Sorulması gereken temel soru şudur: Bugün borcunu ödeyemeyen esnaf, yıllık yüzde 29 faizle borcunu nasıl ödeyecektir?

Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından vergi borçlarının yıllık yüzde 39 yerine yüzde 29 faizle 72 aya kadar taksitlendirilmesine imkan tanıyan düzenleme kamuoyuna “yapılandırma” olarak sunulsa da, esnafın yaşadığı gerçek sorunlar dikkate alındığında bunun bir çözüm değil, mevcut yükün farklı bir şekilde ertelenmesinden ibaret olduğu görülmektedir.

Sorulması gereken temel soru şudur: Bugün borcunu ödeyemeyen esnaf, yıllık yüzde 29 faizle borcunu nasıl ödeyecektir?

Son yıllarda yaşanan yüksek enflasyon, artan maliyetler, finansmana erişim zorlukları, düşen alım gücü ve daralan piyasa koşulları nedeniyle binlerce işletme ayakta kalma mücadelesi vermektedir. Birçok esnaf vergi borcunu ödeyemediği için değil, iş yapamadığı için borçlu hale gelmiştir. Devlet ise bu gerçeği görmek yerine, borçların üzerine faiz ekleyerek tahsilat yapabileceğini düşünmektedir.

Oysa ekonomi yalnızca rakamlardan ibaret değildir. Her vergi borcunun arkasında bir işletme, bir aile, çalışanlar ve ayakta kalmaya çalışan bir ekonomik yapı bulunmaktadır. Kapanan her iş yeri yalnızca bir mükellefin kaybı değil, aynı zamanda vergi gelirinin, istihdamın ve üretimin de kaybıdır.

Bugün milyonlarca liralık vergi ve SGK borcu bulunan işletmelerin önemli bir kısmı faiz ve gecikme zamları nedeniyle borçlarını ödenemez hale gelmiş durumdadır. Ana para çoğu zaman ikinci plana düşmekte, yıllar içinde biriken faizler borcun asıl yükünü oluşturmaktadır. Buna rağmen açıklanan düzenlemede gecikme faizlerinin silinmesine ilişkin herhangi bir adım bulunmamaktadır.

Bu nedenle kamuoyuna açıkça ifade etmek gerekir ki; esnafın beklentisi faiz oranının yüzde 39’dan yüzde 29’a düşürülmesi değildir. Esnafın beklentisi, birikmiş gecikme faizleri ve gecikme zamlarının kaldırıldığı, ana para odaklı, ödenebilir ve sürdürülebilir bir yapılandırmadır.

Ekonomik gerçeklerle bağdaşmayan düzenlemelerle tahsilat yapılamaz. Çünkü ödeme gücü olmayan işletmelerden vergi tahsil etmek mümkün değildir. Devletin amacı gerçekten alacağını tahsil etmekse, öncelikle mükellefin yaşamasını sağlamak zorundadır. Yaşatılmayan işletmeden vergi alınamaz.

Daha da düşündürücü olan ise, esnafın temsilcisi olması gereken meslek kuruluşlarının ve üst birliklerin bu süreçte yeterince güçlü bir duruş sergilememeleridir. Ticaret odaları, sanayi odaları, esnaf ve sanatkar odaları ile bunların üst kuruluşları yalnızca aidat toplayan veya seçim dönemlerinde hatırlanan kurumlar değildir. Bu kuruluşların temel görevi üyelerinin hak ve menfaatlerini savunmaktır.

Bugün sahada yaşanan ekonomik sıkıntılar ortadayken, odaların ve birliklerin sessiz kalması kabul edilemez. Türkiye’nin dört bir yanında binlerce işletme borç yükü altında ezilirken, bu kuruluşların kapsamlı raporlar hazırlayarak hükümet nezdinde girişimlerde bulunmaları, faizsiz veya düşük maliyetli yapılandırma taleplerini güçlü şekilde gündeme taşımaları gerekmektedir.

Özellikle vergi ve SGK borçlarının mevcut ekonomik koşullar dikkate alınarak yeniden ele alınması, gecikme faizleri ve gecikme zamlarının silinmesi, uzun vadeli ve ödeme gücüne uygun taksit imkanlarının sağlanması yönünde ortak bir irade ortaya konulmalıdır. Esnafın sesi olması gereken kurumların en önemli görevi budur.

Bugün Türkiye ekonomisinin omurgasını oluşturan küçük ve orta ölçekli işletmeler ciddi bir varoluş mücadelesi vermektedir. Ekonomiyi ayakta tutan, istihdam yaratan, vergi üreten ve üretimi sürdüren kesimlerin taleplerine kulak verilmeden ekonomik istikrarın sağlanması mümkün değildir.

Devletin önünde iki seçenek bulunmaktadır. Ya faiz ve gecikme zamlarıyla şişirilmiş borçları tahsil edemeyip işletmelerin kapanmasına seyirci kalacaktır ya da gerçekçi ve adil bir yapılandırma modeliyle hem işletmeleri yaşatacak hem de kamu alacaklarının tahsilini sağlayacaktır.

Çünkü gerçek şudur:

Ödeme gücü olmayan esnaftan tahsilat olmaz.

Faiz yükü altında ezilen işletmeden vergi çıkmaz.

Kepenk kapatan esnaf ekonomiye katkı sağlayamaz.

Ancak yaşatılan esnaf borcunu öder, üretir, istihdam sağlar ve ekonomiyi ayakta tutar.

Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni bir faiz oranı değil, yeni bir bakış açısıdır. Esnafı cezalandıran değil, ayağa kaldıran; borcu büyüten değil, ödenebilir hale getiren; tahsilatı zorlaştıran değil, kolaylaştıran kapsamlı ve adil bir yapılandırma düzenlemesi artık ertelenemez bir zorunluluk haline gelmiştir.