Bazı zamanlar kelimeler değil, suskunluk konuşur; harfler dizilir ama anlam yolda kalır. Cümleler üstünü örttüğü hakikatin yasını tutar da kimse fark etmez. Gökyüzü alçalır insanın omzuna, gri bir düşünce gibi çöker; bakarsın ama göremezsin, geçersin ama geçemezsin.
Eşyalar bile terk edilmişliğe özenir bir vakit. Sandalyeler kimse oturmayacakmış gibi bekler, kapılar çalınmayacaklarını bile bile aralıktır. İnsan ise hep bir yere yetişir gibi, aslında hiçbir yere varmadan koşar. Dünyaya sipariş edilen telaş, ertesi güne borç bırakır huzuru.
Her şey görünür olmak ister ama kimse gerçekten görülmeye cesaret edemez. Gelecek, buğulu bir camın ardında silik bir siluet; elini uzatırsın, iz kalır, kendisi kalmaz. Sabah olur, mevsim değişir, ama içteki sis dağılmaz. Düşmenin bir adı vardır, kimileri kader der, kimileri eşik; çoğu insan hızına yenilir.
Kaybolmak bazen bulunmaktan daha hafiftir. İsimsiz bir hatıra gibi dolaşmak sokaklarda; kimseye değmeden, kimseyi incitmeden. Gün başlar, zincirini sürükleyerek; bir başlık arar kendine, bir anlam kırıntısı. Gitmekle kalmak arasındaki o ince çizgi, insanın en uzun yoludur.
Birini yitirip başka birine sığınmak mümkündür; kalp yer değiştirir, acı aynı kalır. Ayrılık salıncaktır, iki uç arasında gidip gelen. İnsan, kendini yine insanda arar; bulduğunu sandığı yerde yarasını yoklar. Hayat tam ortasından çatlar da sesini sadece içimiz duyar.
İmkânsız düşler dar odalara sığmaz. Duvarlara çarpar umut, geri döner. Dünya döndükçe arayış büyür; herkes bir şeyin eksikliğini taşır cebinde. Acı, insanın gölgesi gibi; ışık değişir, o kalır. Eşikler çoğalır o vakit, her biri başka bir başlangıca açılır gibi yapar.
Yollar susar bazen, makineler durur, kalabalık bir uğultu kalır geriye. Pusulasını kaybedenler birbirinin hasretine tutunur. İnsan, düşündüklerini yere düşüre düşüre tanınır; rüyalarında bile unutulmayı göze alır. Dünya kısa bir cümle gibidir gerçekten; noktasını kendi koyar.
Memnun görünmenin çağında içler harap. Aynalar bile gerçeği eksik yansıtır. Gece, ayın yanına bir şarkı bırakır da kimse mırıldanmaz. Güneşi bekleriz, dişlerimiz kenetli; sanki doğarsa her şey düzelecek. Oysa bazı sabahlar sadece ışığı getirir, ferahlığı değil.
Sezgiler kapıyı çalar, içeri girer, rüyaya kadar yerleşir. İhtimaller çoğaldıkça cevaplar susar. Yaralar kabuğunu beğenmez, yeniden kanamayı seçer. Hayat sahne kurar, biz rolümüzü bilmeden çıkarız ortaya; alkış da olur, ıslık da, hepsi aynı yerden yankılanır.
Sıkıntının eskisi, sevincin hatırası vardır; ama bekleyiş hep yarımdır. Çalınmış vakitler, ıskalanmış karşılaşmalar ve rast gelinen vedalar… İnsan aynı gözle bakamaz her şeye; çünkü her değişim yeni bir bakış ister.
Birine kapanır insan, bir başkasına açılır. Gitmek sandığımız şey bazen düşüştür; dönmeyi ummak ise en derin kuyu. Hatıralar ip olur, tutunuruz. Gerçek, saklanmayı sever; biz de sanmayı. Ve her şey, devam edecekmiş gibi ağır ve derindir.