Bir şehrin acısını anlamak için istatistiklere bakmanız gerekmez.
Akşam olduğunda pencerelerden süzülen ışıklara bakın.
O ışıkların ardında kaç annenin mutfakta sessizce hesap yaptığını, kaç babanın cebindeki son parayı defalarca saydığını, kaç çocuğun yeni bir ayakkabı istememeyi öğrendiğini görebilirsiniz.
Çünkü yoksulluk önce sofradan değil, insanın sesinden eksiltir.
Silopi, uzun zamandır böyle susuyor.
İşsizliğin ağır gölgesi sokakların üzerine çökmüş. Hayat her geçen gün biraz daha pahalılaşmış. Maaşlar daha ele geçmeden kiraya, mutfağa, çocukların okul ihtiyaçlarına bölünmüş. Geriye ise insanın onuruyla ödemeye çalıştığı faturalar kalmış.
Ve o faturaların en ağırı, elektrik faturası...
Ne tuhaf değil mi?
Elektriğin üretildiği bir kentte insanlar, lambayı yakmadan önce iki kez düşünüyor. Çocuklarına "Işığı söndür." demelerinin sebebi tasarruf bilinci değil, mecburiyet oluyor.
Bir yanda bacaları hiç durmadan tüten bir termik santral...
Diğer yanda o bacaların gölgesinde yaşayan insanlar.
Havasını onlar soluyor.
Tozunu onlar yutuyor.
Kaygısını onlar taşıyor.
Sonra dönüp bir de en ağır elektrik faturalarını onların önüne koyuyoruz.
İnsan bazen düşünüyor...
Bir şehir daha ne kadar yük taşıyabilir?
Bir kentin insanı hem sağlığını, hem geçimini, hem de umudunu aynı anda kaybetmeye zorlanıyorsa, orada mesele yalnızca ekonomi değildir. Orada eksik olan şey vicdandır.
Çünkü adalet, sadece mahkeme salonlarında aranmaz.
Adalet bazen bir faturada aranır.
Bazen bir iş ilanında...
Bazen de gecenin bir vakti çocuğunun odasındaki lambayı kapatırken gözlerini kaçıran bir babanın sessizliğinde.
Silopi'nin insanı kimseye yük olmak istemiyor.
Sadece emeğinin karşılığını, yaşadığı şehrin hakkını ve insanca yaşayabileceği bir hayatı istiyor.
Bir kentin gerçek zenginliği yer altındaki madenleri, bacalarından yükselen dumanı ya da ürettiği enerji değildir.
Gerçek zenginlik, o kentte yaşayan insanların yüzündeki huzurdur.
Eğer bir şehir elektriği üretirken kendi evlerini karanlıkta bırakıyorsa, orada eksik olan enerji değil; vicdandır.
Ve hiçbir vicdan, bir şehrin sessizliğini sonsuza kadar görmezden gelemez.