Hayır demek, bizi kötü bir insan yapmaz ve hayır demek/ hayır diyebilmek kötü bir davranışta değildir. En az ‘’evet’’ kadar hayatımızda rahatlıkla kullanabileceğimiz bir kelimedir özünde.
Peki neden yapmak istemediğimiz bir şey bizden istendiğinde; hayır demek, bize kendimizi bu kadar kötü hissettirir?
Bazen kendi hayatımızı kendimizin yönetemediğini hissederiz; sanki kimse sınırlarımızı görmez ve herkes her an her şeyi yapabilecek güçte görür bizi ve biz gitmek istemesek de , istemediğimiz yerde olduğumuzu; yapmak istemesek de; istemediğimiz şeyi yaparken buluruz kendimizi.
Öyle bir akışa kapılmışızdır ki, kendimiz için hiçbir şey yapmadığımızı, yapamadığımızı ama herkesin her şeyine koştuğumuzu fark edemeyiz bile. Çünkü benlik algımızı o kadar kaybetmişizdir ki adeta biz ve bizim ne istediğimizin hiçbir önemi yoktur bu akıntının içinde.
Benliğimizi yok saydığımız yada arka plana attığımız durumlarda hayatımızdaki insanlara fazlaca değer verip, aşırı ilgi gösterip, zaman ayırıp, çeşitli fedakarlıklar yapıp; buna karşılık dışlanan , değer görmeyen, feda edilen taraf olduğumuz olaylar yaşayabiliriz.
İçten içe rahatsız olsanız da, yaparken zorlansanız da, hayal kırıklığına uğrasanız da, şikayet etseniz de ; istemediğiniz şeylerin rüzgarına kapılıp yapmaya devam edersiniz.
‘’Evet’’demenin kabul gördüğü ve takdir edildiği ; ‘’hayır’’ demenin ise saygısızlık ve bencillik kabul edildiği bir algı vardır zihnimizde .
Peki bu düşüncenin altında yatan dinamikler nelerdir?
Kaybetme ve terk edilme korkusu, ait hissetme ihtiyacı,ilgi ve sevgi alma arzusu, kabul ve onay görme isteği, yalnız kalma ve dışlanma korkusu, iyi insan olma kavramını yitirme endişesi gibi duygularla ‘’ hayır ‘’ demekte zorlanırız.
Peki bu duyguların altında yatan sebepler nelerdir?
Bu duyguların hemen hepsi 0 -7 yaş aralığındaki çocukluk döneminde öğrenilir.
Anne karnından başlayarak 7 yaşımıza kadar en sorgusuz olduğumuz dönemde, bize ait olup olmadığına bakmaksızın her duyguyu alıp kabul ettiğimiz için o yaş aralığında fark etmeden tüm kök inançlarımızı ve bilinçaltı kodlarımızı oluştururuz.
Plansız yada istenmeyen bir hamilelik sonucu dünyaya geldiyseniz, farklı cinsiyette beklendiyseniz, annenizin annesi, babanızın babası gibi roller üstlenmek zorunda bırakıldıysanız ve ya anne babanız yada sizi büyütenler tarafından aşırı beklentiyle yetiştirildiyseniz, sadece ‘’evet’’ diyerek boyun eğdiğinizde ,kabul gördüğünüz ve sevildiğiniz hissettirildiyse ‘’ hayır’’ demekte zorlanırsınız. Yüksek beklenti ve annelik- babalık rolü hep bir tehdit unsuru olarak kullanılmış şekilde ‘’ böyle yaparsan seni kabul ederiz , dediğimize itiraz etmezsen seni onaylarız, bizim istediklerimizi yaparsan seni severiz, sözümüzü tutmazsan hakkımızı helal etmeyiz gibi tehdit ve yüksek beklentilerle yetiştirilmiş bireylerde ‘’iyi çocuk sendromu’’ gözlemlenir.
Anne babanın gözünde hep iyi çocuk olmak isteyen bu tarafımız, çocukluk duygularımız ve bilinçaltı kodları yetişkinlikte de peşimizi bırakmaz. Hayır demeyi istediğimiz durumlarda uyumsuz, problem çıkartan, kendisine duyulan sevgi ve güveni boşa çıkartmış çocuk olma hissi hızlıca hortlar içimizden ve o an yine o küçük çocuk gibi suçlu hissederiz kendimizi.
Çocukluk döneminde çocuk aklıyla olanı olduğu gibi kabul etmiş bu iyi çocuk halimiz yetişkinlikte ise kendi istek ve arzularını bastıran sürekli başkalarını mutlu ve memnun etmeye çalışan yorgun bir bireye dönüşür.
Usta Yazar Reşat Nuri Güntekin yorgunluğumuzun nedenini ‘’ Biz; hayır demeyi, işim var demeyi, olmaz demeyi beceremeyen insanlarız. Yorgunluğumuz bitmez bizim ‘’ diyerek ne de güzel özetlemiştir.
‘’Hayır’’ dediğimizde hissettiğimiz tüm duyguların bu zamana ait olmadığını fark ettiğimiz de dönüşmeye başlarız. Farkındalık en iyi dönüştürücüdür. O halde pişman ve suçlu hissetmeden nezaket ve saygıyla ‘’ hayır’’ diyebilmenin mümkün ve kolay olduğunu fark edelim ve‘’evet’’ kadar ‘’hayır ‘’ sözcüğünü de hayatımıza katarak yaşam yolumuza devam edelim.