Üniversite sıralarında, henüz çiçeği burnunda bir gazeteci adayıyken yolum bir dönem düğün fotoğrafçılığına düşmüştü. Elimde vizör, karşımda en mutlu günlerinde, hayat boyu sürecek bir sadakat yeminine imza atan çiftler... Birden kendimi, o bembeyaz tüllerin ve şık takımların içinde, kusursuz görünen gülüşleri çekerken bulmuştum. Ancak o günlerden hafızama kazınan, flaşların ışıltısı değil bir gelinin mola anında damadın gözlerinin içine bakarak kurduğu o sarsıcı cümle oldu: "Eğer bir gün beni aldatırsan, bu evliliği devam ettirme cesaretimi yitiririm."

*

O gün genç bir gazeteci olarak defterime not ettiğim bu söz, aslında zamansız bir gerçeğin haykırışıydı. Yıllar geçtikçe, bu cümlenin ağırlığını ve o cesaret kavramının toplumda nasıl yön değiştirdiğini daha net gözlemliyorum. Bugün sokakları, mahkemeleri, insan hikayelerini inceleyen bir sosyal gözlemci olarak kendime şu soruyu sormadan edemiyorum: Sahi, sadakatsizliğin pençesinde kıvranan bunca insanın hâlâ o evlilik çatısı altında kalması bir cesaret midir, yoksa derin bir çaresizlik mi?

Toplumsal olarak kimin, hangi kapalı kapılar ardında ne kadar aldatıldığını tam olarak bilmiyoruz çünkü sadakatsizlik hâlâ kol kırılır yen içinde kalır mantığıyla saklanan kolektif bir sır. İlişki terapisti Esther Perel’in de belirttiği gibi modern dünyada aldatma, sadece bir sözleşmenin ihlali değil kişinin kendi gerçekliğine ve geçmişine duyduğu güvenin kökten sarsılmasıdır, yani ağır bir ilişki travmasıdır.

*

Peki; gidecek bir evi, sığınacak bir limanı ya da kendi ekonomik özgürlüğü olmayan insanlar, ruhlarını paramparça eden bu ihaneti nasıl olur da sineye çekiyor?

Çekilmiyor işte... Sessiz bir odada tek başına çürüyen bir kadının mutsuzluğunu sineye etmek kolay mıdır? Aldatılan kadın, her sabah yüzüne taktığı o sahte mutluluk maskesinin altında, aslında her gün kendi cenazesini kaldıran bir faniye dönüşür. Gitmek bir lüks, kalmak ise her gün azar azar ölmek demektir onun için. Üstelik bu sessiz infazın en ağır faturası çocuklara kesilir. Çocuklar anne ve babanın arasındaki o buz kesmiş yabancılığı, mutfaktaki gergin fısıltıları ve o gergin sessizliğin kokusunu hemen alır. Ebeveynlerinin mutsuzluğuyla beslenen o körpe ruhlar, sadakatsizliğin gölgesinde büyürken daha küçük yaşta güven denilen o kutsal kalenin yıkılışına şahit olurlar. Onlar için ev, bir huzur yuvası olmaktan çıkarak her an patlamaya hazır bir mayın tarlasına dönüşür.

*

İşte tam bu noktada bir kereden bir şey olmaz denilerek geçiştirilen o ilk kırılmalar devreye giriyor. Çevre ve toplum, mağduru sessiz kalmaya zorladıkça, bu zoraki affedişler zamanla evliliğin olağan akışında normal karşılanmaya başlıyor. Sadakatsizlik, ne yazık ki kapalı kapılar ardında sessizce meşrulaştırılıyor.

Oysa günümüz dünyasında bir ilişkide aldatmanın maliyeti sanılandan çok daha büyüktür. Bu, sadece iki kişi arasında sönüp giden bir aşk hikayesi değildir boşanma süreçlerinin getirdiği maddi-manevi yıkımlar ve en acısı da ebeveyn-çocuk ilişkilerinde ömür boyu kapanmayacak yaralar açılmasıdır.

Bugün aldatılan birey, tam bir yol ayrımında duruyor. Önünde iki ağır patika var: Ya sadakatsizliğin gölgesinde yeşeren depresyon, anksiyete ve hatta örtülü aile içi şiddete hayır diyerek, arkasında hiçbir sığınak olmasa bile boşanma gibi yalnız ve engebeli bir yola çıkacak...

Ya da son zamanlarda literatürde sıkça duyduğumuz flörtöz mesajlaşmalar, gizli beğeniler gibi mikro aldatma kavramlarının arkasına sığınarak "Çocuklarım için, düzenim için" diyerek bu ağır faturayı kendi ruhuyla ödeyip kabul aşamasına geçecek.

*

Bir zamanlar vizörümden baktığım o neşeli düğün fotoğraflarının arkasında, bugün kaç kadının ya da erkeğin bu sessiz savaşı verdiğini bilmek sarsıcı. Bir gazeteci olarak gördüğüm çıplak gerçek şudur: Gidecek limanı olmayanların sessizliği, ne yazık ki fırtınada boğulmamak için sığındıkları zorunlu bir esarettir. Biz de toplum olarak bu sessizliği normalleştirdiğimiz sürece, o flaşlar hep mutsuz evliliklerin üzerine patlamaya devam edecektir.

Sizi aldatan biriyle evli kalmak cesurca bir davranış mıdır? Yoksa güveninizi kıran ve sizi acı verici bir şekilde hayal kırıklığına uğratan biriyle birlikte kalmaya devam etmek, korkakça ve kendine zarar verici bir teslimiyet midir? Açıkçası bilmiyorum. Bildiğim tek şey aşk karmaşıktır, sadakatsizlik ise çok daha karmaşıktır. Nihayetinde, hiçbir insanın ruhu sadakatsizliği kaldıracak kadar cesur değildir. O çatının altında kalmayı seçen cesur da zaten mutlu değildir. Notlarıma kaydettiğim o sözün sahibi şu an ne kadar cesurdur inan bilmiyorum fakat bildiğim bir şey var: Bu sözü söyleyecek kadar cesur olan birinin, o ilişkide kalmaya zaten niyeti olmaz.