Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in uyguladığı ekonomi programı; sabır, disiplin ve dengelenme sözleriyle anlatılıyor. Vatandaşın hayatındaki karşılığı ise çok daha sade: Marketten daha az alışveriş yapmak, kirayı ödemekte zorlanmak, borcu borçla çevirmek ve gelecek ayı düşünerek yaşamak.
Bir ekonomi programının başarısı, yalnızca açıklanan oranlarla ölçülemez. Asıl ölçü, insanların kazandıkları parayla nasıl yaşadığıdır. Emekli temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyor mu? Çalışan, ay sonuna ulaşabiliyor mu? Esnaf sattığı malın yerine yenisini koyabiliyor mu? Üretici, işletmesini sürdürebiliyor mu?
Bu sorulara verilen cevaplar düzelmeden, başarı söylemi toplumda karşılık bulmaz.
Enflasyon oranındaki gerilemeyi hayatın ucuzlaması gibi sunmak, vatandaşın yaşadığı gerçeği açıklamıyor. TÜİK’e göre Eylül 2026’da tüketici fiyatları yıllık yüzde 29,73, aylık yüzde 1,84 arttı. Yani fiyatlar yükselmeye devam ediyor. Artış hızının yavaşlaması, geçmişte kaybedilen alım gücünü kendiliğinden geri getirmiyor.
Vatandaşın derdi tam da burada. Maaşına gelen artışın kira, gıda, ulaşım ve faturalar karşısında ne kadar dayandığına bakıyor. Ekonomi yönetimi enflasyonun seyrini anlatırken, vatandaş alışveriş listesinden hangi ürünü çıkaracağını hesaplıyor.
Geçim sıkıntısının boyutunu görmek için uzun konuşmalara gerek yok. TÜRK-İŞ’in Eylül 2026 araştırmasında, Ankara’da dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı ve yeterli beslenmesi için gereken aylık tutar yaklaşık 37 bin 801 lira. Kira, ulaşım, eğitim, sağlık ve diğer temel ihtiyaçlarla birlikte hesaplanan yoksulluk sınırı ise 123 bin 130 lira. Bunlar bir kişinin maaşını değil, hanenin ihtiyaç duyduğu toplam geliri ifade ediyor.
Böyle bir tabloda, ekonomi politikasının sosyal bedelini sorgulamak zorundayız. İnsanlardan tasarruf beklerken, hangi harcamalarından vazgeçmeleri istendiği de söylenmelidir. Sofrasından mı, çocuğunun eğitiminden mi, sağlığından mı?
Faizin işletmeler üzerindeki yükü de aynı tartışmanın parçasıdır. Finansman maliyeti yükseldiğinde üreticinin hesabı değişir. Yeni makine almak, kapasite artırmak ve ilave çalışan istihdam etmek daha zor hâle gelir. İşletmenin kaynakları büyümeye ayrılacağı yerde mevcut borçlarını çevirmeye gider.
“Ülke faize çalışıyor” eleştirisi, bu sıkışmışlığın ifadesidir. Esnafın, sanayicinin ve çiftçinin emeğinden kalan pay daraldığında, üretmek giderek daha ağır bir yük hâline gelir.
Üretimdeki göstergeler de dikkatle izlenmelidir. TÜİK’in Ağustos 2026 verisine göre sanayi üretimi bir önceki yılın aynı ayına kıyasla yüzde 1,9 azaldı. Tek bir aylık veri, bütün yatırımların sürekli gerilediğini kanıtlamaz; fakat üretimin durumu hakkında açık bir uyarıdır.
Enflasyonla mücadele edilirken üretimin zayıflamasına göz yumulamaz. Bugün ertelenen yatırım, yarın eksik kalan kapasitedir. Bugün işletmenin kaybettiği çalışan, yarın yeniden kurulması zor olan tecrübedir. Ekonominin üretim gücünü aşındıran bir süreç, ileride fiyat istikrarını da zorlaştırır.
Piyasaya güven meselesi de ihmal edilemez. Vatandaş, fiyatların hangi gerekçeyle arttığını anlayamadığında; üretici maliyetini ve satış fiyatını öngöremediğinde belirsizlik büyür. Manipülasyon iddiaları somut delillerle araştırılmalı, haksız fiyatlama ve rekabet ihlalleri etkili biçimde denetlenmelidir. Ekonomi yönetiminin sorumluluğu, bu konuda şeffaf sonuçlar ortaya koymaktır.
Fedakârlık çağrısının inandırıcı olması için yükün adil paylaşılması gerekir. Ücretliye sabır tavsiye edilirken kamu kaynaklarının nasıl harcandığı, vergi yükünün kimlerin üzerinde toplandığı ve kayıt dışılıkla ne ölçüde mücadele edildiği de açıklanmalıdır.
Mehmet Şimşek’in programına yöneltilmesi gereken temel eleştiri budur: Açıklanan hedeflerin toplumun günlük hayatındaki karşılığı nerede?
Vatandaşın alım gücü toparlanmadan, üretici yatırım yapacak güveni bulmadan ve çalışan emeğinin karşılığını alamadan ekonomik başarıdan söz etmek eksik kalır.
Bir programa “politika” adını vermek kolaydır. O politikanın bedelini ödeyen insanların hayatını iyileştirmek ise gerçek sorumluluktur.
Ekonominin başarısı, vatandaşın sofrasında, işletmenin üretiminde ve gençlerin geleceğe duyduğu güvende görülmelidir.
Next