Bazı insanlar bir ömür konuşur da geriye tek bir cümle bırakmaz. Bazılarıysa bir bakışıyla yıllarca içinden çıkamayacağın bir sessizlik bırakır insana. Çünkü bazı yüzler yalnızca yüz değildir; insanın içinde taşıdığı bütün memleketlerin haritasıdır.

“Bil ki seni anarken dağlar düşer,
Gökler düşer, yerler düşer üşümem…”

İnsan gerçekten sevdiği birini anarken üşümez. Çünkü özlem dediğimiz şey soğuk değildir; aksine insanın içini yakan en eski ateştir. Birinin adını içinden geçirmek bile bazen bütün bir şehri ayağa kaldırır. Dağlar dediğin yalnız taş değildir artık; hatıralardır. Gök dediğin yalnız boşluk değildir; bekleyiştir. Ve yer dediğin sadece toprak değildir; insanın dizlerinin bağıdır.

Sevmek biraz da dünyanın ağırlığını tek bir insanın yüzünde taşımaktır.

“Ben kibriti çaktığım zaman
Her şey kırmızıydı yüzün olarak…”

İnsan bazen bir anın içine öyle hapsolur ki yıllar geçse de o saniye eskimez. Bir kibrit yanar; küçücük bir ışık. Ama o ışığın içinde bir ömür görünür. Bir yüz belirir karanlığın ortasında. Kırmızı… Çünkü aşkın da hüznün de en gerçek rengi kırmızıdır. Kan gibi. Yangın gibi. Utanç gibi. Hasret gibi.

Ve sonra insan şunu anlar:
Her yüz bir memlekettir gerçekten.

Kimine sürgün olursun, kiminde doğarsın. Kimi yüzlerde çocukluğunu bulursun, kimilerinde kaybettiğin bütün yılları. Bazı insanların gözlerine bakınca bir tren garı geçer içinden; gidenler olur, dönmeyenler olur. Bazılarının sesi eski bir radyodan yükselen türkü gibidir; cızırtılı ama kalbe dokunan.

Bu çağın en büyük yoksulluğu sevgisizlik değil belki de; hissizliktir. İnsanların artık birbirinin yüzüne değil, yalnızca ekranına bakmasıdır. Her şeyin hızla tüketildiği bir zamanda kimsenin kimseyi gerçekten hatırlamamasıdır. Oysa insan dediğin biraz anı biriktirmelidir. Bir çayın buharında kalmalı bazen. Bir sokak lambasının altında. Bir vedanın içinde. Çünkü unutulan her şeyle birlikte insan da biraz eksilir.

Bugün dönüp eski fotoğraflara uzun uzun bakıyorsak, bunun sebebi geçmişi özlemek değildir yalnızca. O fotoğraflarda kaybettiğimiz insanı arıyoruzdur. Daha saf inanan, daha temiz seven, daha kolay kırılan hâlimizi…

Ve belki bütün hayatın özeti şudur:
Bir gün herkes gider. Sesler diner. Evler boşalır. Sokaklar değişir. Ama insanın içinde bazı yüzler kalır. Ne kadar susturmaya çalışsan da gece olunca yeniden konuşurlar.

İşte bu yüzden bazı insanlar mezar taşıyla değil, bir cümlenin içinde yaşar.

Ve insan en sonunda şunu öğrenir:
Birini gerçekten sevdiysen, o artık yalnız bir insan değildir. Senin içindeki zamanın anıtıdır. Onu unutmak, biraz da kendini inkâr etmektir.

Çünkü bazı hatıralar geçmez.
Sadece insanın içine yerleşir.