Bir şehri sadece yolları, binaları, meydanları ya da imar planları anlatmaz. Şehir, üzerinde yaşayan insanların günlük hayatı, hafızası, beklentileri ve yönetime duyduğu güven anlatılmalıdır. Bu yüzden yerel yönetimlerin kenti nasıl yönettiği kadar topluma nasıl aktardığı önemlidir.Tam da bu nedenle belediyelerdeki basın koltukları sanıldığından çok daha kritiktir. O koltukta oturan insanın eğitimi, vizyonu ve dünyaya bakışı, kurumun dışarıya açılan penceresidir. Belediye başkanı için mazbata makamın belgesidir, kamera ise vitrinidir. Fakat dijital çağda mesele kameranın karşısına geçip görünmek değil o kameranın neyi gördüğü, neyi göstermediği ve gördüğünü nasıl anlattığıdır.
*
Bu hataya düşmemek için basın biriminin bir reklam ajansı gibi çalışmaması, gazeteciliği bilmesi gerekir. Siyaseti bilmeli ama siyasetçi olmamalıdır. İnsanı ve toplumu okumayı bilmeli, tarih bilmeli, dünyayı takip etmelidir. İletişime ve halkla ilişkilere hakim olmalıdır. Hatta uluslararası gazetecilik standartlarını, en azından köklü haber ajanslarının temel ilkelerini bilmelidir. Doğruluk, teyit, bağlam, kamu yararı ve mesleki etik gibi kavramlar bu işin temelidir.
Hatalı bir video ya da bağlamından koparılmış bir görüntü, yıllarca biriken kurumsal güveni birkaç saat içinde tartışmalı hale getirebilir. Çünkü başkan bir sosyal medya fenomeni değildir.
Meselenin en kritik noktası, basın yöneticisinin gerektiğinde belediye başkanına hayır diyebilmesidir. Bazen bunu paylaşmayalım, bazen bu açıklamayı yeniden düşünelim, bazen de bu eleştiriye cevap vermemiz gerekiyor diyebilmelidir. Eğer bunu söyleyemiyorsa orada bağımsız bir iletişim aklından değil sadece makamın iletişiminden söz edebiliriz. Basın koltuğunda oturan kişi sadece başkanın ne söylemek istediğini değil vatandaşın ne sorduğunu da bilmek zorundadır.
*
Yol yapmak, meydan düzenlemek veya proje üretmek sadece teknik bir belediye işi değildir. Bir meydan düzenlendiğinde insanların o alanı kullanım biçimi ve mahalle hafızası değişir. İyi iletişim, biz ne yaptık anlatısına sıkışmak yerine bunu neden yaptınız, kimi etkileyecek, başka alternatif var mıydı sorularına dürüst cevap verebilmektir. Milyonlarca kez izlenen bir video kötü bir yönetimi iyi yapmaz. Burada kurumsal iletişim ile kişisel PR arasındaki fark ortaya çıkar. Başkan değişir, yönetim değişir fakat belediye ve şehir kalır.
*
Üstelik dijital çağda artık şehirde tek bir kamera yok. Belediyenin kamerası var, vatandaşın telefonu var, esnafın dükkanı var, mahallenin hafızası var. Belediye neyi anlatırsa anlatsın, şehirde yaşanan başka bir gerçeklik varsa o durum eninde sonunda görünür hale gelir.Mesele kamerayı doğru yere koymaktan büyüktür; kameranın arkasındaki insanın şehri ne kadar tanıdığıdır. İyi bir basın yöneticisi sadece başkanı görünür kılan kişi değildir. Gerektiğinde belediye başkanını frenleyen, kurumu koruyan, vatandaşı dinleyen ve yapılan işin şehirdeki karşılığını okuyabilen kişidir. Bazen en iyi iletişim çok konuşmak değil doğru zamanda doğru soruyu sormaktır. Bazen en başarılı basın çalışması milyonlarca izlenme değil vatandaşın bizi gerçekten dinliyorlar diyebilmesidir.
*
İyi belediyecilik sadece doğru kararlar almakla tamamlanmaz. Doğru kararın neden alındığını anlatabilmek, yanlış kararın neden yanlış olduğunu kabul edebilmek ve vatandaşın o kararın neresinde olduğunu gösterebilmek de iyi yönetimin bir parçasıdır. Her şeye rağmen tüm mesele dönüp dolaşıp aynı soruya geliyor: Şehri kim anlatıyor? Basın koltuğunda oturan kişi aslında sadece bir belediyenin haberlerini anlatmıyor. Bir şehrin hikayesini anlatıyor. O hikayeyi ne kadar doğru, ne kadar tarafsız, ne kadar vicdanlı ve ne kadar liyakatli anlatabildiği ise sadece belediyenin değil o şehirde yaşayan herkesin gerçeğidir.