Savaş, Kürt coğrafyasında yalnızca ölümü değil, sürgünü de beraberinde getirir.
Bu coğrafyada barış, en çok Kürtlerin dilinde yarım kalmış bir cümle gibidir. Söylenmek istenir ama her defasında boğazda düğümlenir. Çünkü burada barış, masaya davet edilmeden önce zaten dışarıda bırakılmıştır. Kürtler için barış çoğu zaman bir vaat, ama savaş her zaman bir gerçek olmuştur.
Ortadoğu’nun bitmeyen hesaplaşmalarında Kürtler hep “zamansız” bulunur. Talepleri ertelenir, acıları görmezden gelinir, yalnızlıkları normalleştirilir. Halep’te yükselen duman, yalnızca yıkılan şehirlerin değil; bir kez daha yalnız bırakılan bir halkın sessiz çığlığıdır. Sınırlar çizilir, ittifaklar kurulur, masalar kurulur… Ama Kürtler o masalarda çoğu zaman sandalyeye bile sahip değildir.
Yalnızlık burada sadece fiziksel değildir. Siyasi, ahlaki ve insani bir yalnızlıktır bu. Bombalar yağarken suskun kalan dünya, “denge” adına gözlerini kapar. Oysa her suskunluk, yeni bir katliamın ortağıdır. Kürtlerin yalnızlığı, büyük güçlerin çıkar hesapları arasında ezilen bir vicdan muhasebesidir aslında. Herkes bilir olan biteni, ama herkes susmayı seçer.
Savaş, Kürt coğrafyasında yalnızca ölümü değil, sürgünü de beraberinde getirir. Göç, artık geçici bir durum değil; kalıcı bir kader gibi dayatılır. Çocuklar oyunlarını yarım bırakır, dillerini yarım öğrenir, kimliklerini yarım yaşar. Her yarım kalan hayat, barışın ne kadar ertelendiğini yüzümüze vurur.
Barış, Kürtler için sadece silahların susması değildir. Barış; tanınmak, duyulmak ve insan yerine konulmaktır. Barış, yalnız bırakılmamaktır. Ama ne zaman barış konuşulsa, Kürtlerin adı fısıltıyla anılır; yüksek sesle telaffuz edilmez. Çünkü yüksek ses, sorumluluk getirir.
Birleşmiş Milletler, bağımsız kuruluşlar, uluslararası toplum… Hepsi raporlar yazar, kınamalar yapar. Ama Kürtlerin yalnızlığı, bu kâğıtların arasından sızıp büyümeye devam eder. Oysa bugün masaya dönülmezse, yarın yine mezar taşları konuşacak. Müzakereler zor olabilir; ama savaşın kolaylığı, insan hayatını ucuzlatır.
Bu coğrafyada barış, kutsaldır; çünkü en çok yalnız bırakılanların ihtiyacıdır. Kürtlerin yalnızlığı, barışın yokluğunun en açık kanıtıdır. Ve barış, ancak en yalnız olana uzanan bir el olduğunda gerçek olabilir. Aksi halde bu topraklar, hep aynı acıyı farklı isimlerle yaşamaya devam edecektir.
Bir Sınır Kentinden Notlar