Neyin Nerede ve Nasıl Konuşulacağına Dikkat Etmek: Hz. Peygamber’in (sas) Üslubu ve Muhataba Göre Tavrı

İletişim, toplumsal hayatta en önemli olgulardan birisidir. Zira gerçek anlamda bir toplumsallaşmadan bahsedilecekse bu, sağlıklı bir iletişimle mümkün olacaktır.

İletişim, yalın tanımıyla, mesaj gönderme faaliyetidir. Ancak, bu tanımın çok geniş anlamları vardır. Yani iletişim tahmin edilenin ötesinde daha derin ve kapsamlı bir faaliyete işaret eder. İletişim yaşama dair her şeydir; görüş bildirme, bakış, mimik, yüz yüze konuşma, düşünce paylaşımı, giyiniş tarzı, sözün rengi ve müziğidir. Kısaca yaşamın ta kendisidir. İletişim salt ve soyut bir bilimsel kavram değil, aynı zamanda bir sanat, insanın ve toplumun kendisini temsil yeteneğidir. (Özdemir, Ş., 2010)

İletişimde dikkat edilmesi gereken ilke ve prensipler bulunmaktadır. Nitekim eğitim ve öğretimle ilgili bazı ölçü ve prensiplerin de bulunduğu bilinmektedir. Aslında iyi bir eğitim faaliyetinin de en temel umdelerinden biri sağlıklı bir iletişimdir. Eğitimde ve iletişimde olması gereken önemli ilkelerden biri, insanlar arasındaki bireysel farklılıkların gözetilmesidir ki, buna kişilik farkları ve çevreden kaynaklı farklar da dahil edilmelidir. Zira birisi için uygun olan eğitim-öğretim, bir başkası için münasip olmayabilir. Bir sosyal çevrede geçerli olan eğitim-öğretim başka bir çevrede geçerli ve uygulanabilir olmayabilir. Bir grup veya cemaat için muteber olan eğitim-öğretim başka bir grup veya cemaat için muteber olmayabilir. Bir dönemde revaçta olan eğitim-öğretim başka bir dönemde uygulama alanı bulamayabilir. (Kardavi, 2012, 216) Öyleyse bireysel farklar gözetilmeden ne sağlıklı bir iletişime geçilebilir ne de yerini bulacak bir eğitim faaliyeti gerçekleştirilebilir. İnsanlığa gönderilmiş en donanımlı öğretmen olan Resulullah’ın (sas) da bu husustaki hareket tarzına ve dikkat edilmesini istediği kaidelere yazımızın ilerleyen kısımlarında değineceğiz.

Malumunuzdur, şöyle bir hikâye anlatılır: Padişahın birinin çok sevdiği beyaz bir atı varmış. Bütün adamlarının bir arada bulunduğu bir gün, “En sevdiğim beyaz atımın ölüm haberini getirenin kafasını uçururum. Çok dikkatli olun. Çünkü, bu beyaz atımı çok seviyorum. Onun ölüm haberi bende derin üzüntüler oluşturur.” demiş. Zaman bu, akıp geçerken, günün birinde ecel gelip beyaz atı da bulmuş ve beyaz at ölmüş. Padişahın adamlarını bir telaş sarmış. Herkesin aklında padişahın söylediği söz vardır. Kimse cesaret edememiş ve beyaz atın ölümünü hükümdara haber vermek istememiş. Seyis Başı, düşünüp taşınmış, sonunda padişaha gidip haber vermeye karar vermiş. Kendisini uyarmışlar: “Ne yaptığının fakında mısın? Kellen gidecek”. Seyis Başı büyük bir cesaret ile hükümdarın huzuruna çıkmış:

– Padişahım, sizin beyaz at var ya!

– Hayır ola Seyis Başı.

– Sizin beyaz at yatmış, ayaklarını dikmiş, gözlerini yummuş, karnı şişmiş, hiç nefes almıyor.

– Seyis Başı, Seyis Başı! Desene, bizim beyaz at öldü!

– Aman, Padişahım. Ben demedim, vallahi siz dediniz.

Bu şekilde kellesini kurtarmış adam.

Haber aynı, aktarılacak husus aynı; verilecek bilgi aynı bilgi. Ancak başka biri tarafından veya başka bir şekilde kendisine aktarılsaydı durum farklı olurdu. İşte bu hikâye hem usulün hem de üslubun önemini göstermiyor mu? İyi bir iletişim için doğru üsluba dikkat etmek! Nitekim bir gerçeği ifade etmek için birden çok yöntemin bulunması bazen sağlıklı bir iletişim için seçenek sunuyor bize.

Bazen bir insana hatasını söylemeniz gerekir. Ama nasıl söyleyeceksiniz? Nasıl bir yöntemle kusurunu dile getirdiğinizde, rencide olmadan, kapris yapmadan kabul edecek? Belki de bazı durumlarda, öncesinde biraz iltifat etmeniz gerekecektir. Bu güzel sözleriniz, onu düzeltmeye yardımcı olacak eleştirinize zemin hazırlayacaktır. Çünkü insanların iltifat edildikten sonra, kusurunun söylenmesine dayanabildikleri söylenir. ‘Berber de insanı tıraş etmeden evvel sakalı sabunlamıyor mu?’ sözü bu gerçeğe parmak basan esprili bir ifadedir.

Yukarıda sosyal hayattan bahsettik. Sosyal hayatın içerisinde iletişimin olmazsa olmazlığından dem vurduk. Zira sosyal bir varlık olan insanoğlunun hayatını sağlıklı ve verimli bir şekilde sürdürebilmesi onun, bu sosyal yapı içindeki ilişkilerini düzenleyebilmesine ve kontrol edebilmesine, diğer bir ifadeyle sahip olduğu iletişim becerisine bağlıdır. Derin ve anlamlı iletişimler, olumlu bir kişilik geliştirmiş olmanın göstergesi olduğu gibi, aynı zamanda sonucudur. Ancak iletişimin kompleks bir yapı arz etmesi bireyi, iletişimi sadece sosyal bir mekanizma olarak ele almaktan alıkoymaktadır. (Özdemir, Ş., 2010)

İletişim, öncelikle kişinin kendisiyle başlar. Ardından insanın, çevresi ve Yaratıcısı ile olan iletişimin boyutları gelir. Her ne kadar iletişimin bu üç boyutu birbirinden farklı ve bağımsız olarak görünse de aslında bu üç boyut iç içe ve birbirleriyle bağlantılıdır, dolayısıyla bir etkileşim içindedir. İletişimin boyutu ne olursa olsun, ortaya çıkacak iletişimsel problemler, beraberinde çatışmaları da getirecektir. (Özdemir, Ş., 2010)

İletişimi öncelikli bir sorun olarak ele alan Resulullah (sas), sadece inanan insanları değil; dini, dili, ırkı, rengi, cinsiyeti, sosyal statü ve rolü farklı da olsa bütün insanları değerli görerek muhatap almış, kucaklamış; onlarla sağlıklı bir iletişim sürdürmüştür. Hz. Peygamber (sas), ilahi mesajları, insanlar tarafından algılanabilir, duyulup hissedilebilir, okunup konuşulabilir ve yazılabilir hale çevirmiş; hayata döndürülebilir ve yaşanıp örnekleri çoğaltılabilir bir yapıya kavuşturmuştur. Bir peygamber olarak Resulullah (sas), gönderiliş amacını, insanlarla kurduğu iyi diyalog ve iletişimle gerçekleştirmiş; bunun için hem yaşadığı çağda geçerli olan çeşitli iletişim yöntemlerini kullanmış, hem de ferdin ve toplumun psikolojik özelliklerini dikkate alarak, mesajını en iyi ve etkili bir şekilde sunmaya gayret etmiştir. (Macit, 2004, 272)

Hayatı yoğun bir iletişim süreci içinde geçen Hz. Peygamber (sas), Allah’ın kendisine gönderdiği mesajlar doğrultusunda tutum ve davranışlar belirlemiş, etkili iletişim ilkeleri uygulayarak, kendilerine örnek olduğu arkadaşlarına dinin pratiklerini göstermiştir. İnsanın kendini ve iletişimine hedef olanları tanıması ve bireysel farklılıkları göz önüne alması, iletişimde son derece önemlidir. Hz. Muhammed de gerçekleştirdiği iletişimle, günümüzde geçerli iletişim ilkelerini başarılı bir şekilde uygulayarak bireysel özelliklere dikkat etmiş; başka bir ifadeyle kendileriyle iletişim süreci içinde olduğu insanların zihin, algı, bilgi, yaş, beden, irsiyet, çevre vb. yönlerini sürekli göz önünde bulundurmuştur. Hz. Muhammed, statü ve rolünü iyi kullanmasını bilmiştir. Çeşitli durumlarda o, örneğin namaz kıldıran bir imam, verdiği karara uyulan bir hâkim, savaşta komutları dinlenen bir komutan ve insanları bilgilendiren bir eğitimcidir. Bir Peygamber olduğu halde onun, değişik statü ve rolleri temsil eden bir birey olarak kabul edilmesi, otoritesini ve başarısını yansıtmaktadır. O, bu görevleri yerine getirirken, hiçbir zaman ideal bir eş, baba, dede ve arkadaş rollerini ihmal etmemiş, yüksek ahlaki vasıflarından hiçbir şey kaybetmemiştir. Hz. Peygamber’in gerçekleştirmiş olduğu iletişim, Kur’ân esaslarına dayanmıştır. Aslında o, Allah’a ait bir söz olan Kur’ân’ın, yaşayan insana dönüşmüş biçimi olmuştur. Bu yönüyle o, ilahi mesaja uygun, en güzel örnek davranışları sergilemiş; çevresindekilere sık sık ben de sizin gibi bir insanım diyerek, onların da kendisi gibi olmaları ve örnek bir hayat yaşamaları gerektiği mesajını vermiştir. (Macit; 2004, 300)

Nitekim Resulullah’ın (sas) Kur’ân-ı Kerim’in bazı ayetlerinde kul oluşuna vurgu yapılması, ‘içinizden biri, sizden biri’ ifadeleriyle nazara verilmesi, onun örnek alınabilirliğine işaret etmekte, bu hususta bahane üretebilecek insanlara herhangi imkân bırakmamaktadır. Resulullah’ın (sas) özellikle bu yönünün üzerinde durulması aynı zamanda sağlıklı bir iletişime ilk ve en temel basamağı da oluşturmuş olmaktadır.

DEVAM EDECEK