Tarih bazen görkemli saraylarda, bazen de sessizce ayakta kalmaya çalışan bir köprünün taşlarında saklanır. Dicle Nehri’nin kıyısında yüzyıllardır zamana direnen Bafid Köprüsü de böyledir. O, yalnızca iki yakayı birbirine bağlayan bir geçit değil; aynı dili konuşan, aynı suya bakan, aynı gökyüzünün altında yaşayan insanların ortak hafızasıdır.
Bugün ise bu kadim yapı sessiz bir yalnızlığın içinde kaderine terk edilmiş durumda. Bir zamanlar tüccarların, yolcuların, kelekçilerin geçtiği köprüye artık ne adımlar değiyor ne de onu koruyacak bir el uzanıyor. Geriye, doğanın ve ihmalin insafına bırakılmış tek bir kemer kaldı.
Bafid Köprüsü’nün geçmişi tam olarak hangi döneme uzanıyor bilinmiyor. Kimileri onu Sasani mirası olarak görüyor, kimileri ise kökenini çok daha eski uygarlıklara dayandırıyor. Ancak kesin olan bir gerçek var: Bu köprü, yalnızca taş üstüne taş konularak yapılmadı. Bilgiyle, estetikle ve büyük bir mühendislik anlayışıyla inşa edildi. Siyah bazalt taşları, burç ve gezegen kabartmaları, insan ve hayvan figürleri bunun en güçlü tanıklarıdır. Rivayetlere göre güneş her ayın ilk günlerinde farklı bir burç kabartmasını aydınlatıyor. Bu bile yapının ne kadar ince bir düşüncenin ürünü olduğunu göstermeye yetiyor.
Ne var ki tarihin koruduğunu siyaset koruyamadı. 1921’de çizilen sınırlar yalnızca haritaları değiştirmedi; insanların birbirine uzanan yollarını da kesti. Aynı nehrin iki kıyısında yaşayan insanlar birbirine yabancılaştırılırken, Bafid Köprüsü de birleştiren kimliğini kaybedip ayrılığın sessiz tanığına dönüştü.
Daha sonra Dicle’nin yatağını değiştirmesiyle köprünün kalıntıları bugün Kuzey ve Doğu Suriye tarafında kaldı. Fakat coğrafyanın değiştirdiği yalnızca köprünün yeri oldu. Onun taşıdığı tarih, kültür ve hafıza hâlâ bu toprakların ortak mirası olmaya devam ediyor.
En acı olan ise, böylesine önemli bir eserin göz göre göre yok oluşudur. Restorasyon bekleyen köprü, sınır duvarlarının, kameraların ve beton kulelerin gölgesinde her geçen gün biraz daha aşınıyor. Oysa taşların sessizliği, bazen insanların suskunluğundan daha yüksek ses çıkarır. Bugün o taşlar bize, “Beni koruyun; çünkü ben yalnızca geçmişi değil, sizi de anlatıyorum” diyor.
Yine de umut tamamen kaybolmuş değil. Bölge halkının “Serê Pirê” adını verdiği bu alan, özellikle bahar aylarında ve Newroz’da binlerce insanı buluşturuyor. Rengârenk kıyafetler, türküler ve halaylar, sınırların ayırdığı insanların kültürle yeniden buluşabildiğini gösteriyor. Çünkü kültürün kurduğu köprüleri hiçbir tel örgü tamamen yıkamaz.
Bir toplumun geleceği, geçmişine gösterdiği özenle ölçülür. Eğer Bafid Köprüsü’nün sessiz çığlığına kulak verilmezse, kaybolacak olan yalnızca birkaç taş parçası olmayacak. Birlikte yaşanmış yüzyılların hatırası, ortak belleğimiz ve bu coğrafyanın en kıymetli tanıklarından biri de geri dönmemek üzere yok olacak.
Bafid Köprüsü bugün bizden sadece onarılmayı istemiyor. Aynı zamanda geçmişe duyduğumuz saygıyı, kültürel mirasa karşı sorumluluğumuzu ve ortak hafızamıza sahip çıkma irademizi de sınava çağırıyor. Çünkü bazı köprüler yıkıldığında, geriye yalnızca kapanan bir geçit değil, birbirine ulaşamayan hayatlar kalır.