Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle “Âlemlere rahmet olarak gönderilen peygamberimiz Hz. Muhammed’in” (s.a.v.) dünyaya teşrif ettiği geceyi ifade eden Mevlîd Kandili, asırlardır bütün İslam âleminde bir ihtiram, sevgi ve coşkuyla yâd edilen müstesna bir zaman dilimidir(1).

Ülkemizde de Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 1989 yılında başlattığı ve 2017'deki düzenlemeyle Mevlîd-i Nebî Haftası adını alan süreç, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) örnek ahlakını bilimsel, kültürel ve toplumsal etkinliklerle anlatmayı amaçlayan irfanî bir hafta olarak kutlanmaktadır. Mevlîd-i Nebî, ilmi ve fikri faaliyetlerin yürütüldüğü kültürel bir platform olup "Anmaktan anlamaya" düsturuyla günümüz sorunlarına nebevi çözümler sunmayı hedefleyen ve her yıl akademisyenlerin, STK'lar ve kamu kurumlarının katılım ve katkılarıyla toplumsal bir tema belirlenerek ve bu tema çerçevesinde cezaevlerinden huzurevlerine, okullardan gençlik merkezlerine kadar toplumun her kesimine ulaşan programların düzenlenip tertip edildiği bir hafta olarak kutlanır. Düzenlenen bu sempozyumlar ve yayımlanan bildiri kitapları aracılığıyla, gelecek kuşaklara Hz. Muhammed'in (s.a.v.) örnekliğini aktaran çok önemli bir akademik ve kültürel bir birikim kazandırılmaktadır(2).

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş, "Mevlid-i Nebi Haftası’nın bu yılki temasını, “Peygamberimiz ve Güzel Ahlak” olarak belirlediklerini ve bir hafta boyunca da yapılacak etkinliklerle Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) örnek hayatına ve onun şahsında tecessüm eden İslam ahlakına dikkat çekileceğini ve bu hususta toplumsal bir duyarlılık ve bilincin oluşmasına katkı sağlanacağını ifade ettiler.

Kutlanan bu mübarek gece ya da hafta, sadece tarihsel bir doğum gününü hatırlama vesilesi değil; aksine Peygamber efendimiz'in (s.a.v.) güzel ahlakını, insanlığa kazandırdığı adalet ve merhamet ilkelerini yeniden tefekkür etme zamanı olarak değerlendirilmektedir. Hz. Muhammedi (s.a.v.) anlamak, getirdiği nurla hayatı yeniden aydınlatmak demektir.

Neden diye bir soru sorulursa şayet; çünkü Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) şahsiyeti, insanlık için ahlakın, adaletin ve merhametin şahikasını temsil eder. Kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerîm onun bu konumunu Muhakkak ki sen pek yüce bir ahlâk üzerindesin(3) ayeti kerimeyle ferman buyurmaktadır.

Ayrıca Hz. Âişe Validemize Hz. Peygamberin ahlakı ile ilgili sorulan bir soruya ( كان خلقه القرآن يرضى لرضاه ويسخط لسخطه) “O’nun ahlakı Kur’an dı. Kur’an’ın razı olduğu şeylere razı olur, Kur’an’ın öfke duyduğu şeylere O da kızardı.” Sözüyle yanıt vermiştir.

Yüce Allah’ın “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik” fermanı gereği Hz. Peygamberin rahmeti tüm insanlara, çocuklara, yetimlere ve hatta hayvanlara kadar tüm canlıları kapsardı. İnsanlara değer verir, meclisinde kimseyi hor görmezdi. “Kardeşinin yüzüne tebessüm etmen sadakadır” buyurarak tebessümü dahi bir iyilik saymış; ciddiyet ile merhameti, şecaat ile yumuşak huyluluğu bünyesinde dengeli bir şekilde birleştiren yüce bir ahlaka sahip idi. Şahsi intikam peşinde koşmaz; kendisine yapılan kötülükleri affeder, nezaketi ve müsamahayı esas alırdı. Hak hukuk konusunda akraba veya statü ayrımı yapmaz, hukuku herkes için eşit uygulardı. Vahiy almasına rağmen toplumsal, askeri ve idari kararlarda ashabıyla istişare eder; ortak aklı ve liyakati öne çıkarır öyle hareket ederdi.

Mevlîd Kandili, asırlar boyudur Hz. Peygamber efendimizi örnek bir şahsiyetin numunesi olarak anlatı, vaaz ve etkinliklerle büyük bir çoşku ve saygınlıkla kutlanmaktadır. Ancak bu kutlamalar beraberinde tartışmalarda getirmiştir. Bu tartışmalar Mevlîd Kandili'nin dini hükmü ve "bid'at" olup olmadığı yönündeki tartışmalardır. Mesele İslam âlimleri tarafından iki temel bakış açısıyla ele alınmış olup kısaca şunlar söylenebilir.

1. Bid'at Görüşü (Eleştirel Bakış): Peygamber Efendimiz (s.a.v.) döneminde, Dört Halife devrinde veya Ashab-ı Kiram zamanında hususi bir Mevlîd kutlaması yapılmamıştır. Dinde asıl olan sünnete tabi olmaktır. İbadet formatında sonradan ihdas edilen her yeni uygulamanın dini tahrif etme riski taşıdığı değerlendirilir.

2. Bid'at-ı Hasene (Güzel Yeni Uygulama Görüşü/Kabul Eden Bakış)

İmam Nevevi, İbn Hacer el-Askalani ve Celaleddin es-Suyuti gibi önde gelen âlimler bu anmayı desteklemiştir. Peygamber efendimiz’e salavat getirmek, onun hayatını öğrenmek, Kur'an okumak, sadaka vermek ve fakirleri sevindirmek zaten dinen teşvik edilen amellerdir. Bunların bir gece vesilesiyle toplu halde yapılması "bid'at-ı hasene" (güzel bid'at) olarak kabul edilir.

Hülasa Mevlîd kandilini kutlamak, fıkhî anlamda farz veya sünnet gibi bağlayıcı bir ibadet değildir. Lakin bu geceyi Hz. Peygamber efendimizin (s.a.v.) sevgisi etrafında kenetlenmek, Kur’an-ı Kerimi tilavet etmek, salavatı şerifeler getirmek ve onun güzel ahlakını çocuklara aktarmak için bir fırsat olarak görmek dinin ruhuna aykırılık teşkil etmek bir yana dinin ruhuna tamamen uygundur. İçinde hurafelerin, dine aykırı ritüellerin veya haram unsurların bulunmadığı; aksine Hz. Peygamberimizi (s.a.v.) anmaya ve anlamaya vesile olan Mevlîd merasimleri, ümmetin birliğine ve manevi ihyasına katkı sunan kapsayıcı ve güzel bir gelenek olarak bilinmelidir.

Sonuç olarak bütün günler ve varlıklar özü itibarıyla yüce Yaradana ait olmakla birlikte, Kur’an-ı Kerim de geçen (وذكرهم بأيام الله)"Eyyâmullah" (Allah'ın Günleri) terkibinin özel zaman dilimlerine izafe edilmesi; o günlerde ilahi kudret, rahmet ve saltanatın beşeri sebeplerin ötesinde açıkça tecelli etmesinden kaynaklandığını ve yine “Allah’ın günleri” tamlamasındaki “günler” kelimesinin Arapça karşılığı olan eyyâm, Câhiliye döneminde ve İslâm’ın ilk zamanlarında önemli tarihî olayları ifade eden bir deyim olarak kullanıldığı kaynaklarda geçmektedir(4).

Bu bağlamda Hz. Muhammed’in (s.a.v.) dünyayı teşrif ettiği gün, insanlık tarihi açısından ilahi lütuf ve rahmetin zirveye ulaştığı en müstesna “Eyyâmullahtan” biri olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla bu günün müstakil olarak anılması, yalnızca tarihsel bir olayın yad edilmesinden ibaret görülmemeli; aksine Peygamber efendimizin getirdiği evrensel mesajın, bütün alemlere rahmet olan yüce ahlakının ve ilahi sünnetin bireysel ve toplumsal hayatta yeniden tefekkür edilip tatbik edilmesi için eşsiz bir vesile sayılmalıdır.

"Yüce Rabbim bizleri, Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz’in evrensel mesajını doğru anlayıp hayatına tatbik eden, O’nun yüce ahlakıyla ahlaklanan ve kıyamet gününde mübarek şefaatine nail olan bahtiyar kullarından eylesin." AMİN AMİN AMİN.

Muzaffer AYKUT

Kaynakça

1 Enbiyâ, 21/107

2 https://dinhizmetleri.diyanet.gov.tr/sayfa/89

3 Kalem 68/4

4 https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/%C4%B0br%C3%A2h%C3%AEm-suresi/1755/5-6-ayet-tefsiri