine yapılan geçmişteki iyilikleri bir borç bilip nankörlükten kaçınması, üstlendiği sorumlulukları eksiksiz yerine getirmesi ve sosyal hayatta da insanın dostuna zor gününde sırt çevirmemesi şeklinde ifade edilebilir.
2010 yılında adım attığımız O dönemin Şırnak'ında; dağından taşına, yediden yetmişe herkesin insancıl ve samimi yaklaşımıyla kucaklandık. Görevimiz gereği halkla hep iç içeydik; tarlada, sokakta, kamu kurumu dairelerinde herkesle doğrudan bir diyaloğumuz vardı. Ve bu halktan gördüğümüz şey, sadece bir nezaket değil, adeta bir hizmet etme aşkı ve derin bir sadakat idi. Bu hüsnüzan sadece bize mi gösterilmişti? Tabii ki hayır. Dışarıdan buraya gelen hangi kamu çalışanı, hangi askeri personel, hangi memur olursa olsun aynı sıcaklıkla hep karşılanmışştır. Önyargılarla, kafalarında binbir soru işaretiyle Şırnak’a gelip de birkaç ay sonra Şırnak halkıyla can ciğer kuzu sarması olan ve buradan ayrılırken deyim yerindeyse gözyaşı sel olan nice insanlar gördük.
Daha ne mi gördük!
Kamu kurumu kapılarında çevre ilçelerden resmi işlemleri için gelen insanlara gösterilen kucaklayıcı yardımseverlik, başka şehirlerde pek nadir görülecek türdendi. Oturtulup ikram edilen o bir bardak sıcak çay ya da kavurucu sıcakta uzatılan bir bardak soğuk su, sıradan bir ikram değil, gönül sofrasının kurulduğunun en saf tertemiz göstergesiydi.
Dolayısıyla Şırnak; buraya gelen herkese maddi veya manevi anlamda omuz vermiştir. Nice kamu personeli buradan en güzel dostluklarla, hayatının en kıymetli birikimleriyle ve hatta görevinde en üst makamlara yükselerek ayrılmıştır. Örneğin; bugün Şırnak Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak başlayıp profesör unvanına ulaşan, ilim ve akademi dünyasında zirveye çıkan nice kıymetli hocamızın yetişmesinde bu gönül coğrafyasının, bu toprağın ve bu mert insanın katkısı kesinlikle yadsınamaz.
Peki, biz bu Âlîcenaplığa bu güzelliğe karşılık ne yaptık? Bu Vefâ imtihanında kendimizi gerçekten nerede konumlandırabiliriz? Diye bu soruyu hiç sorduk mu kendimize?
Öncelikle kendi adıma söylüyorum; ben sordum. Ve bu satırları, o vicdani muhasebenin, o derin Vefâ borcunun bir semeresi olarak kaleme alıyorum. En azından bu hakikati köşeme taşıyarak, tarihe not düşerek bu güzel diyara ve onun yüce gönüllü insanına karşı minnettarlığımı belirtmek istedim.
Dağıyla, taşıyla ve insanıyla güzel bu olan bu coğrafya ya bu coğrafya insanına dair şiirler yazmaya çalıştık mısralar karaladık; ama biliyoruz ki bu kadarı yetmez. Şayet günün birinde daha geniş imkânlara sahip olursak, bu kadim topraklara ve insanına olan borcumuzu ödemek için asla geri durmayız. Şırnak ve güzide halkı bunu böyle bilsin; bu dağların arkasında kalbi bu şehirle atan, gördüğü iyiliği asla unutmayan Vefâkar bir duruş her daim var olmaya devam edecektir. Bu böyle biline sevgili ŞIRNAKLILAR…
Son olarak Şırnak ile ilgili kaleme aldığımız, duygularımızı ve ilhamımızı paylaştığımız pek çok şiirden birini takdirlerinize sunmamız bir kadirşinaslık ve vefa borcu olarak görüyorum.
Bu mısraları hem geçmiş güzel günlerin bir hatırası hem de geleceğe bırakılmış mütevazı bir iz olarak not ediyorum. Fikirlerimizin ve hislerimizin ilmek ilmek işlendiği bu dizeler sanatın birleştirici gücüyle, sadece kelimelerin değil, aramızdaki dostluğun, paylaşımın ve ortak ruhun birer nişanesi olarak değerlendiriyorum.
Muzaffer AYKUT
13/08/2026
ŞIRNEX A PÎROZ
“Wa Şirnexa pîroz û rengîn
Ji ayeta Qurana Mübîn
Pîrozî ya xwe wergirtiye
Bi dil û can û hem bi evîn
Delîl ew e dia kir nebî
Her du dest hilda û goti bî
Ya Rab enzilnî li wî cihê
Bi bereket e ser û binî
Xwedê ravestand keştîya Nûh
Ser çiyayê Cûdîyê memdûh
Hatin xilaskirin ji tofan
Siftaha hamdê bikin meftûh
Anît in çiqas hemd ên heyi
Ya Rab te xwe li me kir xweyi
Çendî em pesnê te bidin jî
Em zan in kêm e bo Xwedayi” (1)
Kaynakça
1. Muzaffer AYKUT, Hîs Hestên Ji Dil, Şırnex A Pîroz, Kelam Yayınları 2025. S.23