Kadın o kadar kırılır ki hayatta… Bazen bir sözle, bazen bir suskunlukla, bazen de en çok güvendiği insanların umursamazlığıyla parçalanır. Herkes onun güçlü duruşuna bakar ama kimse gecenin en sessiz saatlerinde verdiği mücadeleyi görmez. Kimse, yastığına bıraktığı gözyaşlarının sayısını bilmez. Çünkü kadın çoğu zaman acısını bağırarak değil, içine gömerek yaşar. Dünyaya gülümserken içinde fırtınalar koparır, başkalarına umut olurken kendi yaralarını saklar.

Hayatın ona öğrettiği ilk şey, her gelenin kalıcı olmadığıdır. İkinci şey ise her sevginin emek kadar vefa taşımadığı… Bir zamanlar sonsuza kadar süreceğine inandığı duyguların, mevsimler gibi değişebildiğini görür. İnsanların söyledikleriyle yaptıkları arasındaki uçurumu fark eder. Beklediği bir telefonun gelmediği günlerde, tutulmayan sözlerin ardından, unutulan değerinin gölgesinde yavaş yavaş öğrenir gerçeği. Ve o gerçek şudur: İnsan bazen en büyük yarayı düşmanından değil, kalbine buyur ettiği insanlardan alır.

İşte o zaman başlar dönüşüm. Çünkü kadın, kırıldıkça eksilen değil; kırıldıkça derinleşen bir varlıktır. Her hayal kırıklığı ona yeni bir farkındalık bırakır. Her gözyaşı, kalbinin duvarlarına işlenmiş sessiz bir öğreti olur. Düşe kalka yürümeyi, yara ala ala güçlenmeyi, ağlaya ağlaya iyileşmeyi öğrenir. Kimsenin gelip onu kurtarmayacağını anladığında, kendi yaralarının merhemi olmayı da öğrenir.

Bir gün gelir, eskiden onu günlerce ağlatan şeyler artık sadece bir hatıra olur. Çünkü zaman, acıyı tamamen silmese de ona başka bir anlam yükler. Kadın geçmişine baktığında, yaşadığı hiçbir kırgınlığın boşa olmadığını fark eder. Çünkü onu olgunlaştıran da, derinleştiren de, insanları daha iyi tanımasını sağlayan da o kırgınlıkların kendisidir. Her yara bir iz bırakmıştır ama o izler artık canını yakmak için değil, ona neyi aştığını hatırlatmak için vardır.

Toplum çoğu zaman güçlü kadını alkışlar ama o gücün nasıl inşa edildiğini görmez. Oysa güçlü kadın doğulmaz; güçlü kadın olunur. Biriken hayal kırıklıklarıyla, karşılıksız fedakârlıklarla, anlaşılmamanın verdiği yalnızlıkla olunur. Güç, hiçbir zaman hiç ağlamamak değildir. Güç; gözyaşlarını silip yeniden ayağa kalkabilmektir. Güç; kırılan yerlerinden ışık sızmasına izin verebilmektir. Güç; kalbin paramparça olsa bile sevgiyi tamamen kaybetmemektir.

Belki de bu yüzden belli bir yaştan sonra kadınların gözlerinde farklı bir derinlik oluşur. O bakışlarda sadece yaşanmış yıllar değil, atlatılmış fırtınalar vardır. Sadece geçen zaman değil, kazanılmış mücadeleler vardır. Onlar artık kimin samimi, kimin geçici olduğunu daha iyi bilirler. Çünkü hayat, kalpleri defalarca kırılan kadınlara insanların yüzünü değil, özünü okumayı öğretmiştir.

Ve sonunda kadın şunu anlar: Onu hayatta tutan şey, hiç kırılmamış olması değildir. Tam tersine, defalarca kırılıp yine de sevgiden, iyilikten ve umuttan vazgeçmemiş olmasıdır. İşte gerçek asalet burada saklıdır. Çünkü bazı insanlar acıdan sonra sertleşir; bazı insanlar ise acıdan sonra derinleşir. Kadın ise çoğu zaman derinleşmeyi seçer. Gözyaşlarını bir nehre, yaralarını bir hikâyeye, kırgınlıklarını bir bilgeliğe dönüştürür.

Ve bir gün aynaya baktığında artık yaralarını değil, o yaralara rağmen ayakta kalmayı başarmış kendisini görür. İşte o gün anlar ki; insanın kalbini tamir eden şey zaman değil, zamanın içinde gösterdiği cesarettir. Kadın da o cesareti, düşe kalka, ağlaya ağlaya, ama her seferinde yeniden ayağa kalkarak öğrenmiştir.