Gazetecilik mesleği gittikçe yorucu bir hâl almaya başladı. Üniversite tercihlerinde artık en arka sıralarda yer alıyor. Bölüm mezunları ise hiç olmadığı kadar güvencesiz koşullarda yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor. Mesleğin duayenleri bile sektöre sırtını dönmüşken, yeni neslin basına yönelmesi her geçen gün daha da zorlaşıyor. Her yıl, gazetecilik adına daha kasvetli bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz.
*
Bazı yerel ajanslar, gazetecilik bölümü mezunlarını çoğu zaman çok düşük ücretlerle istihdam ediyor; bazıları ise hiç istihdam etmiyor. Bazı medya patronları, gazetecilik mezunlarını asgari ücret karşılığında hem muhabir hem sunucu hem editör bazen de temizlik görevlisi olarak çalıştırırken kendi başarı hikâyelerini anlatmayı da ihmal etmiyor. Geçtikleri yolları duygusal bir başarı öyküsü gibi aktaran bu patronlar, mezun olup işsiz kalan genç bir iletişimcinin yaşadığı ekonomik sıkıntıları çoğu zaman görmezden geliyor. Oysa iletişim fakültelerinde yıllarca emek veren bir gazetecilik öğrencisinin en azından mesleğine yakışır bir saygıyı hak ettiğine inanıyorum.
*
Bu çalışma koşullarının doğal sonucu olarak mesleki kalite de olumsuz etkileniyor. Gelecek kaygısı yaşayan bir gazetecilik mezunundan haberde fark yaratmasını beklemek ile ona insanca yaşayabileceği bir maaş vermeyi düşünmek sizce de mantıklı değil mi? Ancak ne yazık ki birçok gazete, kapanma tehlikesi ve ekonomik imkânsızlıklarla mücadele ettiğini dile getiriyor. Üstelik bu sorun yalnızca Türkiye'ye özgü değil. Kanada'da da bazı üniversiteler, öğrenci sayılarındaki düşüş ve ekonomik nedenlerle bazı gazetecilik programlarını kapatma kararı aldı. Tüm bu gelişmelerin gölgesinde, "Gazetecilik öğrencileri yakın gelecekte iş bulmakta daha da fazla zorlanacak mı?" sorusu akıllardan çıkmıyor.
Kendimden örnek vermem gerekirse ben gazetecilik bölümünü seçmek istediğimde henüz ilkokul dördüncü sınıftaydım.
*
Daha o yaşlarda içimde büyük bir merak doğmuş, toplumda olup biteni vatandaşların anlayacağı sade bir dille aktarmaya karar vermiştim. Gazetecilik, ekonomik belirsizlikten teknolojik dönüşüme kadar birçok krizin aynı anda hissedildiği mesleklerden biri hâline geldi. Bu yolda ilerlerken ailemde daha önce gazetecilik yapmış hiç kimse yoktu. Üniversitede hocalarımızın da sıkça vurguladığı gibi sektördeki ekonomik güvencesizlik, arkasında güçlü bir finansal destek bulunmayan gençlerin meslekte tutunmasını neredeyse imkânsız hâle getiriyor. Fırsat verilmediğinde ise istikrarlı bir kariyer inşa etmek de mümkün olmuyor.
*
Gazetecilik; yani yükü son derece ağır olan doğru bilginin peşinden gitme fikri gün geçtikçe zorlaşıyor. Çünkü mevcut sistemde neyin doğru bilgi olduğuna karar vermek bile karmaşık bir hâl aldı. Yazdığımız her kelimenin bir renk olduğu, her cümlenin telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurduğu bir meslektir gazetecilik. Ne yazık ki son yıllarda gazetecilik, gerekli mesleki eğitim ve etik sorumluluk olmadan yapılabilecek bir iş gibi görülmeye başlandı. Oysa bu meslek yalnızca haber yazmaktan ibaret değildir; bilgiyi doğrulamak, sorgulamak ve kamu yararını gözetmektir.
*
Medyanın temel işlevlerinden biri, toplumu doğru bilgiyle aydınlatmaktır. Shakespeare, On İkinci Gece adlı eserinde, "Karanlık yoktur, cehalet vardır." diyerek cehaletin toplum üzerindeki yıkıcı etkisine dikkat çeker. Ben de buna şunu eklemek istiyorum: Bir toplum, ancak doğruyu kaldıracak kadar cesur ve bilgili olabilir. Günümüzde doğru öyle bir hâl aldı ki gerçeği dile getirdiğiniz anda bir başkasının yalanını ortaya çıkarmış oluyorsunuz. Gece uyuşturucu tacirini yazarsınız, gündüz karşınıza neyin çıkacağını bilemezsiniz.
*
Demem o ki bu mesleği layıkıyla yapmak gerçekten çok zor.Biz gazetecilerin tek görevi, hikâyenin bütün yönlerini öğrenmek ve tarafsızca aktarmaktır. Bunu engellemeye çalışan herkes; bilgi özgürlüğüne ve vatandaşın haber alma hakkına, bilerek ya da bilmeyerek tehdit oluşturur. Peki kaçımız bu tehditlere göğüs gerecek kadar gazeteciyiz?