"İdeallerin gerilediği yerde ikballer öne çıkar."
Yıllar önce bir dostum söylemişti bu sözü. Aradan geçen zamanda ne kadar haklı olduğunu defalarca gördük, görmeye de devam ediyoruz.
Çünkü bir toplumu geriye düşüren şey yalnızca baskılar, yasaklar ya da dışarıdan gelen tehditler değildir. Bazen en büyük aşınma, içeriden başlar. İdeallerin yerini hesapların, ortak hayallerin yerini kişisel kariyerlerin, hakikat arayışının yerini konfor alanlarının aldığı zamanlarda başlar bu çürüme.
Üstelik bu gerilemenin gücünü küçümsememek gerekir. Sessiz ilerler çünkü. Gürültü çıkarmaz, slogan atmaz. Ama insanın içindeki dayanışma duygusunu, adalet hassasiyetini ve ortak iyilik fikrini usul usul tüketir.
Daha ağır olanı ise, insanların kendi hırslarını, egolarını ve kurdukları statükoları koruyabilmek adına geçmişte ödenmiş bedelleri bir kalkan gibi kullanabilmeleridir. Bir zamanlar verilen mücadelelerin hatırası, yeni sözler kurmanın değil; eleştiriyi susturmanın aracına dönüşebiliyor bazen.
Oysa bedeller, kimsenin dokunulmazlık zırhı değildir. Tam tersine, daha büyük bir sorumluluğun yüküdür.
Belki de en ürkütücü olan, bütün bunların bir şiddet biçimi olduğunun fark edilmemesidir. Fiziksel olmayan ama insanın ruhunu yoran, güven duygusunu aşındıran, birlikte yaşama iradesini zayıflatan bir şiddet...
Çünkü güven sarsıldığında ilk yara alan şey örgütler, partiler ya da kurumlar değildir. İnsanların birbirine yaklaşma cesaretidir. Yan yana durma, birbirini duyma, anlamaya çalışma ve hemhal olma kabiliyeti zedelenir önce.
Bugün hangi siyasi çevreden, hangi mahalleden insanlarla konuşsanız benzer kırgınlıklara rastlıyorsunuz. Sitemleri aşan, hayal kırıklığına dönüşmüş cümleler duyuyorsunuz. Bu durum artık şaşırtıcı da gelmiyor.
Belki asıl mesele de burada başlıyor. Çünkü hiçbir şeyin şaşırtıcı gelmediği bir yerde, kanıksama duygusu hakikatin önüne geçmeye başlıyor.
Henüz yeterince konuşamıyoruz bunları. Gündemlerin, krizlerin ve aciliyetlerin arasında sürekli erteleniyor bu yüzleşme. Fakat er ya da geç dönüp kendimizle konuşmak zorunda kalacağız.
Çünkü hakikatle yüzleşmeden, birbirimizi yeniden duymadan ve güven duygusunu yeniden inşa etmeden gerçekten yeni olanı kurmak mümkün değil.
Yeni bir söz, ancak eski yaralara dürüstçe bakabilenlerin elinde anlam kazanabilir.