Bir çocuğun sabah okula giderken sırtında yalnızca çantası yoktur. İçinde hayalleri vardır. Bir gün doktor olma isteği, öğretmen olma düşü, belki de henüz adını koyamadığı güzel bir gelecek…

Fakat bazı çocuklar okula ulaşabilmek için daha gün doğmadan yola çıkıyor. Kırsalda yaşayan çocuklar için taşımalı eğitim, yalnızca bir servis aracına binmekten ibaret değil; uzun yollar, bekleyişler ve bazen aksayan ulaşım demek. Oysa bir çocuğun eğitim hakkı, yaşadığı köyün uzaklığına bağlı olmamalı. (Vox Haber)

Şırnak’ta eğitim denildiğinde karşımıza yalnızca taşımalı eğitim çıkmıyor.

Yıllardır tamamlanmayı bekleyen okul yatırımları, derslik ihtiyacı, kalabalık sınıflar, bazı yerlerde devam eden ikili eğitim ve yaklaşık iki bine ulaşan öğretmen açığı da aynı tablonun parçaları. (Vox Haber)

Bir rakam olarak bakıldığında “iki bin öğretmen açığı” denilip geçilebilir.

Ama o rakamın içinde binlerce öğrencinin yüzü var.

Bir sınıfta öğretmenini bekleyen çocuk var.

Bir başka sınıfta kalabalıktan dolayı arka sırada oturan öğrenci var.

Bir köyde okuluna ulaşmak için yola çıkan çocuk var.

Ve belki de her akşam eve döndüğünde “Bugün ne öğrendin?” diye sorulan, anlatacakları eksik kalan bir çocuk var.

Eğitim meselesinin asıl ağırlığı da burada başlıyor.

Çünkü eğitim yalnızca ders kitabı, sınav ve not değildir.

Bir öğretmenin öğrencisini tanımasıdır. Onun hangi konuda zorlandığını fark etmesidir. Bir çocuğun “Ben yapamam” dediği anda elinden tutup yeniden denemesini sağlamaktır.

Bu nedenle öğretmen eksikliği yalnızca boş bir kadro değildir. Çocuğun karşısında eksilen bir rehberdir.

Üstelik öğretmenin olmadığı ya da sürekli değiştiği bir ortamda çocuklardan istikrarlı bir başarı beklemek de kolay değildir. Eğitimde süreklilik, en az okul binası kadar önemlidir.

⸻

Bir de okulun kendisi var.

Çocukların eğitim gördüğü binaların zamanında tamamlanamaması, dersliklerin yetersiz kalması, sınıfların kalabalıklaşması… Bunlar yetişkinlerin gözünde ihale, yatırım ve bütçe başlıkları olabilir.

Çocuğun gözünde ise daha basit bir karşılığı vardır:

“Ben neden daha iyi bir okulda okuyamıyorum?”

Bu soru küçümsenecek bir soru değildir.

Çünkü eğitimde eşitlik, bütün çocuklara aynı kitabı vermekten ibaret değildir. Nerede yaşarsa yaşasın çocuğa aynı değeri vermektir.

Şırnak’ın bir köyündeki çocukla büyük bir şehrin merkezindeki çocuğun hayalleri arasında fark olmamalı.

Biri mühendis olmak istiyorsa diğeri de olabilir.

Biri üniversitenin kapısından girmek istiyorsa, diğeri için de o kapı açık olmalı.

Bir çocuğun geleceğini doğduğu yer belirlememeli.

⸻

Eğitimin bir başka önemli tarafı da çocuğun kendisini ifade edebilmesidir.

Dil yalnızca konuşmak için kullandığımız kelimelerden oluşmaz. Çocuğun dünyayı anlamasının, kendisini anlatmasının ve öğrenmesinin de bir parçasıdır. Bu nedenle anadilinde eğitim meselesi de Şırnak’taki eğitim tartışmasının dışında tutulabilecek bir konu değildir. (Vox Haber)

Bütün bunları yan yana koyduğumuzda aslında tek tek sorunlardan değil, birbirine dokunan büyük bir eğitim meselesinden söz ediyoruz.

Öğretmen açığı…

Derslik yetersizliği…

Geciken okul yatırımları…

Taşımalı eğitim…

Kalabalık sınıflar…

Eğitimde süreklilik…

Çocuğun kendisini ifade edebilmesi…

Hepsi aynı soruya çıkıyor:

Bu çocuklara nasıl bir gelecek bırakıyoruz?

Çünkü bugün eksik kalan bir ders belki telafi edilir.

Ama çocuklukta kaybedilen zamanın telafisi her zaman mümkün olmayabilir.

Şırnak’ın çocukları çok şey istemiyor aslında.

İyi bir okul, yeterli bir öğretmen, güvenli bir sınıf ve hayallerini kurabilecekleri eşit bir fırsat…

Bazen bir ülkenin geleceğini anlatmak için büyük sözlere gerek yoktur.

Bir sınıfa girip çocukların gözlerine bakmak yeterlidir.

Çünkü o gözlerde yalnızca bugünün öğrencileri değil, yarının Şırnak’ı vardır.