Bazı duygular vardır; insanın içine sessizce yerleşir. Gürültüsü yoktur ama ağırlığı vardır. Utanç da böyledir. Ne tam anlamıyla bir acıdır ne de yalnızca bir pişmanlık… Daha çok, insanın kendi ruhuyla karşı karşıya kaldığı o ağır sessizliktir.
Bugün birçok şey hızla değişiyor. İnsanlar daha yüksek sesle konuşuyor, daha kolay kırıyor, daha az düşünüyor. Fakat bütün bu kalabalığın içinde eksilen bir şey var: utanmak. Oysa utanmak, insanın içindeki vicdanın hâlâ yaşadığını gösteren en eski işarettir.
Bir gün bir çay ocağında yaşlı bir adama rastlamıştım. Hesabı ödemek isterken cebinden düşen birkaç bozukluğu toplamaya çalışıyordu. Garson genç çocuk ise sabırsızlanıyor, yüzünü ekşitiyordu. Yaşlı adam mahcup bir gülümsemeyle “Kusura bakma evlat, ellerim eskisi kadar hızlı değil,” dedi. O an masadaki herkes sustu. Çünkü bazen insanı susturan şey bağırmak değil, bir insanın incinmiş vakarını görmektir.
Utanç tam da burada başlar işte. İnsan, karşısındakine yük olmaktan çekinir. Bir kalbi kırdıysa geceleri rahat uyuyamaz. Çünkü bazı insanlar için vicdan, kapatılabilen bir kapı değildir.
Aristoteles, erdemi insanın “orta yolu bulabilme bilgeliği” olarak anlatır. Ne aşırı kibir ne de aşırı teslimiyet… İnsan, kendi sınırlarını fark edebildiği ölçüde olgunlaşır. Utanç da bu fark edişin en insani hâlidir. Kusursuz olduğumuz için değil; kusurlarımızı görebildiğimiz için insan kalırız.
Ne gariptir ki çağımız utanmayan insanları güçlü sanıyor. Sert konuşanları cesur, kırıp dökenleri “gerçekçi” diye alkışlıyor. Oysa asıl güç, birinin gözlerine bakıp “Ben yanlış yaptım,” diyebilmektir. Çünkü insanın egosunu susturması, çoğu zaman dünyayı susturmasından daha zordur.
Bazı insanlar vardır, kırdığı dalların sesini bile duymaz. Yalan söyler, haksızlık eder, kalp incitir ve hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam eder. İşte insanı korkutan da budur. Çünkü utanma duygusunu kaybeden biri, zamanla merhametini de kaybeder. Vicdan sustuğunda geriye yalnızca kuru bir kalabalık kalır.
Ama mahcup insanlar başka olur. Konuşurken kelimelerini tartarlar. Bir hata yaptıklarında içlerine kapanırlar. Özür dilemeyi küçülmek saymazlar. Çünkü bilirler; insanı büyüten şey kusursuz görünmek değil, gerektiğinde başını eğebilmektir.
Belki de hayatın bütün meselesi budur: Kalabalıkların içinde insan kalabilmek… Ve insan kalmanın yolu biraz da utanmayı unutmamaktan geçer. Çünkü insan en çok, kendi vicdanının gözlerine bakarken utanır.