Bastırdıklarımız Gerçekten Kaybolur mu?
Bazı duygular vardır; yaşarız ama adını koymayız. Bazı kırgınlıkları önemsemiyormuş gibi yaparız. Bazı öfkeleri yutarız. Bazı kayıpların ardından “güçlü durmalıyım” deriz. Bazı hayal kırıklıklarını ise hayatımıza devam edebilmek adına görmezden geliriz.
Ve zamanla kendimize şu mesajı veririz: “Geçti.”
Peki gerçekten geçmiş midir? Yoksa yalnızca üzeri mi örtülmüştür? İşte burada kritik bir ayrım başlar. Çünkü bir duyguyu yaşamamak ile o duygudan iyileşmek aynı şey değildir. Bazen insan, yaşadığı duyguyu susturduğunu düşünür. Fakat susturulan duygu çoğu zaman başka bir kanaldan kendini göstermeye devam eder.
Kimi zaman davranışlarımızda…
Kimi zaman ilişkilerimizde…
Kimi zaman kararlarımızda…
Kimi zaman da bedenimizin verdiği sinyallerde.
Bu yüzden üzerinde uzun zamandır durduğum önemli bir cümle var:
Konuşulmayan duygu, davranışla konuşur.
Bastırmak Nedir?
Bastırma, zorlayıcı bir duygunun farkında olmamak, onunla temas kurmamak ya da onu bilinçli biçimde geri plana itmek şeklinde kendini gösterebilir. İnsan bunu çoğu zaman kötü niyetle yapmaz. Aksine, zihnin temel amaçlarından biri bizi günlük hayatta işlevsel tutmaktır.
an baş edemediğimiz bir acı…
İfade edemediğimiz bir öfke…
Kabul etmekte zorlandığımız bir korku…
Ya da toplum tarafından “uygunsuz” kabul edildiğini düşündüğümüz bir duygu…
Bir süreliğine geri plana alınabilir. Bu mekanizma kısa vadede işe yarayabilir. Ancak sorun şurada başlar: Geçici olarak susturulması gereken bir duygu, kalıcı olarak yok sayıldığında.
Çünkü duygularımız yalnızca “hissettiğimiz şeyler” değildir. Aynı zamanda ihtiyaçlarımız, sınırlarımız, geçmiş deneyimlerimiz ve ilişkilerimiz hakkında bilgi taşıyan içsel sinyallerdir. Bir duygunun mesajını sürekli görmezden geldiğimizde, o mesaj ortadan kalkmaz. Sadece biçim değiştirir.
Bastırma İyileşme Değildir
İnsan bazen hayatına devam edebildiği için iyileştiğini düşünür. İşe gidiyordur, toplantılara katılıyordur, gülümsüyordur, sorumluluklarını yerine getiriyordur ve hatta dışarıdan oldukça güçlü görünebilir. Fakat “hayata devam etmek” ile “duygusal olarak işlemek” birbirinden farklıdır.
İyileşme; duyguyu unutmak değildir. Duygunun varlığını inkâr etmek değildir. Yaşananları küçümsemek değildir. Gerçek iyileşme, yaşadığımız deneyimi olduğu haliyle görebilmek ve o deneyimin bugünkü hayatımız üzerindeki etkisini anlamlandırabilmektir.
Bu yüzden bazen en güçlü cümle şudur: “Ben bundan etkilenmedim.” değil, “Evet, bu beni etkiledi.” Çünkü insan ancak kabul ettiği bir şeyi dönüştürebilir.
Bastırılmış Duygular Davranışa Nasıl Dönüşür?
Bir duygunun kendisini ifade edememesi, onun ortadan kalktığı anlamına gelmez. Çoğu zaman duygu, davranışsal bir kalıba dönüşür. Örneğin bastırılmış öfke her zaman bağırmak şeklinde ortaya çıkmaz.
Bazen; sabırsızlık, tahammülsüzlük, sürekli eleştirme, pasif agresif davranış, ani geri çekilme, ilişkilerde mesafe koyma şeklinde görülebilir. Aynı şekilde bastırılmış değersizlik hissi; sürekli kendini kanıtlama, herkesi memnun etmeye çalışma, hayır diyememe, aşırı çalışma ve hata yapmaktan yoğun biçimde kaçınma şeklinde kendini gösterebilir.
İnsan bu davranışları zamanla karakterinin bir parçası sanmaya başlar.
“Ben zaten sabırsız biriyim.”
“Ben mükemmeliyetçiyim.”
“Ben kimseye güvenmem.”
“Ben her şeyi kendim yapmak zorundayım.”
Fakat bazen kişilik sandığımız şeyin altında, yıllar önce öğrenilmiş bir korunma biçimi vardır. İşte bu nedenle davranışı değiştirmeden önce davranışın hangi duygudan beslendiğini anlamak gerekir.
Öfkenin Altında Her Zaman Öfke Yoktur
Öfke, çoğu insan tarafından olumsuz bir duygu olarak görülür. Oysa öfke çoğu zaman birincil duygu değildir. Altında farklı deneyimler bulunabilir.
Hayal kırıklığı…
Kırgınlık…
Reddedilme…
Görülmeme…
Kontrol kaybı…
Haksızlığa uğrama hissi…
Bazen kişi aslında üzgündür fakat üzüntüyü yaşamak ona zayıflık gibi gelmiştir. Bu yüzden üzüntü öfkeye dönüşür. Bazen korkmuştur ama korkusunu kabul etmek istemez. Bu kez korku sertliğe dönüşür. Bazen sınırları ihlal edilmiştir fakat “hayır” demeyi öğrenmemiştir. Sonrasında küçük olaylara bile büyük tepkiler vermeye başlar.
Bu nedenle kendimize yalnızca; Neden bu kadar öfkeliyim? diye sormak yeterli değildir. Bazen asıl soru şudur:
Bu öfkenin altında hangi duygu var?
Suçluluk: Sessizce Taşınan Yük
Suçluluk da bastırılmış duygular arasında güçlü bir yere sahiptir. Gerçekten bir hata yaptığımızda suçluluk bize davranışımızı yeniden değerlendirme fırsatı verir. Bu yönüyle işlevseldir. Fakat bazı insanlar yıllarca kendilerine ait olmayan yükleri de taşır.
Ailesinin beklentilerini karşılayamadığı için…
Bir ilişkiyi bitirdiği için…
Kendi hayatını seçtiği için…
Birine “hayır” dediği için…
Kendini önceliklendirdiği için…
Zamanla şu inanç ortaya çıkabilir: Kendimi seçersem kötü bir insan olurum.
Böyle bir inanç, insanın bütün yaşam kararlarını etkileyebilir. Hangi işi kabul edeceğini, hangi ilişkide kalacağını, ne kadar yük üstleneceğini, hatta kendi ihtiyaçlarını ne kadar erteleyeceğini belirleyebilir.
İşte bastırılmış suçluluk tam da burada görünmez bir yöneticiye dönüşür.
Değersizlik Duygusu ve Sürekli Kendini Kanıtlama
Hayatım boyunca hem bireysel çalışmalarımda hem de yöneticilik deneyimlerimde sık gördüğüm kalıplardan biri şudur: İnsan bazen başarılı olmak istediği için değil, kendini değerli hissetmek için başarıya koşar. Bu iki motivasyon birbirinden çok farklıdır. Birincisinde insan üretir. İkincisinde kendini ispatlamaya çalışır. Birincisinde başarı büyütür. İkincisinde başarı yetmez. Çünkü her yeni hedefin ardından bir yenisi gelir.
Daha çok çalışmak…
Daha çok kazanmak…
Daha çok takdir görmek…
Daha büyük bir unvan…
Daha büyük bir başarı…
Ama içsel kayıt değişmediği sürece insan ne kadar yükselirse yükselsin, içeride aynı cümle kalabilir:
“Hâlâ yeterli değilim.”
İşte bu nedenle dış başarı her zaman iç huzur üretmez. Bazen insanın ihtiyacı daha fazla başarı değil, başarıya neden bu kadar ihtiyaç duyduğunu fark etmektir.
Bastırılmış Duygular İlişkilerimizi Nasıl Etkiler?
İlişkiler, bastırılmış duyguların en görünür hale geldiği alanlardan biridir. Çünkü yakınlık, geçmişte çözümlenmemiş birçok duyguyu harekete geçirebilir. Örneğin terk edilme korkusu bastırılmış biri, ilişkisinde çok kontrolcü davranabilir. Değersizlik duygusu yaşayan biri, sürekli karşı taraftan onay bekleyebilir. Geçmişte yoğun hayal kırıklıkları yaşamış biri, yeni bir ilişkide karşısındaki insan hiçbir şey yapmasa bile mesafeli olabilir.
Ve çoğu zaman kişi şöyle düşünür: “Ben sadece temkinliyim.” Belki de öyledir. Ama bazen temkin dediğimiz şey, geçmişte yaşanan acının bugünkü ilişkide konuşmasıdır. Yeni bir insanı, eski bir yaranın merceğinden değerlendirmek… İşte döngüler böyle oluşur. Geçmiş biter. Ama geçmişin yarattığı anlam bugünü yönetmeye devam eder.
Beden Duyguları Hatırlar mı?
Beden ile duygu arasındaki ilişkiyi konuşurken dikkatli olmak gerekir. Her fiziksel belirtiyi psikolojik nedenlere bağlamak doğru değildir ve bedensel yakınmaların tıbbi değerlendirmesi önemlidir. Bununla birlikte yoğun stres ve uzun süre devam eden duygusal baskı, bedenin stres yanıtını etkileyebilir.
Bazı insanlar zorlayıcı dönemlerde; uyku problemleri, kas gerginliği, çene sıkma, yorgunluk, iştah değişiklikleri, kalp çarpıntısı hissi veya mide-bağırsak yakınmaları yaşayabilir. Bu belirtiler tek başına “bastırılmış duygunun kanıtı” değildir. Ancak bedenin stres altında olduğunu gösterebilir.
Bu nedenle bedenimizi yalnızca susturmaya çalışmak yerine, onun verdiği mesajlara bütüncül biçimde bakmak önemlidir. Bazen beden şunu söylüyor olabilir:
“Yavaşla.”
“Dinlen.”
“Burada zorlanıyorum.”
“Bir şey değişmeli.”
Zihinsel Yansımalar: Düşünce Neden Durmaz?
Bastırılmış duygular yalnızca davranışlarımızı değil, düşünce biçimimizi de etkileyebilir. İnsan duygusuyla temas kuramadığında, bazen sürekli düşünmeye başlar. Neden böyle oldu? Keşke şunu söyleseydim. Acaba beni yanlış mı anladı? Bir daha böyle olursa ne yapacağım?
Bu düşünceler bir süre sonra zihinsel bir döngü oluşturabilir. Çünkü zihin, hissedilmeyen şeyi düşünerek çözmeye çalışır. Oysa bazı meseleler yalnızca düşünerek çözülemez. Bazı duyguların anlaşılması gerekir. Bazılarının ifade edilmesi, bazılarının kabul edilmesi ve bazılarının ise artık taşınmaması gerekir.
Duyguyu Yönetmek, Duyguyu Susturmak Değildir
Duygu yönetimi kavramı bazen yanlış anlaşılır. İnsanların “duygularını kontrol etmesi” gerektiği söylenir. Oysa sağlıklı duygu yönetimi, duyguyu yok etmek değildir.
Duygunun farkına varmak, ona isim vermek, neden ortaya çıktığını anlamak ve davranışımızı bilinçli şekilde seçebilmektir. Örneğin; Öfkeli olmak sorun değildir, öfkeyle zarar verici davranmak sorundur. Korkmak sorun değildir, korkunun bütün hayat kararlarını yönetmesine izin vermek sorun olabilir. Üzülmek sorun değildir, üzüntüyü yıllarca inkâr etmek ise insanı yorabilir. Gerçek güç, duygusuzluk değildir.
Duyguyu taşıyabilecek kadar kendini tanımaktır.
Güçlü Olmak Bazen Neden Zararlıdır?
Toplum bize güçlü olmayı öğretir.
oAğlama.
Dik dur.
Belli etme.
Unut.
Yola devam et.
Bazı durumlarda bu yaklaşım kısa süreli olarak bizi ayakta tutabilir. Fakat sürekli güçlü görünmek zorunda hissetmek, insanın kendi iç dünyasına yabancılaşmasına neden olabilir. Gerçek güç her zaman sertlik değildir.
Bazen; yardım istemektir. Bu beni üzdü diyebilmektir. Burada zorlanıyorum demektir. Sınır koymaktır. Bir kaybın yasını yaşamaktır. Bir hatayı kabul etmektir. Ve bazen de yıllardır kaçtığımız duygunun karşısına oturabilmektir.
Benim Dönüşüm Anlayışım: Önce Gör, Sonra Dönüştür
Koçluk, liderlik ve kişisel gelişim çalışmalarımda insanlara yalnızca daha fazla motivasyon vermeyi yeterli görmüyorum. Çünkü bazen insanın motivasyona değil, farkındalığa ihtiyacı vardır.
Her sorunun çözümü “daha çok çalışmak” değildir. Her korkunun çözümü “cesur ol” demek değildir. Her üzüntünün çözümü “pozitif düşünmek” değildir. Bazen insanın ihtiyacı; bir duyguyu ilk kez gerçekten görebilmektir. Kendisine şu soruyu sorabilmektir: Ben aslında ne hissediyorum? Ve ardından: Bu duygu bana ne anlatmaya çalışıyor?
Dönüşüm işte burada başlar. Çünkü bastırılmış duygular karanlıkta büyür. Farkındalık ise onları görünür hale getirir.
Kendinize Sorabileceğiniz 5 Güçlü Soru
Bugün birkaç dakika ayırın ve kendinize şu soruları sorun:
- Son zamanlarda beni en çok tetikleyen olay neydi?
- O olayın altında hangi duygu vardı?
- Bu duygu bana daha önce hangi dönemi hatırlatıyor?
- Bugünkü tepkim gerçekten bugünkü olaya mı ait?
- Bu duygunun bana anlatmak istediği ihtiyaç ya da sınır ne?
Cevapları hemen bulmak zorunda değilsiniz. Bazen doğru soruyla karşılaşmak bile güçlü bir başlangıçtır.
Duygular Düşman Değildir
Duygularımız bizi zayıflatmak için var değildir. Onlar iç dünyamızın haber taşıyıcılarıdır.
Kimi zaman bir ihtiyacı, kimi zaman bir sınırı, kimi zaman bir kaybı, kimi zaman da hâlâ taşıdığımız eski bir yarayı gösterirler. Onları susturabiliriz.
Ama susturmak, iyileştirmek değildir. Çünkü insanın içinde konuşamayan ne varsa, bir süre sonra davranışlarında kendine bir dil bulur. Bu nedenle bugün size tek bir cümle bırakmak istiyorum:
Konuşulmayan duygu, davranışla konuşur.
Belki bugün değiştirmeye çalıştığınız bazı davranışların altında, yıllardır dinlemediğiniz bir duygu vardır. Ve belki de ihtiyacınız olan şey kendinizle mücadele etmek değil; kendinizi ilk kez gerçekten dinlemektir.
İçsel Dönüşüm Yolculuğu
Eğer siz de tekrar eden duygusal ve davranışsal kalıplarınızı daha iyi anlamak, kendinizle daha güçlü bir ilişki kurmak ve içsel dönüşüm sürecinizi bilinçli şekilde yönetmek istiyorsanız; birebir koçluk çalışmalarım, seminerlerim ve Yeni Bir Sen’e Uyanış kitabım bu yolculukta size farklı perspektifler sunabilir.
Çünkü dönüşüm, hissetmemeyi öğrenmek değil; hissettiklerimizin bizi yönetmesine gerek kalmayacak kadar kendimizi tanımaktır.
Next