Son günlerde SGK İl Müdürlükleri ve Defterdarlıklar tarafından Ticaret ve Sanayi Odaları ile Esnaf Odaları aracılığıyla VERGİ ve SGK borçlarına ilişkin bilgilendirme toplantıları düzenleniyor. Elbette mükellefin bilgilendirilmesi önemlidir. Ancak burada asıl sorulması gereken şudur:
Bu toplantılar borçlu esnafın ve şirketlerin sorununa gerçekten çözüm üretiyor mu, yoksa mevcut sistemin nasıl uygulanacağını anlatmakla mı yetiniyor?
TAKSİTLENDİRME İLE YAPILANDIRMA AYNI ŞEY DEĞİLDİR
Daha önceki yazılarımda da özellikle ifade ettim Bugün esnafın ve şirketlerin ihtiyacı yalnızca mevcut borcun yüksek faizle taksitlendirilmesi değildir.
İhtiyaç; geçmişte 7143 sayılı Kanun gibi kapsamlı yapılandırma düzenlemelerinde gördüğümüz modele benzer, borçlunun gerçek ödeme gücünü dikkate alan yeni ve kapsamlı bir VERGİ ve SGK borç yapılandırmasıdır.
7143 sayılı Kanunda kesinleşmiş kamu alacaklarında gecikme faizi ve gecikme zammı yerine Yİ-ÜFE esaslı tutarların hesaplanması, peşin ödemede bu tutarlarda önemli indirimler ve taksitli ödeme seçenekleri gibi imkânlar getirilmişti.
Bugün tartışılması gereken de budur.
Borcu 36 aya, 48 aya veya 72 aya yaymak tek başına çözüm değildir.
Önemli olan borcun hangi maliyetle 72 aya yayıldığıdır.
Zaten borcunu ödeyemeyen esnafın ana borcunun üzerine yıllarca faiz bindirerek “size kolaylık sağladık” demek, sorunu çözmekten çok ileri bir tarihe taşımaktır.
SGK VE DEFTERDARLIK ANLATIYOR; PEKİ ODALAR NE TALEP EDİYOR?
Defterdarlık elbette yürürlükteki mevzuatı anlatacaktır.
SGK İl Müdürlüğü kendi uygulamasını açıklayacaktır.
Onların görevi budur.
Ancak Ticaret Odasının ve Esnaf Odasının görevi sadece salon tahsis etmek, üyelere mesaj göndermek ve toplantının sonunda kurum müdürlerine teşekkür etmek olmamalıdır.
Asıl soru şudur: Oda yönetimleri bu toplantılara gitmeden önce üyelerinin durumunu araştırıyor mu?
Kaç üyenin VERGİ borcu var?
Kaç üyenin SGK borcu var?
Kaç işletmenin banka hesaplarında haciz bulunuyor?
Kaç esnaf mevcut faiz yükü nedeniyle tecil başvurusu dahi yapamıyor?
72 aya yayılan bir borcun üyeye toplam maliyetinin ne olacağını hesaplıyorlar mı?
Bunlar araştırılmadan yapılan bir toplantıda üyelerin gerçek sorunu nasıl savunulacaktır?
ODALAR SADECE DİNLEMEMELİ, TALEP ETMELİ
Bir kurum müdürünün gelip;
“Yeni düzenleme budur, başvuru şartları bunlardır, faiz oranı budur, şu kadar taksit yapılacaktır.” demesi bilgilendirmedir.
Ama bunun adı üyenin hakkını savunmak değildir.
Oda yönetimi de o masada şunu söylemelidir:
“Sayın Müdürüm, üyelerimizin önemli bölümü zaten ana borcu ödeyemiyor. Bu borcun üzerine yüksek faiz ekleyerek uzun vadeye yayılması yeterli değildir. Esnaf ve şirketlerimiz için yeni ve kapsamlı bir yapılandırmaya ihtiyaç vardır.”
İşte temsil budur.
Daha önceki yazılarımda da ifade ettiğim gibi benim üzerinde durduğum konu budur:
Yeni bir yapılandırma kanunu artık ciddi şekilde tartışılmalıdır.
Vergi borçları...
SGK prim borçları...
Gecikme zamları ve faizler...
Vergi cezaları...
Mevcut hacizler...
Bunların tamamı ekonomik şartlarla birlikte ele alınmalıdır.
Geçmişteki 7143 gibi düzenlemelerden edinilen tecrübeler de dikkate alınarak, bugünün ekonomik şartlarına uygun yeni bir model oluşturulmalıdır.
Ana borcun ödenmesini teşvik eden;
gecikme yüklerini makul seviyeye indiren;
peşin ödemeyi ciddi şekilde avantajlı hale getiren;
taksitli ödemede esnafın taşıyabileceği maliyetler belirleyen;
VERGİ ve SGK borçlarını birlikte ele alan yapılandırmaya düzenli devam eden işletmenin üzerindeki haciz baskısını azaltan gerçek bir yapılandırmaya ihtiyaç vardır.
BUNU KİM TALEP EDECEK?
Esnaf tek başına Ankara'ya sesini nasıl duyuracak?
Küçük bir şirket tek başına Bakanlığa nasıl ulaşacak?
İşte Ticaret Odaları, Esnaf Odaları, TOBB, TESK ve diğer meslek kuruluşları bunun için vardır. Yereldeki odalar üyelerinden talepleri toplamalı. Bir rapor hazırlamalı. SGK İl Müdürüne ve Defterdara sunmalı.Aynı raporu kendi üst kuruluşlarına göndermeli.
TOBB ve TESK de bu talepleri ilgili Bakanlıklara ve siyasi karar mercilerine taşımalıdır.
“Üyelerimiz mevcut tecil sistemini yeterli görmüyor. 7143 benzeri yeni bir yapılandırma istiyor.” denilebilmelidir.
Toplantıların sonunda artık sadece toplu fotoğraflar görmek istemiyoruz.
“Sayın Müdürümüze değerli bilgilendirmelerinden dolayı teşekkür ederiz.”
paylaşımlarının yanında şunu da görmek istiyoruz:
“Üyelerimizin VERGİ ve SGK borçlarına ilişkin sorunlarını içeren raporumuzu Sayın Müdürümüze sunduk.”
Daha da önemlisi:
“7143 benzeri yeni bir yapılandırma düzenlemesi yapılması yönündeki talebimizi ilgili Bakanlıklara iletilmek üzere sunduk.”
İşte üyeyi temsil etmek budur.
KURUMLAR KENDİ GÖREVİNİ YAPIYOR, ODALAR DA KENDİ GÖREVİNİ YAPSIN
SGK alacağını tahsil etmeye çalışacaktır.
Defterdarlık VERGİ borcunu tahsil etmeye çalışacaktır.
Bunda şaşılacak bir durum yoktur.
Ancak odalar da üyelerinin ekonomik durumunu korumak ve sorunlarını ilgili mercilere taşımak zorundadır.Kurumların söylediklerini üyeye aktarmakla yetinmek, temsil görevinin en kolay kısmıdır.
Zor olan;
“Bu düzenleme üyelerimiz için yeterli değil.” diyebilmektir.
“Bu faiz yükü ağırdır.” diyebilmektir. Ve gerektiğinde;
“Biz yeni ve daha avantajlı bir yapılandırma istiyoruz.” diyebilmektir.
SON SÖZ
Tekrar söylüyorum: Esnafın ve şirketlerin ihtiyacı sadece taksit değildir.
Borcu uzun vadeye yayarak yıllarca faiz ödetmek yerine, borçlunun ödeme gücünü yeniden kazanmasını sağlayacak kapsamlı bir çözüm gerekmektedir.
Bu nedenle geçmişteki 7143 sayılı Kanun gibi yapılandırma modellerinden de yararlanılarak, bugünün ekonomik koşullarına uygun yeni bir VERGİ ve SGK yapılandırması hazırlanmalıdır.
SGK ve Defterdarlık toplantıları bunun konuşulacağı en doğru yerlerden biridir.
Ancak odalar toplantıya sadece dinlemeye değil, üyeleri adına talepler etmelidir.
Toplantı sonunda sadece teşekkür edilmemeli. Masaya bir rapor bırakılmalıdır. Ve o raporun en önemli cümlesi açık olmalıdır:
“Mevcut yüksek faizli tecil ve taksitlendirme uygulaması yeterli değildir. Esnafın ve işletmelerin ödeme gücünü esas alan, 7143 benzeri kapsamlı ve daha avantajlı yeni bir vergi ve SGK borç yapılandırmasına ihtiyaç vardır.”
Çünkü üyelerin artık odalarına sorması gereken soru şudur:
“Toplantıya katıldınız mı?” değil,
“Bizim adımıza ne talep ettiniz?”
Saygılarımla