“Kadınlar güneşten önce doğar, güneşi kadınlar doğurur.”

Bazı sözler vardır; yalnızca bir cümle değil, bir toplumun hafızasıdır. Bu söz de onlardan biridir. Çünkü kadın, yaşamın kıyısında duran bir figür değil; yaşamın merkezinde duran en temel değerdir. Anne olarak, emekçi olarak, öğretmen olarak, üretici olarak ve kimi zaman da sessizce toplumun yükünü omuzlayan görünmez kahraman olarak…

Bu nedenle kadına yönelik her küçümseyici ifade, yalnızca bir bireyi hedef almaz. O söz, aynı zamanda toplumun vicdanına söylenmiş olur.

Son günlerde kamuoyuna yansıyan bazı açıklamalar ve kullanılan dil, bizi bir kez daha bu gerçeği düşünmeye zorladı. İnsanların kimliklerini, aidiyetlerini veya kadın olmalarını alayın konusu hâline getiren söylemler, üstelik toplum sağlığına hizmet etmesi gereken kurumların açılışlarında dile getirildiğinde, insan ister istemez şu soruyu soruyor:

Bunun topluma ne faydası var?

Bir hastane yapmak elbette önemlidir.

Yeni binalar inşa etmek de değerlidir.

Ancak kırılan toplumsal güveni yeniden inşa etmek, beton dökmekten çok daha zordur.

Bir duvar birkaç ayda yükselir.

Ama incinen bir onurun ayağa kalkması bazen yıllar alır.

İşte tam da bu nedenle kullanılan dil, yapılan hizmet kadar önemlidir.

Çünkü sağlık yalnızca bedenin iyiliği değildir. Sağlıklı bir toplum; saygılı bir dilin, güçlü bir vicdanın ve ortak bir toplumsal hafızanın üzerinde yükselir. İnsanları kimlikleriyle, kültürleriyle veya kadın olmalarıyla hedef alan bir anlayışın üreteceği şey ne kardeşliktir ne de huzur.

Bu topraklarda kadınlar her zaman en ağır yükleri taşıdı.

Özellikle Kürt kadınları…

Tarlada üretimin yükünü omuzladılar. Evlerinde çocuklarını geleceğe hazırladılar. Acının, yoksulluğun ve yokluğun içinde yaşamı savundular. Kimi zaman dillerini korudular, kimi zaman kültürlerini, kimi zaman da yalnızca insan onurunu ayakta tutmaya çalıştılar.

Bugün bölgede ayakta duran her evde, her okulda, her başarı hikâyesinde kadın emeğinin görünmeyen izleri vardır.

Ne var ki tarih boyunca kadınların ürettikleri konuşulmak yerine çoğu zaman onlar hakkında konuşuldu. Emekleri takdir edilmek yerine küçümsendi. Toplumu ayakta tutan rolleri görülmek yerine araçsallaştırıldı.

Oysa güçlü toplumlar hakaretle büyümez.

Saygıyla büyür.

İlerleme küçümseyerek değil, anlayarak gerçekleşir.

Bir halkın kadınlarına yöneltilen her küçümseme, aslında o halkın geleceğine yöneltilmiş bir küçümsemedir. Çünkü kadın yalnızca bugünü taşımaz; yarını da kurar.

Belki de bu yüzden o kadim söz hâlâ bütün gücüyle yaşamaya devam ediyor:

“Kadınlar güneşten önce doğar, güneşi kadınlar doğurur.”

Güneşi doğuranlara gölge düşürmeye çalışanlar gelip geçer.

Ancak kadınların emeği kalır.

Mücadelesi kalır.

Topluma bıraktığı iz kalır.

Ve unutulmamalıdır ki bir toplumun büyüklüğü, kadınlarına verdiği değer kadar ölçülür.

Çünkü kadını küçülten hiçbir anlayış, toplumu büyütemez.