Bohti, Bohtan, Boti ve en nihayetinde Botan. İsmini heybetinden, civanmertliğinden, cesaretinden alır.

Beyliklerin başkenti, mirlerin, begzadelerin kalesi Botan .Azizan Beyliğinin mirası ve yaşadığı dönemde en parlak ve güçlü dönemlerini yaşayan Bedirxan’ilerin ana yurdu.Osmanlı Sultanlarının bile saygı gösterdiği Mir Bedirxan’ın kadim kentinin ismidir Botan.

Aşiretlerin,gayrimüslimlerin,begzadelerin,kentlilerin bile ismini duyduğunda heyecanlandığı ,saygı duyduğu eşsiz bir isimdir Botan.Burada olmak,burada doğmak ve burası ile anılmak tüm bölge için bir gurur kaynağı ve saygınlığın,
mertliğin,misafirperverliğin nişanesidir.

Bu mirası korumak, yaşatmak, sahiplenmek, ismine yaraşır şekilde davranmak gerek.

“ Değerli bir büyüğümüz Botan’ın eşsiz ruhundan,küllerinden tekrar doğacağından ve değişimden,dönüşümden yana tavır alınırsa eğer Botan’nın yeniden bölge için bir lokomotif görevi göreceğinden söz etmişti.Öfkenin değil aklın öne alınmasını istedi,intikam kültürünün değil bunun yerine hukuk kültürünün yerleşmesini diledi,feodal reflekslerin yerini demokratik ve toplumsal ilişkilerin geliştirilmesini diledi,en küçük anlaşmazsızlıkların toplu bir öfkeye dönüşmesinden dolayı rahatsızlığını ifade etti.Botan ruhuna geri dönülmesi gerektiğinden bahsetti ve toplum için iyi dileklerde bulundu.”

Evet haklı idi,cesurca bir çıkıştı yaptığı ancak bu anlayışın oturması için mahalli reflekslerin,feodal ilişkilerin,aşiret olgularının ve ideolojik kamplaşmaların bu taleplerinin önünde büyük bir set ve en büyük handikap olduğunun da bilincinde olması gerektiğini de kendisine bu vesile ile hatırlatmak istedim.

“ Aynı merkezdeyiz,menzilimiz bir.”

Değişim ve dönüşümden yanayız,bahsi geçen,kamplaşmaların,kutuplaşmanın,gruplaşmanın bu kente zarar verdiğini birbirine benzer tespitlerle anlattık.

Bahsi geçen ruhun mefta olduğunu dile getirdim.Bu ruhu yaşatmak için büyük bir toplumsal değişim ve dönüşümün gerekliliğini vurguladım.

Mahalli reflekslerin, siyasi kaygıların, aşiretsel olguların, liyakatsizliğin ve kurumlara çöreklenmiş eski anlayışların hâkim olduğu; ekonomik çıkarların toplumsal menfaatlerin önüne geçtiği bir yerde kimse demokratikleşmeden ve Botan’ın eşsiz ruhundan söz edemez dedim.Botan’ın medeni cesaretini kuşanamamış, bölgenin ruhunu tanımayan, halkın tabanına inmeyen; kendi çıkarlarını toplumun çıkarlarının önünde tutan ve arkasındaki kalabalıkları mazluma, yoksula karşı bir kalkan gibi kullanan anlayış varlığını sürdürdükçe bu ruhun yaşadığını söylemek mümkün değildir dedim.

Bu memlekette korku, baskı ve haksızlık hâlâ ciddi bir sorundur.Kalabalıkların arkasına saklanarak zulme başvuranların ve güçlü olanın karşısındakini ezmeyi bir meziyet saydığı yerde hak, hukuk ve adalet aramak zordur dedim.

Komşusunun tavuğuna “kışt” dedi diye ortalığı ayağa kaldıranlar, sokakları cehenneme çevirenler, onlarca kişinin uyarısına kulak asmayanlar; yapma, etme, biz akrabayız, komşuyuz, hemşehriyiz” diyenlere karşı aslan kesilirken, karşılarında bir polis ya da asker gördüklerinde sessizleşebiliyorlar dedim.

Elbette polis ve asker kamu düzenini sağlamakla görevli kolluk kuvvetleridir ve görevlerini yerine getirmeleri doğaldır. Buna itiraz etmek mümkün değildir. Ancak meseleye sosyolojik açıdan bakmanın gerekliliğinden söz ettim.Çünkü dışarıdan gelen bir görevli sizi, ailenizi, kültürünüzü, yerel dengeleri ve toplumsal hassasiyetleri bilmeyebilir. Buna rağmen onun bir düdüğü ya da uyarısıyla susanlar, aynı uyarı kendi ailesinden, akrabasından veya hemşehrisinden geldiğinde çoğu zaman aynı tavrı göstermemektedir dedim.

Herkes kavganın, yakmanın ve yıkmanın karşısında olduğunu söyler; fakat sulh kültürünü yaşatma konusunda aynı hassasiyeti göstermez. Kalabalıklar bir dayanışma aracı olmaktan çıkıp güç gösterisine dönüşmektedir. Oysa kavga ve gürültü hiçbir topluma fayda sağlamaz. Şehrin gençleri gördüklerini örnek alır; öfke normalleştiğinde gelecek kuşaklar da bundan etkilenir dedim.

Memleket cahillikle mücadele ediyor dedim ; nitelikli insan yetiştirmek ve yetişen insanlara alan açmak yerine, çoğu zaman gürültü ve gösteriş ödüllendirilmektedir diye uyarıda bulundum.

Belki de bütün bunlar tesadüf değildir. Kim bilir, belki de bir politikanın sonucudur. Cizre gibi kadim bir şehir, tarih boyunca farklı ideolojik kamplaşmaların ve siyasi merkezlerin üzerinde hesap yaptığı bir alan hâline gelmiştir dedim.Her on yılda bir farklı fraksiyonlar bölgenin üzerinden bir silindir gibi geçmekte olduğunu dile getirdim.

Eğer Botan ruhu dediğiniz şey bugün yaşananlardan ibaretse, o zaman Botan’ın ruhu büyük ölçüde boşaltılmış dedim.

Dedim amma ! derdimi kimseye dinletemedim..