Bir sabah uyanırsın ve hayatında bir şeylerin değiştiğini anlarsın. Ortada büyük bir olay yoktur aslında. Her şey yerli yerindedir; aynı oda, aynı sokak, aynı insanlar… Ama sen artık dünkü sen değilsindir.
Bunu ne zaman olduğunu bilmeden yaşarsın.
Belki uzun zamandır içine attığın bir kırgınlık ağırlaşmıştır. Belki yıllardır peşinden gittiğin bir şeyin artık seni eskisi kadar heyecanlandırmadığını fark etmişsindir. Ya da sadece çok yorulmuşsundur. Öyle bir yorgunluk ki uyuyarak geçmez. İnsanlardan değil, kendini sürekli toparlamak zorunda kalmaktan yorulursun.
Bir süre sonra bazı şeyleri anlatmaktan da vazgeçersin. Çünkü herkesin anlayabileceği bir tarafı yoktur yaşadıklarının. Bazı acılar anlatıldığında küçülmez, aksine kelimelerin içinde daha da büyür. Bu yüzden susarsın. İnsanlar bunu kabulleniş sanabilir. Oysa bazen susmak, yalnızca insanın kendini koruma biçimidir.
Hayatımızdan çıkan insanların ardından hep bir boşluk kalıyor. Kimi büyük, kimi küçük… Fakat zaman geçtikçe o boşluğun kendisinden çok, orada bıraktığımız halimizi özlediğimizi fark ediyoruz. Birinin yanında olduğumuz kişiyi, bir zamanlar kurduğumuz hayalleri, hiçbir şeyden korkmadan inandığımız günleri…
Belki de insan en çok kendisinin eski halini özlüyor.
Daha kolay gülen, daha çabuk inanan, bir güzel sözle bütün gününü değiştirebilen o halini. Sonra hayat geliyor ve bazı şeyleri öğretiyor. Her gülümsemenin samimi olmadığını, her sözün tutulmayacağını, herkesin kalmak için gelmediğini…
Bunları öğrenmek insanı büyütüyor mu, bilmiyorum.
Sadece daha temkinli yapıyor.
Bir zamanlar kapısını sonuna kadar açtığın yerlere artık önce uzaktan bakıyorsun. Bir insana güvenmeden önce söylediklerinden çok sustuklarına dikkat ediyorsun. Seviyorsun ama kendini tamamen kaybetmemeye çalışıyorsun. Çünkü bir kez kendinden uzaklaştığında, geri dönmenin ne kadar uzun sürdüğünü biliyorsun.
Yine de bütün bunlar insanın kalbini taşlaştırmamalı.
Çünkü yaşadığımız hayal kırıklıkları yüzünden güzel şeylerden vazgeçersek, aslında bize yapılan haksızlığın bedelini yine kendimiz ödemiş oluruz. Herkes aynı değil. Her yol aynı yere çıkmıyor. Bir yerde kırılmış olmak, bundan sonra hiçbir yerde iyi hissedemeyeceğimiz anlamına gelmiyor.
Bunu kabul etmek kolay değil.
Bazı geceler geçmiş yeniden kapıyı çalıyor. Verdiğin kararları düşünüyorsun. Başka türlü davransaydım ne olurdu diye geçiriyorsun içinden. Keşke dediğin yerler oluyor. Fakat insanın hayatında değiştiremeyeceği kadar çok şey var. Geçmişe dönüp başka bir seçim yapamıyoruz.
Yapabildiğimiz tek şey, bugünümüzü o seçimlerin içinde kaybetmemek.
Belki hayatın bize verdiği en büyük ders de bu: Her şeyi düzeltemeyiz. Bazı insanları geri getiremeyiz. Bazı cümleleri yeniden kuramayız. Bazı kapılar bir daha açılmaz.
Ama yine de önümüzde bir gün daha vardır.
Bazen bütün mesele o bir günü nasıl geçirdiğimizdir.
Bir kahve içerken gerçekten tadını almak, sevdiğimiz birinin sesini biraz daha dikkatli dinlemek, içimizden geliyorsa “seni özledim” demek… Küçük görünen şeylerin aslında hayatın kendisi olduğunu sonradan anlıyoruz.
İnsan geleceği düşünürken elindeki zamanı kaçırabiliyor. Daha iyi bir gün gelecek diye bugünün içinden geçip gidiyor. Sonra dönüp baktığında, beklediği hayatın aslında yaşadığı günlerin içinde olduğunu fark ediyor.
Bu yüzden artık her şeyi çözmek istemiyorum.
Bazı sorular cevapsız kalabilir.
Bazı insanlar neden gittiğini anlatmadan gidebilir. Bazı yaralar tamamen iyileşmeyebilir. Bazı hayaller başka bir biçimde gerçekleşebilir. Bunların hepsini kabullenmek zorunda değilim belki ama hayatın her şey için bir açıklama borcu olmadığını biliyorum artık.
İçimde hâlâ eksik kalan yerler var.
Ama eskisi gibi onlardan utanmıyorum.
Çünkü insan biraz da eksikleriyle kendisi oluyor. Yaşadıklarımız bizi yalnızca değiştirmiyor; bize neyi istemediğimizi, nerede durmamız gerektiğini ve en önemlisi, kendimizden ne kadar uzaklaşabileceğimizi gösteriyor.
Şimdi yeniden başlamak gibi büyük sözler söylemek istemiyorum.
Sadece olduğum yerden devam etmek istiyorum.
Daha az korkarak, daha az açıklama yaparak, içimden gelmeyen hiçbir şeyi sırf başkaları memnun olsun diye taşımadan…
Geçmişi yanımda taşıyacağım belki.
Ama artık onun arkasından yürümeyeceğim.
Önümde ne var bilmiyorum.
İlk kez bunu bilmemek beni eskisi kadar korkutmuyor.
Next