Tarih yalnızca geçmişte yaşanan olayları kayda geçirmez, aynı zamanda bugünü anlamanın ve yarını daha adil inşa edebilmenin en güçlü pusulasıdır. Geçmişte yaşanan acıları doğru okuyamayan toplumlar, aynı hataları farklı biçimlerde tekrar etmeye tutsaktır.Bu nedenle İkinci Dünya Savaşı yıllarında Japon İmparatorluğu'nun konfor kadınları sistemi, yalnızca savaş tarihinin karanlık bir sayfası değil insan hakları, kadın emeği ve toplumsal vicdan açısından da üzerinde durulması gereken evrensel bir sorundur.
*
Uzun yıllar Kore, Çin, Filipinler, Endonezya ve Asya'nın farklı bölgelerinden binlerce kadın; aldatılarak, zorla ya da baskı altında ne yazık ki askeri genelevlere götürüldü. Çoğu henüz çocuk yaşta hayatlarının en ağır travmalarıyla yüzleşti. Hayatta kalmayı başaranların önemli bir kısmı ise savaş bittikten sonra bile susmakla tehdit edildi. Onların yaşadığı bu ağır travmalar yalnızca bedenlerinde değil toplumların vicdanında da derin yaralar bıraktı.
*
Harvard Üniversitesi Profesörü J. Mark Ramseyer'in bu kadınların gönüllü olarak çalıştığını ileri süren makalesi, yalnızca akademik bir tartışma yaratmadı aynı zamanda tarih yazımında bilimsel sorumluluğun, etik ilkelerin ve mağdurların sesine kulak vermenin ne kadar hayati olduğunu yeniden gösterdi.Bir insanın yaşadığı acıyı belgeler ortadayken tartışmaya açmak, yalnızca tarihsel bir yorum değil aynı zamanda mağdurun hafızasını ikinci kez yaralamaktır.
*
Bu nedenle tarihçiler, hukukçular, gazeteciler ve insan hakları araştırmacıları ortak bir duruş sergileyerek arşiv belgeleri, tanıklıklar ve uluslararası mahkeme kayıtlarıyla gerçeği ortaya koymaya çalıştı. Birleşmiş Milletler de bu anlamda 1996 tarihli bir raporunda, savaş döneminde çok sayıda kadının Japon askerleri için seks kölesi olarak zorla çalıştırıldığını belirtmiştir.
*
Birçok tarihçi, makalenin yeterli kanıta dayanmadığını ve iddia edilen sözleşmelerle ilgili tarihsel kanıtlar bulunmadığını vurgulayarak Harvard Üniversitesi'nden Japonya hukuku profesörü J. Mark Ramseyer'i sert bir şekilde eleştirdi.
*
Bu tepkiler aslında verilen mücadele yalnızca bir makaleye cevap vermekle kalmadan insan onurunu, bilimsel dürüstlüğü ve tarihsel hafızayı koruma mücadelesi oldu. Aynı zamanda günümüzde de kadınların yaşadığı hak ihlallerini gözler önüne serdi. Bu hak ihlalleri elbette aynı yöntemlerle sürmüyor ancak biçim değiştirerek varlığını devam ettirdiğini görmek zor değildir.
*
Dün savaşın gölgesinde zorla çalıştırılan kadınlar vardı; bugün ise birçok kadın görünen cam vitrinlerinde, ücret eşitsizliğinin, mobbingin, kayıt dışı istihdamın ve kariyer basamaklarında karşılaştığı ayrımcılığın içinde mücadele veriyor. Baskının şekli değişmiş olabilir fakat kadın emeğini değersizleştiren anlayış, ne yazık ki dünyanın birçok yerinde hâlâ yaşamaya devam ediyor.
*
Sosyal araştırmalar da bu gerçeği açık biçimde ortaya koyuyor. Kadınların iş gücüne katılımı arttıkça ekonomik kalkınmanın hızlandığı, şirketlerin daha sürdürülebilir kararlar alabildiği ve toplumsal refahın yükseldiği birçok uluslararası raporda vurgulanıyor.
*
Buna rağmen aynı işi yapan kadınların birçok ülkede hâlâ erkeklerden daha düşük ücret aldığı, üst yönetim kademelerinde yeterince temsil edilmediği ve bakım sorumluluklarının büyük bölümünü tek başına üstlenmek zorunda kaldığı da inkâr edilemez bir gerçek olarak karşımızdadır.
*
Ramseyer tartışmasının belki de en önemli yönü, gerçeğin ancak bilimsel kanıtlarla ve ortak vicdanla korunabileceğini göstermesidir. Gazetecilerin titiz araştırmaları ile akademisyenlerin bilimsel incelemeleri birleştiğinde, tarihsel gerçeklerin çarpıtılmasına karşı güçlü bir dayanışma ortaya çıktı. Bu süreç bize, bilimin yalnızca bilgi üretmek için değil hakikati savunmak için de var olduğunu gösterdi.
Geçmişte yaşanan acıları yalnızca tarih kitaplarının sayfalarına hapsetmek yerine o acıları anlamak, mağdurların sessizliğini duyabilmek ve bugünün çalışma hayatını daha adil hâle getirecek politikalar üretmek gerekir.
*
Kadınların yalnızca istihdam edilen bireyler değil karar verici, yönetici, akademisyen, bilim insanı, girişimci ve değişimin öncüsü olarak yer aldığı bir toplum inşa etmek, geçmişte yaşanan adaletsizliklere verilecek en anlamlı cevaptır.
*
Son olarak konfor kadınları meselesi yalnızca bir tarih tartışması değildir. Bu konu; kadın emeğinin sömürülmesine, insan onurunun hiçe sayılmasına ve hakikatin inkâr edilmesine karşı verilen evrensel mücadelenin simgelerinden biridir. Dün gerçeği susturmaya çalışan anlayışlar vardı; bugün ise bilimin, hukukun ve insan vicdanının ışığında gerçeği savunan insanlar var.
*
Çünkü güçlü toplumlar, yalnızca geçmişleriyle yüzleşebilen toplumlar değildir aynı zamanda geçmişin acılarından ders çıkararak hiç kimsenin cinsiyeti nedeniyle ayrımcılığa uğramadığı, emeğinin değersizleştirilmediği ve insan onurunun her şeyin üzerinde tutulduğu bir gelecek kurabilen toplumlardır. Tarihin gerçek anlamı da tam olarak burada gizlidir.