21 Şubat, takvimlerde sadece bir tarih değil; insanlığın ortak hafızasının, çocukluk ninnilerinin ve toprağa sinmiş kadim seslerin yankılandığı bir gün. Dil, yalnızca bir iletişim aracı değildir; insanın dünyayı anlamlandırma biçimi, kimliğinin en mahrem sığınağı ve geçmişten geleceğe kurulan en sağlam köprüdür. Bugün, UNESCO’nun hatırlatmasıyla kutladığımız Dünya Ana Dil Günü, bizlere bu köprülerin ne kadar kıymetli ve bazen de ne kadar kırılgan olduğunu fısıldıyor.
Sokaklardaki Saklı Miras
Türkiye, coğrafyası gereği tam bir diller bahçesi. Bu bahçede Kürtçe’nin vakur duruşundan Lazca’nın hırçın dalgalarına, Arapça’nın derinliğinden Pomakça’nın samimiyetine ve Zazaki’nin (Kirmancki) yok olma tehlikesiyle titreyen zarif sesine kadar pek çok renk var. Ancak bir dilin yaşaması, sadece evlerin dört duvarı arasına sıkışmasıyla değil, sokağa çıkmasıyla, tabelada görünmesiyle ve kamusal alanın nefesinde hissedilmesiyle mümkündür.
Belediyeler: Kültürel Hafızanın Muhafızları
Yerel yönetimler, sadece yol yapan ya da çöp toplayan mekanizmalar değil, aynı zamanda bir şehrin ruhunu koruyan emanetçilerdir. Çok dilli belediyecilik vizyonu, bir siyasi tercihten ziyade kültürel bir zenginleşme meselesidir.
Son dönemde bu konuda atılan adımlar, niyetler ve beraberinde gelen eksiklikler gündemde. Kabul etmek gerekir ki; bir internet sitesinin dil seçenekleri, bir tabela veya kurumsal bir broşür, o dilde nefes alan vatandaş için "Ben de buradayım, ben de bu şehrin bir parçasıyım" demektir. Sadece belirli bir kesimin değil, Türkiye’deki tüm belediyelerin; bünyelerindeki bu eşsiz çeşitliliği kucaklaması, dillerin solmasına izin vermemesi gerekir. Zira bir lehçe, bir ağız veya bir dil sustuğunda, o dille anlatılan masallar ve yaşanmışlıklar da ebediyen sessizliğe gömülür.
Kırmadan, Dökmeden Bir Arada Olmak
Diller üzerinden kurulan köprüleri, kutuplaşmanın değil, nezaketin ve kardeşliğin harcı yapmalıyız. Meclis kürsüsünden mahalle pazarındaki esnafa kadar her noktada, dillerin korunmasına dair atılan her adım, toplumsal barışın zeminine konulmuş bir tuğladır. 21 Şubat, bizlere bu sorumluluğu bir kez daha hatırlatıyor: Hiçbir dil, bir diğerine yabancı değildir.
Gelin bu yıl, şehirlerimizi sadece betonla değil, dillerin bereketiyle de inşa edelim. Unutmayalım ki; bir şehrin çok dilli konuşması, o şehrin daha gür ve daha huzurlu bir sesle gülümsemesi demektir.