Bir Adın Israrı

Bu topraklar bir yüzyılı daha geride bırakırken, tarih yalnızca takvim yapraklarından ibaret olmadığını bir kez daha hatırlatıyor. Çünkü bazı dönemler vardır; yıllarla değil, hafızayla ölçülür. Bu coğrafyada yaşanan isyanlar, sürgünler, yasaklar ve suskunluklar da böyle dönemlerdi. Toprağa düşenlerin sayısı, yerinden edilenlerin acısı, boşaltılan köylerin sessizliği bir halkın belleğine kazındı.

Hapishaneler sadece bedenleri değil, hatıraları da içine aldı. Fakat bütün bu karanlık sayfalar bile tek bir şeyi başaramadı: Bir halkın adını, dilini ve var olma iradesini ortadan kaldıramadı.

Çünkü hafıza, yasaklardan daha inatçıdır.

Bu ülkede bazı kimlikler uzun süre fısıltıyla yaşadı. Adını yüksek sesle söylemek bir cesaret sınavına dönüştü. Oysa hakikat, saklanarak var olmaz. Parantez içinde, dipnotlarda ya da çekingen ifadelerde yaşamaya mecbur değildir.

Kürtler bu toprakların misafiri değil. Binlerce yıldır burada yaşayan, diliyle, kültürüyle, anlatılarıyla süreklilik taşıyan bir halktan söz ediyoruz. Bu bir meydan okuma değil; tarihsel ve sosyolojik bir gerçeğin ifadesidir.

Bugün Türkiye’de Kürt nüfusu, resmi verilerde etnik köken belirtilmediği için kesin bilinmemekle birlikte, uluslararası kurumlar (CIA World Factbook gibi) ve bağımsız araştırmalara göre 15–18 milyon civarındadır (toplam nüfusun yaklaşık %18-20’si). Bazı akademik tahminler ve demografik projeksiyonlar bu sayıyı 20 milyona yaklaştırırken, dünya genelinde Kürt nüfusu ise 30–45 milyon arasında tahmin edilmektedir. Üstelik bu rakamlar, kimliğini açıkça ifade edebilenleri kapsıyor. Hâlâ suskunluğu seçmek zorunda kalanları, adını saklayarak yaşayanları da eklediğimizde karşımıza yalnızca bir istatistik değil; bastırılamamış kolektif bir hafıza çıkıyor.

Bazı cümleler vardır, yüksek sesle kurulmadığı için değil; uzun süre susturulduğu için ağırdır.

Eksiltilmiş Tanımlar, Daraltılmış Tarih

Yıllar boyunca kimi siyasetçiler ve kimi “resmî” tarih anlatıları, bu halkı daraltılmış kavramlarla tanımlamaya çalıştı. “Kürt yoktur, Kürt kökenli vardır” gibi ifadeler ne bilimsel bir zemine dayanır ne de insan onuruyla bağdaşır.

Bu dil, masum değildir. Bir halkı geçmişe ait bir ayrıntı gibi sunar; sanki kökleri burada, kendisi başka bir yerdeymiş gibi. Oysa köken, bir başlangıç noktası değil; sürekliliğin kendisidir. Kürtler bu coğrafyaya sonradan gelmedi. Burada yaşadı, burada kaldı, burada çoğaldı.

Bir halkın adını eksiltmek o halkı küçültmez. Asıl küçülen, hakikati ifade edemeyen dildir.

Ad Susturulsa da Hafıza Konuşur

Yerleşim yerlerinin isimleri değiştirildi, dil kamusal alandan silinmek istendi, kültürel izler törpülendi. Ama tarihin bize defalarca gösterdiği bir gerçek var: Bir yerin adını değiştirmek, onun hafızasını yok etmez. Yazılı kayıtlar bastırıldığında sözlü gelenek devreye girer.

Dengbêjler bu yüzden yalnızca ozan değil, yaşayan arşivlerdir. Söylenen her klam, susturulmak istenen bir tarihin nefes alışıdır. Söz kesildiğinde hafıza fısıldar; fısıltı bile yetmediğinde ritim kalır. Ve bir halkın kalp atışını durduracak bir yöntem henüz bulunmadı.

Barış, Adla Başlar

Bu ülkede yaşanan barış girişimleri, bütün eksiklerine rağmen, önemli bir eşiği temsil ediyordu: İlk kez bu halkın adıyla konuşulmaya başlandı. Süreçler yarım kaldı; ama cesaret hafızaya yazıldı.

Çünkü barış, yalnızca silahların susması değildir. Barış, bir halkın adının tanınmasıdır. Dilin nefes almasıdır. Kimliğin kamusal alanda utanmadan var olabilmesidir.

Anadilde eğitim, kültürel kurumlar, kamusal dil hakkı birer lütuf değil; eşit yurttaşlığın doğal uzantılarıdır. Bir dili tanımak devleti zayıflatmaz; toplumu güçlendirir.

Bir Cümlelik Hakikat

Geriye çok sade bir cümle kalır:

Ben Kürdüm.

Bu bir iddia değildir. Bir ayrışma çağrısı hiç değildir. Bu cümle, varlığın kendisidir. Tartışmanın değil, tanınmanın başlangıcıdır.

Birlik, inkârla kurulmaz. Eşitlik, benzerlikle değil; farklılığın kabulüyle mümkündür. Bir halkın adı görünmez kılındığında barış eksik kalır. O ad tanındığında ise suskunluk geri çekilir, hakikat konuşur.

Ne fazlası istenir,
ne eksiği…

Bu topraklarda yaşayan bir halkın adı, sadece budur.