Hayatın bize öğrettiği en net gerçeklerden biri, hiçbir şeyin, her zaman yolunda gitmeyeceğidir. Buna rağmen, dünya hayatında yaşadığımızı unutarak, bazen kendimizi küçük şeylerin içinde kaybederiz. Hatta çoğu zaman kafamıza taktığımız şeyler o kadar küçük meselelerdir ki; dönüp bakınca gülüp geçilecek ayrıntılardır genellikle. Küçük bir eleştiri, beklenmedik bir terslik, kıyafetimize damlayan bir damla kahve, hatta fark etmeden yaptığımız ufak tefek hatalar…Bunlar yaşamımız içinde çoğu zaman enerjimizi çalmaya yetecek görünmez yüklerdir.

Öyle olur ki; işler yolunda gitmez, beklediğimiz mesaj gelmez, sözler yanlış anlaşılır ve biz, sanki bütün dünya üzerimize geliyor gibi hissederiz. Hayat akışının yoğunluğu, çoğu zamanda yorgunluğuyla, küçük şeyleri dev gibi görmeye başlarız ve o anda tamda olayın içindeyken bu yaşadıklarımız ruhumuzu darmadağın etmeye yeter.

Aslında tam da bu noktada hatırlamamız gereken şey; hayat yalnızca başarıların, sevinçlerin ya da kusursuz anların toplamı değildir.

Hayat, yanlış anlamaların, eksikliklerin, ertelenmiş hayallerin, bekleyişlerin ve kırgınlıkların içinden geçen sabırla yoğrulmuş uzun bir yolculuktur. Ne kadar zor gelse de , aslında bizi büyüten de bu yolculuğun ta kendisidir.

Yani yolunda gitmediğini düşündüğümüz işler, aslında tam olması gereken zamanda, olması gerektiği gibidir ve bu sayede bizi olmamız gereken yere taşır.

Şems-i Tebrizi’nin de dediği gibi; ‘‘ Her şey olması gerektiği gibi olur, hem de tam vaktinde.’’

Hayat zaten kendi içinde yeterince karmaşıkken, bir de ufak tefek şeyleri büyütmek; sadece içimizi daraltmaya, yaşam kalitemizi düşürmeye, olduğumuzdan daha farklı, bazen de depresif bir ruh halinde görünmemize sebep olabilir. Hepsinden önemlisi, elimizdeki anın kıymetini bilmenize engel olur.

Çoğu zaman farkında bile olmuyoruz ama birinin söylediği küçücük bir sözü günlerce düşünüyoruz, ufacık bir aksiliği defalarca zihnimizde döndürüp duruyoruz. Oysa o anda düşünüp, şunu sorabilsek kendimize: “Gerçekten bu mesele bu kadar önemli mi?” Büyük ihtimalle cevabı kocaman bir hayır olacak.

Küçük şeyleri büyütmek ve hayatımızın merkezine koymak, çoğu zaman zihnimizin yarattığı bir tuzaktır. Aslında küçük şeyler ruhumuzu yormaz, biz onları büyüttüğümüz için ve onlara hak ettiklerinden çok daha fazla anlam yüklediğimiz için dert olur.

Halbuki biraz akışa bırakabilsek… Hataları, yanlış anlaşılmaları, minik aksilikleri kabullenebilsek… Hayat çok daha hafif olacak. Çünkü gerçekten önemli olan şeyler, zaten küçücük meselelerin gölgesinde kaybolmayacak kadar büyük ve değerli.

Belki de şunu hiç aklımızdan çıkarmamamız gerekir. Küçük şeyler, büyütülmediğinde küçük kalır.

Gerçek şu ki; kontrol edemediğin küçük olayları büyütmek yerine, enerjini kendi hedeflerine, hayallerine ve mutluluğuna harcamak senin elinde.

Küçük meseleleri serbest bırakmak, sadece hayatı daha kolay hâle getirmekle kalmaz; kalbini gereksiz yüklerden arındırır, enerjin daha temiz ve berrak hâle gelir. Bu sayede odaklanman gereken daha önemli şeylere yönelir, kendi hedeflerine ve hayallerine daha fazla yer açarsın.

Küçük sorunları büyütmemek, seni hem özgürleştirir hem de frekansını yükseltir; çünkü artık enerjini boşa harcamaz, bedenini yormaz, her yeni güne güçlü bir adımla başlarsın.

Unutma, hayat kısa ve senin kalbin küçük meselelerle dertlenmeyecek kadar değerli. Küçük meseleleri serbest bırakmak, sadece bir tercih değil, aynı zamanda kendine verdiğin en büyük armağandır.

Hafiflemek, özgürleşmek ve motive olmak senin elinde.

Bugün kalbine yük ettiğin bir meselenin yada yaşadığın bir olayın 5 yıl sonra senin için bir önemi olmayacaksa, 5 dakikadan fazla dert etme.