Tarih sayfaları genellikle sınırların ve şehirlerin kılıç zoruyla, güç kullanılarak fethedildiğini yazmaktadır. Ancak kalıcı zaferler, gönüllere dokunan güzel söz, fiil, eylem ve adaletle gerçekleşenlerdir. Kadim ve şirin ilçe İdil’de (Hezex), işte böyle manevi bir atmosferin ve bir arada yaşama kültürünün en somut örneklerinden birine ev sahipliği yapan bir yerleşim yeridir. Bu yapının mimarının ise bölgede hem "Pîr" (manevi önder) hem "Mîr" (toplumsal lider) olarak gönüllerde taht kuran, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’nin (ö. 1826) başlattığı gelenekten güç alarak Cizre ve çevresinde medrese ilmi ile tekke tasavvufunu tek bünyede buluşturan en önemli şahsiyetlerden biri olan hem akli/dini ilimlere hem de ruhi terbiyeye hâkimiyet anlamındaki “zülcenâheyn” (iki kanatlılık) anlayışını şahsında tecelli ettiren derin ilmi, irfanı ve yetiştirdiği insanlarla son yüzyılda bölgenin manevi iklimine şekil veren ve bu ilim-tasavvuf birlikteliğine liderlik eden Şeyh Muhammed Saîd Seydâ (ö. 1968) El-Cezerî’dir(1).

Cizre’nin Serdehlê (Bağlarbaşı) köyünden yaydığı ilim ve irfanla tanınan Şeyh Seyda, yalnızca Müslümanların değil, bölgenin kadim halkı olan Süryanilerin de sığınağı ve güvencesi olduğu belirtilmektedir. Hem 1915’in zorlu atmosferinde hem de sonrasında bölgede yaşanan otorite boşluklarında, inancını gizlemek zorunda kalan Süryanilere sunduğu adalet ve hürriyet güvencesi, toplumsal barışın nirengi noktası olduğu aktarılmaktadır. İdil’in eski Süryani Belediye Başkanı Şükrü Tutuş’un babası Hanna Sefer ile Şeyh Seyda arasındaki dostluğun, bu gönül bağının en güzel simgesi olarak ifade edilmektedir. Her bağ bozumu döneminde Serdehlê de bulunan Şeyh Seyda Medresesi öğrencilerine kuru üzüm hediyesiyle gelen Hanna Sefer’i, Şeyh Seyda hiç karşılıksız bırakmaz, ona bal ikram ederek dostluk tatlılığını daim kıldığı belirtilmektedir(2).

1937 yılında İdil’in ilçe statüsü(3) kazanmasından sonra bölgeye gelen Müslüman memurların ibadet yeri ihtiyacının hâsıl olması, Hezex’in tarihinde yeni bir dönüm noktası oldu. Şeyh Seyda’nın kendilerini her daim koruyup kolladığını, haklarını gözettiğini ifade eden İdil’li Süryaniler, Şeyh Seyda’ya ilçede inşa edilecek cami için bugünkü mevcut caminin arsasının, kendi gönül rızalarıyla verildiği aktarılmaktadır. Caminin yapım sürecinde ise Müslüman halk ile Süryani taş ve ahşap ustaları büyük bir birliktelik sergilemiş, sırtlarında taş taşıyarak cami duvarlarını omuz omuza örmüşlerdir. Bu ibadethanenin yapımı 1949 yılında tamamlanmış ve bugün İdil Hükümet Konağı’nın güney cephesinde ve tam karşısında yer almaktadır. Müslümanlar için İdil ilçe merkezinin kalbinde yükselen bu ilk ibadethanenin yapı malzemesinin yalnızca taş ve harçtan oluşmadığını, vefa, hoşgörü ve kardeşlikten inşa edildiği bir cami olduğunu söyleyebiliriz.

Bu caminin yapılması ve Şeyh Seyda’nın bölgedeki manevi iklimi tesisiyle beraber Hezex, Müslüman nüfus için de cazip bir merkez haline gelmiş ve zamanla Müslüman halkın da yerleşmesiyle bugünkü kozmopolit bir yapıya kavuşmuştur.

Sonraki yıllarda bölgesel sıkıntılar, askeri darbeler sonucunda birçok Süryani yurttaş yurt dışına göç etmiş olsa da Şeyh Seyda’nın ektiği o güçlü kardeşlik tohumu sağlam temeller üzerinde filizlenerek büyümüş ve hiç sarsılmamıştır. Nitekim günümüzde Avrupa’dan memleketlerine dönüp yeni evler inşa eden Süryani hemşehrilerimizle bölge halkı, geçmişten günümüze gelen bu ortak miras sayesinde aynı topraklarda huzur ve sükûnet içinde yaşamaya devam etmektedirler.

Bu kadim ilçe’deki ilk caminin minaresinden yükselen ezanı Muhammedi’nin sesleri, yalnızca bir ibadet çağrısı değil; aynı zamanda farklı inançların birbirine duyduğu saygının, vefanın ve Şeyh Seyda’nın güzel söz ve eylemleriyle kazandığı insanlık zaferinin yankısıdır.

İki hafta önce şahit olduğum bir hadise günümüzde de bu şirin ilçenin güzel insanlarının birbirlerinin inançlarına saygılı, birbirlerini sevip saydıklarına tanıklık ettim. Yaklaşık 400 yıldır köklü, samimi komşuluk ikliminde, biri Müslüman diğeri Süryani iki kadim dostun evlatlarının yanındaydım. Babalarından miras aldıkları dostluğu daha da pekiştirerek aynı samimiyetle sürdüren bu iki insan, birbirlerine öylesine kenetlenmişlerdi ki aralarındaki bağ, öz amca-yeğen ilişkisinden farksızdı.

Sohbet esnasında Süryani vatandaş, babasının Müslüman dostunun oğluna incelik dolu bir ricada bulundu. Evlerine gelecek Müslüman konukları ve o an orada bulunabilecek misafirleri düşünerek, "Olur da namaz kılmak isteyen bir dostumuz çıkarsa rahatça ibadetini eda edebilsin" diyerek ondan bir seccade getirmesini istedi. Aslında evlerinde seccade vardı ama ondan isteyerek bir nezaket örneği sergiledi.

Bu anlamlı istek; din ve mezhep farkı gözetmeksizin ötekine hürmet etmenin, başkasının inancına kendi evi içinde dahi alan açmanın ve geçmişten geleceğe taşınan o asil insanlık bağının en zarafetli bir örneğiydi diye ifade edilebilir.

Bir hadisi şerifte; “Birbirinize hased etmeyiniz.

Alış verişte birbirinizi aldatmayınız.

Birbirinize buğzetmeyiniz.

Birbirinize dargın durmayınız.

Birbirinizin pazarlığı bitmiş alış verişini bozmayınız.

Ey Allah’ın kulları, kardeş olunuz (4).”

Muzaffer AYKUT (29/08/2026)

Kaynakça

1. İbrahim Baz, https://www.haberinkapisi.com/sirnak-bolgesindeki-naksi-seyh-aileleri

2. Vasıf Ay, https://www.haberinkapisi.com/idilin-manevi-fatihi-seyh-seyda-1

3. Muzaffer Aykut, İdil Süryanileri: Din, Tarih, Kültür. DTA Yayıncılık, 2025.

4. Buhârî, Edeb, 62.