Bir Ülkenin Sessiz Çığlığı Abdulselam Gülyen / Şırnak Ajans  Bu ülke uzun süredir derin bir iç çekişin içinde yaşıyor sevgili insanlık . Sokaklar hâlâ kalabalık, televizyonlar hâlâ bağıra çağıra konuşuyor ama insanların ruhunda biriken sessizlik her şeyi bastırıyor. Gündüzlerin telaşında bile duyulur bu sessizlik; insanın ensesine soğuk bir nefes gibi çöker, içini ürpertir. Konuşan çok. Hatta herkes bir şey söylüyor. Ama sözcükler bir yere varmıyor, kimsenin yüreğine dokunmuyor artık. Çoğu insan kendi acısının kuyusunda, kendi öfkesinin karanlığında sıkışmış durumda. Birbirini duymayan, sadece kendi yankısıyla yaşayan bir toplum olduk. Bazen düşünüyorum: Bir ülke nasıl yorulur? Belki adalet terazisi devrilince… Belki geçim derdi gecenin uykusunu değil, insanın onurunu delip geçince… Belki de insan, insana yabancılaşınca; komşunun kapısı bir anda yabancı kapısına dönünce… Çok kişi bilir ama söylemez: Bu ülke kırılgan. Buzun üzerinde yürüyen bir halk gibiyiz; her adımda “Acaba burası da çöker mi?” diye düşünerek ilerliyoruz. Gözler umut arıyor ama diller umut etmeye bile çekinir olmuş. Sanki yarına dair iyi bir cümle kurmak bile lüksmüş gibi. Oysa en karanlık zamanlarda bile insanı ayakta tutan, birbirine tutunma ihtimalidir. Belki de bu ülkenin ihtiyacı olan büyük nutuklar, süslü sözler, gösterişli vaatler değil; küçük ama içten insanlık halleri… Bir çocuğun üşümemesi için kaldırılan bir atkı, komşunun kapısını çalıp “Bir şeye ihtiyacın var mı?” demek kadar sıradan ama bir o kadar onarıcı adımlar… Çünkü hiçbir sessizlik, insan sıcaklığının karşısında uzun süre dayanamaz. Ve belki de bu ülkenin sessiz çığlığı, birinin sessizce bir başkasının yükünü hafifletmesiyle dinecek. Abdulselam Gülyen - Şırnak Ajans  Bir Sınır Kentinden Notlar