Kumçatı sıradan bir yerleşim yeri değildir. Burası bir belde. Burada yaşayan insanların evleri, işyerleri, öğrencileri, yaşlıları, hastaları ve günlük hayatın bütün yükünü omuzlayan aileleri var.

Elektrik konusunda yaşanan her sorun, bu nedenle yalnızca birkaç direğin, birkaç kablonun veya birkaç abonenin meselesi olarak görülemez.

Çünkü elektriksiz kalan yalnızca bir sayaç değildir.

Bir ev karanlıkta kalır. Bir öğrenci ders çalışamaz. Bir hasta mağdur olur. Bir aile günlük hayatını sürdüremez. Bir esnaf işini yapamaz.

Peki bütün bunların karşısında sorulması gereken soru şu değil midir?

Bir vatandaşla kurum arasında hukuki bir uyuşmazlık varsa, bunun çözüm yolu neden insanların temel yaşam koşullarını ağırlaştırmak olsun?

Borç varsa hukuk var.

İtiraz varsa hukuk var.

Tahsilatın yasal yolları var.

Uyuşmazlığın çözüm mercileri var.

O halde vatandaşın hayatını adeta bir pazarlık unsuruna dönüştüren uygulamaların sorgulanması gerekir.

Kimse bir kurumun kanuni haklarını yok saymıyor. Ancak kanuni bir hakkın kullanılması ile vatandaşı çaresiz bırakmak arasında çok önemli bir fark vardır.

Kumçatı’da yaşayan herkesin evinde aynı hayat yok.

Bir evde sınava hazırlanan öğrenci vardır.

Bir başka evde yaşlı bir vatandaş…

Bir diğerinde elektrikle çalışan tıbbi cihazlara ihtiyaç duyan hasta…

Başka bir evde küçük çocuklar…

Bir başka evde geçimini elektrikle çalışan işyerinden sağlayan bir esnaf…

Bu insanların tamamını aynı kefeye koyup “kesinti” kelimesinin içine sığdırmak, yaşanan mağduriyeti anlatmaya yetmez.

Bir beldeyi rakamlardan ibaret görmek kolaydır; o beldede yaşayan insanların hayatını görmek ise asıl sorumluluktur.

Kumçatı halkı ayrıcalık istemiyor.

Kimse “borç varsa ödenmesin” demiyor.

İstenen şey çok daha temel:

Sorun varsa hukuk işletilsin.

Uyuşmazlık varsa çözüm yolu işletilsin.

Borç varsa yasal tahsilat yapılsın.

Ama insanların çocuklarıyla, hastalarıyla, yaşlılarıyla ve günlük hayatlarıyla bedel ödemek zorunda bırakıldığı bir yöntem normalleştirilmesin.

Çünkü insanları yoklukla terbiye etmek, hiçbir kurumun toplumsal sorumluluğuyla bağdaşmamalıdır.

DEDAŞ başta olmak üzere ilgili kurumların görevi yalnızca elektriği dağıtmak veya tahsilat yapmak değildir.

Vatandaşın yaşadığı mağduriyeti görmek, dinlemek ve çözüm üretmek de sorumluluğun bir parçasıdır.

Kumçatı bir beldedir.

Burada insanlar yaşıyor.

Çocuklar büyüyor.

Öğrenciler sınava hazırlanıyor.

Hastalar tedavi görüyor.

Aileler hayatlarını sürdürüyor.

Ve onların hayatı, herhangi bir dosyadaki rakamdan çok daha değerlidir.

Bu nedenle soruyu bir kez daha sormak gerekiyor:

Hukuki yollar açıkken, insanları yoklukla terbiye etmenin, çaresiz bırakmanın, yaşamını zorlaştırmanın hangi anlayışta yeri vardır?

Kumçatı halkının istediği ayrıcalık değil, hakkaniyettir.

İstediği lüks değil, temel bir yaşam hakkıdır.

İstediği kavga değil, çözüm ve muhatap alınmaktır.

Ve en önemlisi:

Elektrik bir lütuf değildir. İnsanların hayatını sürdürebilmesi için ihtiyaç duyduğu temel bir hizmettir.

Kumçatı’nın sesi duyulmalıdır.

Çünkü mesele sadece elektrik değildir.

Mesele, vatandaşın kurum karşısında kendisini ne kadar değerli ve güvende hissettiğidir.