Bayram…

Kimi için yeni kıyafetlerin heyecanı, uzun sofralar, kalabalık alışveriş merkezleri…
Kimi içinse kapısı çalınsın diye sessizce bekleyen yaşlı bir anne, harçlık bekleyen bir çocuğun mahcup tebessümü, unutulmamak isteyen yalnız bir insanın iç çekişi…

Oysa bayram, sadece takvimde duran özel bir gün değildir.
Bayram; insanın kalbini yokladığı, vicdanını temizlediği, kırgınlıklarını susturduğu bir duraktır.

Bugün dünya bize sürekli daha fazlasını fısıldıyor:
“Daha çok al.”
“Daha çok sahip ol.”
“Sanki yarın hiç gelmeyecekmiş gibi tüket.”

Ama bayramın ruhu başka bir şey söyler:
“Bir lokmayı bölüş.”
“Bir gönlü onar.”
“Bir insanın yükünü hafiflet.”

Çünkü gerçek bayram, dolu poşetlerde değil; dolu yüreklerde yaşar.

Bir çocuğun başını okşamak…
Bir büyüğün elini içtenlikle öpmek…
Uzun zamandır aramadığın bir dostu hatırlamak…
Küs olduğun birine “hakkını helal et” diyebilmek…
İşte bayramın gerçek zenginliği budur.

Bugün birçok evde sofralar kurulacak.
Ama bazı sofralar eksik olacak…
Bir sandalye boş kalacak belki.
Bir annenin gözü kapıda olacak.
Bir baba, evladının sesini bekleyecek.

Bu yüzden bayram; biraz da hatırlamaktır.
Yoksulu, yalnız kalanı, kırılmış olanı, sesi duyulmayanı…

Çünkü insan, sadece kendisi mutlu olduğunda değil; başkasının mutluluğuna dokunabildiğinde gerçekten insan olur.

Bayram; gösteriş değil, zarafettir.
Tüketmek değil, hissetmektir.
Sahip olmak değil, paylaşabilmektir.

Ve belki de en önemlisi…
Bayram, insanın içindeki merhameti yeniden uyandırmasıdır.

Bu bayramda pahalı hediyeler değil; samimi cümleler biriktirin.
Kalabalık fotoğraflar değil; gerçek anılar bırakın.
Çünkü yıllar sonra kimse ne aldığını hatırlamayacak…
Ama kimin kalbine dokunduğunu asla unutmayacak.

Bayramınız; huzurun, dayanışmanın, affetmenin ve insan kalabilmenin bayramı olsun.
Kalbiniz kırgınlıklardan arınsın, sofranız bereketle dolsun, kapınız sevgiye açık olsun.

İyi bayramlar…