Bir kentin en büyük yoksulluğu, gençlerinin kendi topraklarında gelecek kuramamasıdır.
Şırnak’ı anlamak için yalnızca dağlarına, madenlerine ve sınır kapısına bakmak yetmez. Bu kentin sabah evinden çıkan gencine, geçim derdindeki çiftçisine ve ailesini ayakta tutmak için kilometrelerce uzağa gitmek zorunda kalan işçisine de bakmak gerekir.
Şırnak merkez, Cizre, Silopi, İdil, Uludere, Beytüşşebap ve Güçlükonak… Her ilçenin kendine özgü imkânları var. Tarım, hayvancılık, madencilik, ticaret ve sınır ekonomisi bu coğrafyanın önemli zenginlikleri. Peki, bütün bu imkânlara rağmen gençler neden hâlâ iş bulmak için memleketlerinden ayrılmak zorunda kalıyor?
Silopi’de Habur Sınır Kapısı’nın ticari potansiyeli, Cizre’nin ticaret birikimi, İdil’in tarımsal üretimi, Uludere ve Beytüşşebap’ın hayvancılık imkânları, Şırnak merkez ve diğer ilçelerin üretim potansiyeli daha fazla istihdama dönüştürülemez mi?
Elbette dönüştürülebilir. Bunun için tarım ve hayvancılık desteklenmeli, ürünlerin işlenip pazarlanacağı tesisler kurulmalı, sınır ticareti yerel istihdama kazandırılmalı ve gençlere meslekleri doğrultusunda iş imkânları sunulmalıdır.
Çünkü mesele yalnızca işsizlik değil; insanın kendi memleketinde insanca yaşayabileceği bir geleceğe sahip olamamasıdır.
Batının otelinde, bahçesinde ve inşaatında bir hayat mücadelesi
Şırnaklı gençlerin bir kısmı geçimini sağlamak için batı illerine gidiyor. Kimi otelde, kimi bahçede, kimi tarlada, kimi de inşaatlarda çalışıyor. Ailesini geçindirmek, kardeşlerini okutmak ve borçlarını ödemek için ağır koşullara katlanıyor.
Ancak insanı yaralayan yalnızca gurbette çalışmak değil; emeğinin karşılığını alamamak, hor görülmek ve kimi zaman ayrımcılıkla karşılaşmaktır.
Bir genç düşünün: Memleketinden yüzlerce kilometre uzakta, ailesinden ayrı, bütün gün çalışıyor. Akşam annesini arayıp hâlini hatırını soruyor. Belki yaşadığı sıkıntıları anlatmıyor; çünkü ailesini üzmek istemiyor.
Bir de kendi dilinde konuştuğu için aşağılanan, hakarete uğrayan ya da şiddet gördüğünü belirten insanların yaşadığı sorunlar var.
Kürtçe konuşmak suç değildir. Bir insanın ana dili, aşağılanmasının veya şiddete maruz bırakılmasının gerekçesi olamaz. Elbette her olay kendi koşullarında araştırılmalıdır; ancak ayrımcılık iddiaları varsa bunlar görmezden gelinmemeli, etkin biçimde soruşturulmalıdır.
Şiddetin ağır yaralanmayla, hatta ölümle sonuçlandığı olaylar ise hepimize aynı soruyu sorduruyor: Bir insan yalnızca ekmeğini kazanmak için gittiği yerde neden can güvenliğinden endişe duysun?
Hiçbir işçinin hayatı, hiçbir ücretin ve hiçbir ekonomik çıkarın gerisinde değildir.
Şırnak’ın zenginliği neden gençlerine umut olamıyor?
Şırnak’ın ihtiyacı yalnızca yeni yatırımlar değil, mevcut potansiyelini halkın refahına dönüştürecek bir kalkınma anlayışıdır.
Habur’dan geçen ticaret daha fazla yerel istihdam yaratmalı; tarım ve hayvancılık gençler için sürdürülebilir bir geçim kaynağına dönüşmeli; inşaat, madencilik ve hizmet sektörlerinde güvenli ve güvenceli çalışma koşulları sağlanmalıdır.
Yedi ilçenin her birine, kendi ihtiyaçlarına uygun ekonomik planlar hazırlanmalıdır. Gençlere yalnızca iş aramaları söylenmemeli; onların memleketlerinde iş bulabilecekleri, üretebilecekleri ve gelecek kurabilecekleri koşullar oluşturulmalıdır.
Aynı zamanda batıya çalışmaya giden işçilerin ücretleri, sosyal güvenlik hakları ve can güvenlikleri korunmalıdır. İnsan onuru, insanın nerede çalıştığına veya hangi dili konuştuğuna göre değişmez.
Son söz: Gençler gitmek zorunda kalmasın
Şırnak’ın meselesi yalnızca göç değil; emeğin, adaletin ve geleceğin meselesidir.
Bir annenin evladını iş bulmak için uzaklara gönderirken endişe duymaması, bir işçinin kendi dilinde konuşurken korkmaması, bir gencin çalıştığı yerde hakkını arayabilmesi ve bir çiftçinin toprağından geçimini sağlayabilmesi çok şey mi?
Hayır. Bunlar lüks değil, insanca yaşamın temel şartlarıdır.
Şırnak’ın gençleri batının otelinde, bahçesinde ve inşaatında emek verirken insanlıklarından ödün vermek zorunda kalmamalı. Ama asıl hedef, onların kendi memleketlerinde de aynı onurla, güvenle ve umutla yaşayabilmeleridir.
Çünkü bir kentin gerçek zenginliği yalnızca yer altındaki madenleri, sınırından geçen ticaret veya sahip olduğu topraklar değildir. O kentin gerçek zenginliği, gençlerine sunduğu gelecektir.
Şırnak’ın ihtiyacı, gençlerinin arkasından bakmak değil; onlara kendi memleketlerinde kalabilecekleri bir gelecek sunmaktır.
Next