Silopi denildiğinde akla sınır gelir. Ticaret gelir. Hareket gelir.
Ama bu hareketin gölgesinde yaşayan insanların hikâyesi çoğu zaman görünmez.
Bu kentte yıllardır bazı vatandaşlar, Habur Sınır Kapısı’ndan günübirlik, resmî ve yasal geçiş yaparak, mevzuatın izin verdiği miktarda çay, şeker ve benzeri temel tüketim ürünlerini getirerek ailesinin geçimini sağlamaya çalışıyor.
Kaçak değil.
Yasa dışı değil.
Devletin tanıdığı hak çerçevesinde.
Bu bir tercih değil; çoğu zaman bir zorunluluk.
Silopi, Irak sınırında, ülkenin en yoğun ticaret hatlarından birine sahip. Her gün yüzlerce tır geçiyor. Büyük rakamlar konuşuluyor. Milyonluk ticaret hacimleri dillendiriliyor.
Ama aynı şehirde gençler soruyor:
“İş yok. Fabrika yok. Organize sanayi yok.
Biz ne yapalım?”
Bu soru bir isyan değil; bir geçim arayışıdır.
Son dönemde ise serzenişler artmış durumda. Resmiyetin verdiği izinlerin daraltıldığı, getirilebilecek eşyalar konusunda kısıtlamaların arttığı ifade ediliyor.
Daha da önemlisi; köprü ve geçiş noktalarında saatlerce keyfi bekletmeler yapıldığı yönünde ciddi şikâyetler var. Bu insanlar yevmiyeli bir işte çalışan kişiler değil; günübirlik geçim sağlayan insanlar. Sınırı geçtikleri gün kazanıyorlar, geçemedikleri gün kazanamıyorlar.
Saatlerce bekletilmek demek, o günün kazancının belirsizliğe düşmesi demek.
Belki de eve eksik dönmek demek.
Emeklerinin değersizleştirildiğini düşünenler var. Sert muamele iddiaları dile getiriliyor. Hatta münferit de olsa darpa kadar giden olayların yaşandığını söyleyenler bulunuyor.
Eğer bu iddialar doğruysa, mesele yalnızca ekonomik değil; insani bir meseledir.
Çünkü burada konuştuğumuz şey büyük ticaret değil.
Bir evin mutfağı.
Bir çocuğun okul masrafı.
Bir ailenin günlük geçimi.
Silopi’de mesele sınırdan geçmek değil.
Mesele geçinebilmek.
Eğer bu kentte yeterli fabrika kurulmamışsa,
Eğer organize sanayi güçlenmemişse,
Eğer gençlere kalıcı iş alanı açılmamışsa,
İnsanlar mevcut yasal hakkına tutunur.
Kimse sabahın erken saatinde sınır yoluna keyfinden düşmez.
Kimse günübirlik bir kazanca mahkûm olmak istemez.
Ama başka bir kapı yoksa, o kapıya sahip çıkılır.
Sosyal devlet anlayışı, insanını çaresizlikle baş başa bırakmamakla ölçülür. İnsanları günübirlik ekonomiye mecbur etmek doğru değildir; fakat mevcut yasal geçim imkânını da belirsizlik ve keyfiyetle zorlaştırmak çözüm değildir.
Sınırdan geçen tır sayısı bir kentin ekonomik hacmini gösterebilir.
Ama o kentte yaşayan insanların nasıl muamele gördüğü, asıl adalet ölçüsüdür.
Bugün Silopi’de mesele siyaset değil.
Mesele rakam değil.
Mesele ekmek.
Ve ekmek için verilen mücadele; saatlerce bekletilerek, değersizleştirilerek ya da sertlikle karşılık bulmamalıdır.