Bazı haberler okunur, unutulur.
Bazıları ise insanın yüreğine yerleşir.
Çünkü onlar bir olay anlatmaz; insan olmanın ne demek olduğunu hatırlatır.
88 yaşındaki Fadime Ülüş'ün Strasbourg'dan Cûdî'ye uzanan yolculuğu da işte böyle bir hikâye…

Yaklaşık 4 bin 600 kilometre…
Takvimin yirmi yıla yaydığı bir bekleyiş…
Ve solunum cihazına bağlı bir annenin, bitmek bilmeyen özlemi…
İnsan bazen düşünmeden edemiyor:
Bir anneyi bu yaşında, bu hâliyle yollara düşüren şey nedir?
Cevabı aslında hepimiz biliyoruz.
Adı sevgidir.
Adı özlemdir.
Adı, hiçbir zaman vazgeçmeyen anneliktir.
Dünyada hiçbir mesafe, evladına ulaşmak isteyen bir annenin kalbinden daha uzun değildir.
Hiçbir dağ, hiçbir sınır, hiçbir ülke o sevginin önünde gerçek bir engel olamaz.
Çünkü anneler yürürken yalnızca ayaklarını değil, bütün ömürlerini sürüklerler.

Fadime Ülüş de öyle yaptı.
Belki yoruldu…
Belki nefesi yetmedi…
Ama umudu hiç eksilmedi.
Çünkü bazen insan, bir mezar taşını değil, yarım kalmış hayatını arar.
Bir mezar taşı…
Kimileri için yalnızca taş.
Bir anne için ise bir evladın adı, sesi, çocukluğu, gülüşü ve suskunluğudur.
İşte tam da bu yüzden barış, yalnızca savaşın bitmesi değildir.
Barış; annelerin mezar aramamasıdır.
Barış; insanların sevdiklerini yıllarca belirsizliğe teslim etmemesidir.
Barış; toprağın acıyı sakladığı değil, huzuru büyüttüğü bir hayat kurabilmektir.
Bugün dünyaya barışı anlatmak isteyen herkes, önce bu annenin yürüdüğü yola bakmalıdır.
Çünkü hiçbir siyasi metin, hiçbir uluslararası zirve, hiçbir diplomatik açıklama; bir annenin gözlerinden süzülen sessiz gözyaşı kadar etkili olamaz.

O gözyaşı, insanlığın ortak dilidir.
Ne tercümana ihtiyaç duyar ne de sınır tanır.
Bu yüzden Fadime Ülüş'ün hikâyesi yalnızca kendisinin değildir.
Bu hikâye, evladını özleyen bütün annelerindir.
Bu hikâye, yaşamın kıymetini bilen herkesindir.
Bu hikâye, barışın yalnızca bir kelime değil, insan onurunun en temel şartı olduğunu unutan herkese yazılmış sessiz bir mektuptur.
Belki de bir gün bu topraklarda barış gerçekten hüküm sürdüğünde, anneler kilometrelerce yolu mezar aramak için değil; çocuklarının sesini duymak, torunlarının gülüşüne yetişmek, yaşamı çoğaltmak için kat edecek.
İşte o gün, yalnızca anneler değil; vicdan da evine dönmüş olacak.
Çünkü bir ülkenin gerçek huzuru, şehirlerinin sessizliğinde değil; annelerinin yüreğindeki sükûnettedir.
Ve unutmayalım…
Bir annenin yürüdüğü yol, aslında bir milletin vicdanına uzanır.
O vicdan yaşadığı sürece yaşam da vardır.
Yaşam olduğu sürece umut vardır.
Umut olduğu sürece de barış, mutlaka bir gün kazanacaktır.