Silopi’nin hikâyesi biraz da yolların hikâyesidir.

Yollar buradan geçer. Kamyonlar geçer, tırlar geçer, mallar geçer, milyarlarca liralık ticaret geçer. Ülkeler birbirine buradan bağlanır. Haritalarda Silopi’nin adı bir geçiş noktası olarak belirir.

Ama bütün bu hareketliliğin ortasında insanın aklına tek bir soru gelir:

Peki bütün bunlardan Silopi’ye ne kalıyor?

Şimdi bir kez daha “Kalkınma Yolu” konuşuluyor. Büyük projeler, büyük hedefler, büyük ticaret hacimleri anlatılıyor. Irak’tan Türkiye’ye, Türkiye’den Avrupa’ya uzanacak yeni bir ticaret koridorundan söz ediliyor. Habur’un adı yine gündemde.

Elbette bunlar önemlidir.

Ancak Silopi açısından mesele yalnızca yeni bir yolun nereden geçeceği değildir.

Asıl mesele şudur:

Yolun geçtiği yerde hayat neden aynı ölçüde ilerlemiyor?

Habur Sınır Kapısı yıllardır bu coğrafyanın en önemli ticaret kapılarından biri. Silopi ise bu kapının hemen yanı başında. Kent, uluslararası ticaretin yükünü taşıyor; fakat bu ticaretin oluşturduğu ekonomik değerin kentte ne kadar karşılık bulduğu hâlâ tartışmalı.

Tır geliyor.

Şoför geliyor.

Ticaret geliyor.

Para geliyor.

Ama şehir bundan ne kadar pay alıyor?

İşte asıl sorulması gereken soru budur.

Bir kent, yalnızca üzerinden geçen araçların sayısıyla gelişmiş sayılmaz. Kalkınma; esnafın işinin büyümesi, gençlerin istihdam edilmesi, yeni işletmelerin kurulması, lojistik sektörünün kentte kök salması, otellerin, restoranların, servislerin, depoların, sanayi tesislerinin çoğalması ve en önemlisi insanların kendi şehirlerinde gelecek görebilmesiyle ölçülür.

Silopi’nin yıllardır yaşadığı temel çelişki tam da burada ortaya çıkıyor.

Dünyanın ticareti kapısından geçiyor, fakat kentin ekonomisi aynı hızla büyümüyor.

Şimdi önümüze yeni bir fırsat çıkıyor.

Kalkınma Yolu…

Bu proje gerçekten hayata geçtiğinde Habur’un ve Silopi’nin önemi daha da artabilir. Fakat burada kritik bir ayrım var:

Eğer Kalkınma Yolu yalnızca malların daha hızlı geçmesini sağlayacaksa, Silopi yine bir “geçiş noktası” olarak kalır.

Oysa hedef, Silopi’yi geçilen değil, kazanılan bir kent haline getirmek olmalıdır.

Bunun için lojistik merkezleri, depolama alanları, gümrük hizmetleri, bakım ve servis tesisleri, taşımacılık şirketleri, ihracata dönük işletmeler ve nitelikli istihdam olanakları kent ekonomisinin merkezine yerleştirilmelidir.

Çünkü kalkınma, tabelaya yazılan bir proje adı değildir.

Kalkınma, sokakta hissedilen değişimdir.

Bir gencin iş bulmasıdır.

Bir esnafın kepengini daha umutlu açmasıdır.

Bir yatırımcının “Burada iş yapılır” diyebilmesidir.

Bir ailenin çocuğunun geleceği için başka şehirlere mecbur kalmamasıdır.

Silopi’nin artık sadece “Habur’un bulunduğu ilçe” olarak anılmayı aşması gerekiyor.

Çünkü Silopi’nin kendisi de ekonomik bir merkez olabilecek potansiyele sahip.

Yıllardır sınır ticaretinin yükünü taşıyan bu kent, bundan sonra sınır ticaretinin değerini de üretmek zorunda.

Aksi halde yeni yollar yapılır, yeni koridorlar açılır, ticaret hacimleri büyür; fakat Silopi yine aynı soruyu sormaya devam eder:

“Bunca ticaretin içinden neden bize bu kadar az refah düşüyor?”

Belki de artık Kalkınma Yolu’nu yalnızca bir ulaştırma projesi olarak değil, bir yerel kalkınma meselesi olarak konuşmanın zamanı gelmiştir.

Habur’un kapısından geçen her tır, Silopi için sadece bir araç değildir.

Her tırın içinde bir ekonomik değer vardır.

Mesele o değerin tamamını kente çekmek değil belki; ama kentte daha fazla istihdam, daha fazla yatırım, daha fazla üretim ve daha fazla refah bırakmasını sağlayacak sistemi kurmaktır.

Çünkü bir şehrin kaderi, üzerinden geçen yollarla değil; o yolların şehirde bıraktığı izlerle değişir.

Silopi yıllardır yolun kenarında bekleyen bir şehir olmamalı.

Yolun kendisinden doğan değerin merkezinde yer alan bir şehir olmalı.

Kalkınma Yolu konuşulurken Silopi’nin de sözü burada başlamalı:

“Yol bizden geçecekse, kalkınma da bizimle birlikte geçsin.”

Çünkü artık Silopi’nin daha fazla yola değil, yoldan pay almaya ihtiyacı var.

Ve belki de yıllardır ertelenen en büyük mesele tam olarak budur:

Ticaretin kapısını açan bir kentin, kendi refahının kapısını ne zaman açacağı…