Mehmet Leblebici

[email protected]

Deprem Bölgesinde, Yetim ve Öksüz Çocuklarımız İçin Eğitimde Eşitlik ve Ücretsiz Beslenme Çağrısı

Araştırmacı Gazeteci Yazar Mehmet Leblebici – Sokağın Nabzı

Giriş: Bir okul zilinin ardındaki gerçekler

2026-2027 eğitim öğretim yılı başladı. Milyonlarca öğrenci, yeni bir eğitim dönemine adım atarken aileler de çocuklarının geleceği için ellerinden geleni yapmaya çalışıyor. Fakat bugün Türkiye'nin birçok yerinde okul zilinin sesi, her evde aynı heyecanı ve huzuru yaratmıyor.

Bir tarafta çocuklarının okul ihtiyaçlarını eksiksiz karşılamaya çalışan aileler, diğer tarafta kırtasiye masrafları, okul kıyafetleri, ulaşım giderleri ve beslenme harcamaları arasında sıkışan anne babalar var. Özellikle ekonomik zorlukların ağır hissedildiği deprem bölgelerinde, çocukların eğitim hayatına devam edebilmesi için gereken temel ihtiyaçlar hâlâ önemli bir toplumsal mesele olarak karşımızda duruyor.

6 Şubat 2023 depremlerinin ardından büyük acılar yaşayan Adıyaman başta olmak üzere depremden etkilenen illerimizde, çocuklarımızın eğitim koşullarını yalnızca okul binalarının yeniden yapılması üzerinden değerlendiremeyiz. Eğitim; güvenli bir sınıftan, öğretmenden ve ders kitabından ibaret değildir. Eğitim, aynı zamanda çocuğun sabah evinden çıktığında karnının tok olması, okulda temiz su içebilmesi, kendisini güvende hissetmesi ve arkadaşları arasında ekonomik imkânsızlıkları nedeniyle mahcup olmadan yaşayabilmesidir.

Bugün sormamız gereken soru şudur:

Çocuklarımızın geleceğini gerçekten güvence altına alabiliyor muyuz, yoksa onların temel ihtiyaçlarını karşılamayı hâlâ ailelerin ekonomik gücüne mi bırakıyoruz?

1. Deprem bölgesindeki çocuklarımız öncelikli olarak ele alınmalıdır

Deprem, bir şehrin yalnızca fiziksel yapısını değil, sosyal dokusunu da etkiler. Ailelerin gelir kaynakları kaybolabilir, iş yerleri kapanabilir, yaşam alanları değişebilir, çocukların alıştığı düzen bozulabilir. Bazı çocuklar anne veya babasını, bazıları yakınlarını, evini, okulunu ya da güven duygusunu kaybetmiştir.

Deprem bölgesinde yaşayan her çocuğun aynı koşullarda olmadığını da unutmamak gerekir. Kimi aileler yeniden ekonomik düzen kurabilmiş olabilirken, kimi aileler hâlâ geçim sıkıntısı yaşamaktadır. Bu nedenle bütün çocuklara aynı ihtiyaçları varmış gibi yaklaşmak yerine, ailelerin ve öğrencilerin gerçek durumlarını tespit eden sosyal destek politikalarına ihtiyaç vardır.

Özellikle Adıyaman gibi depremden ağır etkilenen şehirlerde eğitim politikaları hazırlanırken şu başlıklar öncelikli olarak değerlendirilmelidir:

- Depremden etkilenen ve ekonomik açıdan güçlük yaşayan ailelerin çocukları.

- Yetim ve öksüz öğrenciler.

- Tek ebeveynli ailelerde yaşayan çocuklar.

- Düzenli beslenme ve temiz içme suyuna erişimde güçlük yaşayan öğrenciler.

- Okula ulaşım, kırtasiye ve okul kıyafeti giderlerini karşılamakta zorlanan aileler.

- Deprem sonrası psikososyal desteğe ihtiyaç duyan çocuklar.

Bu önceliklendirme, diğer öğrencilerin ihtiyaçlarını görmezden gelmek anlamına gelmemelidir. Amaç, dezavantajlı koşullarda yaşayan çocukların eğitim hakkına erişimini güçlendirmek ve hiçbir öğrencinin temel ihtiyaçları nedeniyle geride kalmamasını sağlamaktır.

2. Yetim ve öksüz çocuklarımızın ihtiyaçları yalnızca maddi yardımla sınırlı değildir

Bir çocuğun anne veya babasını kaybetmesi, hayatında derin izler bırakabilecek bir durumdur. Deprem bölgesinde bu kayıpların yaşandığı ailelerin çocukları için eğitim hayatının sürdürülebilir olması büyük önem taşır.

Yetim ve öksüz öğrencilerimizin ihtiyaçlarını konuşurken onları yalnızca yardım bekleyen çocuklar olarak görmemeliyiz. Onlar, hakları bulunan, hayalleri olan, eğitim görmek, arkadaşlarıyla oyun oynamak, kendilerini güvende ve değerli hissetmek isteyen çocuklardır.

Bu öğrenciler için geliştirilecek destek programları;

- Eğitim masraflarına katkı sağlanmasını,

- Düzenli ve yeterli beslenme imkânını,

- Temiz içme suyuna erişimi,

- Psikolojik ve sosyal desteği,

- Okul ihtiyaçlarının zamanında karşılanmasını,

- Eğitim hayatlarının kesintisiz sürdürülebilmesini

kapsamalıdır.

Ancak bütün bunlar yapılırken çocukların mahremiyeti korunmalıdır. Yetim veya öksüz bir öğrencinin yardım alması, onun sınıf arkadaşları arasında teşhir edilmesi ya da farklı hissettirilmesi anlamına gelmemelidir. Yardımın en önemli ölçüsü, çocuğun onurunu koruyarak ihtiyacını karşılamaktır.

Bir çocuğa destek olmak, onu başkalarının karşısında mahcup etmek değil; başını dik tutabileceği bir yaşam kurmasına katkı sunmaktır.

3. Okul kantinindeki fiyatlar neden bir eğitim meselesidir?

Okul kantinleri, öğrencilerin günlük hayatının bir parçasıdır. Teneffüslerde bir sandviç almak, su içmek veya küçük bir yiyecekle karnını doyurmak, çocuklar açısından sıradan görünen ihtiyaçlardır.

Fakat artan hayat pahalılığı nedeniyle bu sıradan ihtiyaçlar, bazı aileler ve çocuklar için ciddi bir ekonomik yük hâline gelebilir.

Kimi öğrenci kantinden istediğini alabilirken, kimi öğrenci parasının yetmediğini düşünerek hiçbir şey alamaz. Kimi çocuk arkadaşlarının yanında yemek yerken, kimi çocuk açlığını gizlemeyi tercih edebilir. Bu durum, çocuğun sosyal ilişkilerini, kendisini algılayışını ve okul deneyimini etkileyebilecek bir mahcubiyet duygusu yaratabilir.

Elbette her çocuğun kantinden alışveriş yapması zorunlu değildir. Ancak bir öğrencinin temel beslenme ihtiyacının yalnızca kantinden alışveriş yapabilen ailelerin ekonomik gücüne bağlı olması kabul edilebilir bir yaklaşım değildir.

Bu nedenle okul kantinleri tartışmasını yalnızca fiyat listeleri üzerinden değil, çocukların sağlıklı beslenme hakkı ve eğitimde fırsat eşitliği açısından ele almalıyız.

4. Ücretsiz okul yemeği artık ertelenmemesi gereken bir ihtiyaçtır

Çocukların sağlıklı beslenmesi, büyüme ve gelişmeleri açısından büyük önem taşır. Yeterli ve dengeli beslenemeyen bir öğrencinin derslere odaklanmakta, gün boyunca enerjisini korumakta veya okul etkinliklerine katılmakta güçlük yaşaması mümkündür.

Ücretsiz okul yemeği uygulaması, ekonomik açıdan zorlanan ailelerin yükünü hafifletmenin yanı sıra, çocukların eğitim ortamında daha eşit koşullara sahip olmasına katkı sağlayabilir.

Türkiye'de okul öncesi çocuklara yönelik bir öğün ücretsiz beslenme hizmeti 2023 yılında başlatılmıştı. Ancak uygulamanın kapsamı ve devamlılığı konusunda sonraki yıllarda tartışmalar yaşandı.

Bugün yapılması gereken, çocukların beslenme ihtiyacını dönemsel kampanyalara veya geçici uygulamalara bırakmayan, sürdürülebilir bir kamusal destek sistemi oluşturmaktır.

Özellikle deprem bölgesindeki okullarda;

1. Öğrencilerin beslenme ihtiyaçları düzenli olarak değerlendirilmelidir.

2. Ücretsiz okul yemeği desteği, ihtiyaçların yoğun olduğu okullarda öncelikli olarak güçlendirilmelidir.

3. Yemeklerin besin değeri, hijyen koşulları ve çocukların yaş gruplarına uygunluğu gözetilmelidir.

4. Uygulama, öğrencileri ekonomik durumları nedeniyle birbirinden ayırmayacak biçimde planlanmalıdır.

5. Yetim, öksüz ve dezavantajlı öğrencilerin desteklere erişimi güvence altına alınmalıdır.

Bu yaklaşımın temelinde şu düşünce bulunmalıdır: Çocukların eğitim hakkı, ailelerinin ödeme gücüne göre farklılaşmamalıdır.

5. Temiz içme suyu her okulda güvence altına alınmalıdır

Bir öğrencinin gün içerisinde temiz içme suyuna erişebilmesi, en temel ihtiyaçlardan biridir. Özellikle sıcak hava koşullarında, uzun okul saatlerinde ve fiziksel etkinliklerin yapıldığı günlerde suya erişim daha da önem kazanır.

Deprem bölgesindeki okulların fiziki koşulları değerlendirilirken temiz içme suyu, hijyen, tuvaletler ve sağlıklı okul ortamı da öncelikli başlıklar arasında yer almalıdır.

Her öğrencinin yanında sürekli su taşıyabilecek ekonomik imkâna sahip olduğunu varsayamayız. Bu nedenle okullarda güvenilir içme suyu noktalarının bulunması, su depolarının ve arıtma sistemlerinin gerekli kontrollerinin yapılması, öğrencilerin suya ücretsiz ve kolay biçimde erişebilmesi sağlanmalıdır.

Temiz içme suyu, çocuklarımız için bir ayrıcalık değil, sağlıklı bir eğitim ortamının temel koşuludur.

6. Eğitimde eşitlik, yalnızca aynı kitabı vermekle sağlanamaz

Eğitimde fırsat eşitliği denildiğinde çoğu zaman ders kitapları, öğretmenler ve okul binaları akla gelir. Oysa öğrencilerin eğitimden yararlanma koşulları, evlerindeki ekonomik imkânlardan da etkilenebilir.

Bir öğrencinin evinde sessiz bir çalışma ortamı, internet bağlantısı, bilgisayar, düzenli beslenme ve ulaşım imkânı bulunurken, başka bir öğrencinin bunların hiçbirine sahip olmaması, eğitim hayatında eşitsizlikler yaratabilir.

Deprem bölgesindeki çocuklar için bu eşitsizliklere, yaşam alanlarının değişmesi, ailelerin gelir kaybı, psikososyal zorluklar ve eğitim altyapısındaki sorunlar da eklenebilir.

Bu nedenle eğitimde eşitlik politikaları, öğrencilerin yalnızca sınıf içerisindeki durumuna değil, okula gelmeden önce ve okuldan çıktıktan sonra karşılaştıkları koşullara da bakmalıdır.

Eşitlik, herkese aynı şeyi vermek değildir. Eşitlik, farklı ihtiyaçları olan çocukların eğitim hakkından adil biçimde yararlanabilmesini sağlayacak desteği sunmaktır.

7. Ailelerin ekonomik yükü hafifletilmeden çocukların sorunları çözülemez

Birçok aile, çocuklarının eğitim masraflarını karşılamak için kendi temel ihtiyaçlarından kısmak zorunda kalabilir. Kira, elektrik, su, gıda ve ulaşım giderleriyle mücadele eden aileler için okul dönemi ek bir ekonomik baskı yaratmaktadır.

Kırtasiye malzemeleri, okul kıyafetleri, ayakkabı, servis veya ulaşım ücretleri ve günlük beslenme giderleri, özellikle birden fazla çocuğu okula devam eden ailelerde önemli bir yük oluşturabilir.

Bu noktada sosyal destek mekanizmalarının yalnızca yardım dağıtmakla sınırlı kalmaması gerekir. Ailelerin ihtiyaçlarının düzenli biçimde değerlendirilmesi, çocukların eğitimden kopmasını önleyecek desteklerin zamanında sunulması ve yardımların sürekliliğinin sağlanması önemlidir.

Deprem bölgesinde yaşayan aileler için depremin ekonomik sonuçları göz önünde bulundurulmalı; sosyal yardım ve eğitim destekleri, çocukların ihtiyaçlarına göre planlanmalıdır.

8. Yerel yönetimler, okullar ve sivil toplum birlikte hareket etmelidir

Çocukların temel ihtiyaçlarının karşılanması yalnızca bir kurumun tek başına üstlenebileceği bir görev değildir. Merkezi yönetim, yerel yönetimler, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı kurumlar, okul yönetimleri, rehberlik servisleri, sivil toplum kuruluşları ve gönüllüler arasında koordinasyon sağlanmalıdır.

Özellikle deprem bölgesinde yerel ihtiyaçları bilen kurumların görüşleri önemlidir. Hangi okulda beslenme sorunu yaşandığı, hangi bölgede ulaşım güçlüğü bulunduğu, hangi öğrencilerin eğitim materyallerine erişemediği, sahadan alınan verilerle belirlenmelidir.

Sivil toplum kuruluşları ve hayırseverler de bu süreçte önemli katkılar sunabilir. Ancak yardımların planlı, şeffaf, çocukların haklarını ve mahremiyetini koruyan bir anlayışla yürütülmesi gerekir.

Bir okulun ihtiyaçlarını karşılamak elbette değerlidir. Fakat kalıcı çözüm, her eğitim yılında aynı sorunların yeniden yaşanmasını önleyecek kamusal politikaların oluşturulmasıdır.

9. Çocukların psikolojik ve sosyal ihtiyaçları da unutulmamalıdır

Deprem yaşamış çocukların eğitim hayatında yalnızca maddi ihtiyaçlarına odaklanmak yeterli değildir. Çocukların yaşadıkları kayıplar, korkular, belirsizlikler ve değişen yaşam koşulları, onların duygusal dünyasında etkiler bırakabilir.

Yetim ve öksüz öğrencilerimizin yanı sıra, deprem sırasında yakınlarını, evlerini veya güvenli yaşam alanlarını kaybetmiş çocukların da kendilerini ifade edebilecekleri, destek alabilecekleri ve okul ortamında güven duyabilecekleri mekanizmalara ihtiyacı vardır.

Bu nedenle rehberlik servislerinin güçlendirilmesi, ihtiyaç hâlinde uzman desteğine erişimin kolaylaştırılması ve öğretmenlerin çocukların sosyal-duygusal ihtiyaçlarını fark edebilecek şekilde desteklenmesi önem taşır.

Bir çocuğun sorununu yalnızca notlarına bakarak anlayamayız. Bazen sessizliği, derse katılmaması, arkadaşlarından uzaklaşması veya sürekli yorgun görünmesi, daha fazla ilgi ve desteğe ihtiyaç duyduğunun işareti olabilir. Bu belirtiler tek başına belirli bir sorunun kanıtı değildir; ancak çocuğun durumunun dikkatle değerlendirilmesini gerektirebilir.

10. Çocuk yoksulluğu bir kader değildir

Çocukların yoksulluk içinde büyümesi, onların kişisel başarısızlığı değildir. Ailelerin ekonomik koşulları, işsizlik, gelir kaybı, konut sorunları ve toplumsal eşitsizlikler, çocukların yaşam şartlarını etkileyebilir.

Bu nedenle çocuk yoksulluğuyla mücadele, yalnızca ailelere yardım yapılması üzerinden değil; istihdam, sosyal güvenlik, eğitim, sağlık, barınma ve beslenme politikalarının birlikte ele alınmasıyla mümkündür.

Bir çocuğun okulda aç kalmaması için yalnızca kantin fiyatlarını düşürmek yeterli olmayabilir. Ailenin gelir durumu, evdeki beslenme koşulları ve diğer temel ihtiyaçları da dikkate alınmalıdır.

Kalıcı çözüm; çocukların temel ihtiyaçlarını güvence altına alan, aileleri destekleyen ve hiçbir çocuğun eğitim hakkını ekonomik yoksunluk nedeniyle kaybetmesine izin vermeyen sosyal politikaların geliştirilmesidir.

11. Toplum olarak ne yapabiliriz?

Çocuklarımızın ihtiyaçlarına duyarlı olmak, yalnızca devlet kurumlarının değil, toplumun bütün kesimlerinin sorumluluğudur.

Bireyler, sivil toplum kuruluşları, iş insanları, yerel yönetimler ve eğitim kurumları çeşitli dayanışma çalışmalarına katkı sunabilir. Ancak bu çalışmalar çocukların onurunu koruyan, ihtiyaçları doğru belirleyen ve sürdürülebilir çözümleri destekleyen bir anlayışla yürütülmelidir.

Toplumsal dayanışma kapsamında:

- Okulların ihtiyaçları, okul yönetimleriyle koordineli biçimde belirlenebilir.

- Kırtasiye ve eğitim materyali destekleri, çocukları rencide etmeden ulaştırılabilir.

- Beslenme ve temiz su ihtiyaçları için kurumsal projeler geliştirilebilir.

- Yetim ve öksüz öğrencilerin eğitim süreçlerine yönelik uzun vadeli destek programları oluşturulabilir.

- Deprem bölgesindeki okulların fiziki ve sosyal ihtiyaçları kamuoyunun gündemine taşınabilir.

- Çocukların mahremiyetine saygı gösterilerek farkındalık çalışmaları yapılabilir.

Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, dayanışmanın çocuklar arasında ayrım yaratmamasıdır. Yardım alan öğrencinin kendisini eksik veya mahcup hissetmemesi, her çalışmanın temel ilkesi olmalıdır.

12. Yetkililere çağrı: Çocukların temel ihtiyaçları güvence altına alınsın

Buradan merkezi yönetime, Milli Eğitim Bakanlığına, yerel yönetimlere ve ilgili bütün kurumlara açık bir çağrıda bulunmak istiyorum:

Deprem bölgesindeki çocuklarımızın eğitim koşulları, yalnızca derslik sayıları veya okul binalarının yenilenmesi üzerinden değerlendirilmemelidir. Çocukların günlük yaşamını etkileyen beslenme, temiz içme suyu, ulaşım, eğitim materyalleri, psikososyal destek ve ekonomik eşitsizlikler de kapsamlı bir planla ele alınmalıdır.

Yetim ve öksüz öğrencilerimizin ihtiyaçları özel hassasiyetle değerlendirilmeli; hiçbir çocuk yardım almak zorunda kaldığı için toplum içerisinde mahcup edilmemelidir.

Ücretsiz okul yemeği ve temiz içme suyu uygulamalarının, özellikle ihtiyaçların yoğun olduğu bölgelerde erişilebilir ve sürdürülebilir biçimde sağlanması için somut adımlar atılmalıdır.

Çocukların temel ihtiyaçlarını karşılamak, geleceğe yapılan en önemli yatırımlardan biridir.

Sonuç: Çocuklarımızın geleceği ortak sorumluluğumuzdur

Okulların açılmasıyla birlikte çocuklarımız yeniden eğitim hayatına başladı. Fakat eğitimde gerçek başarıyı yalnızca sınav sonuçlarıyla, diploma sayılarıyla veya okul binalarıyla ölçemeyiz.

Gerçek başarı; bir çocuğun okula aç gitmemesi, temiz su içebilmesi, kendisini güvende hissetmesi, arkadaşları arasında yoksulluğu nedeniyle mahcup olmaması ve geleceğe umutla bakabilmesidir.

Deprem bölgesindeki çocuklarımızı, yetim ve öksüz öğrencilerimizi ve ekonomik zorluklarla mücadele eden bütün ailelerin çocuklarını daha fazla düşünmeliyiz.

Bir çocuğun karnının tok olması, eğitim hakkından yararlanabilmesi ve onurlu bir yaşam sürdürebilmesi, yalnızca o çocuğun ailesinin değil, toplumun ortak sorumluluğudur.

Gelin, çocuklarımızın geleceğini ekonomik imkânsızlıkların gölgesinde bırakmayalım. Eğitimde eşitliği, sağlıklı beslenmeyi ve çocukların onurunu koruyan sosyal politikaları hep birlikte savunalım.

Çünkü hiçbir çocuk yoksulluğundan dolayı utanmamalı.

Hiçbir çocuk aç ve susuz kalmamalı.

Hiçbir çocuk, anne veya babasını kaybettiği ya da depremden etkilendiği için geleceğinden mahrum bırakılmamalı.

Çocuklarımızın yüzündeki gülümseme, hepimizin ortak geleceğidir.

Araştırmacı Gazeteci Yazar

Mehmet Leblebici

Sokağın Nabzı