Bir şehrin ekonomisini anlamak için bazen çarşısında yürümek yeterlidir. Dükkânın önünde bekleyen esnafın yüzüne, fiyat soran vatandaşın tereddüdüne, alışveriş listesinden çıkarılan ihtiyaçlara bakarsınız.

Ben uzun süredir böyle bir durgunluk görmedim. Giderlerin ağırlığı her geçen gün daha fazla hissedilirken gelir tarafında aynı karşılığı bulmak zorlaşıyor. İnsanlar çalışıyor, uğraşıyor, bir çıkış yolu arıyor. Buna rağmen ay sonunu getirme kaygısı giderek daha fazla hayatımızın merkezine yerleşiyor.

Fırtına çıkmış, fakat ortalık hâlâ fırtına öncesi sessizlik gibi. Bu sessizlik bana, insanların yarından emin olamadığı bir bekleyişi anlatıyor.

Ülke ekonomisini konuşurken büyük rakamlar, hedefler ve beklentiler dile getiriliyor. Vatandaşın hesabı ise daha somut: Kira ödenecek, mutfağın ihtiyacı karşılanacak, çocuk okula gönderilecek, faturalar yatırılacak. Maaştan ya da günlük kazançtan geriye ne kalacağı, bütün bu ödemelerden sonra belli oluyor.

Esnafın hesabı da farklı değil. Sabah kepengi kaldırdığı anda giderleri işlemeye başlıyor. Müşteri gelip gelmeyeceği belli değil; ama kira, elektrik, çalışan ücreti ve borç taksiti belli. Günün sonunda kasaya giren para ile ödenmesi gereken tutar arasındaki mesafe açıldıkça, dükkânı açık tutmak daha ağır bir sorumluluğa dönüşüyor.

Bu tabloya Şırnak’tan bakınca mesele daha da yakınımıza geliyor.

Şırnak merkezdeki bir esnafın, Cizre’deki bir tüccarın, Silopi’deki bir nakliyecinin, İdil’deki küçük işletme sahibinin beklentisi çok anlaşılır: İş yapmak, emeğinin karşılığını almak ve ailesini geçindirmek. Uludere, Beytüşşebap ve Güçlükonak’ta da bir ailenin huzuru, evine düzenli gelir girmesine bağlı.

İlçelerimizin ekonomik şartları birbirinden farklı olabilir. Ancak geçim kaygısının dili aynı. Bir yerde dükkân kirası, başka bir yerde taşıma gideri, bir başka yerde üretim maliyeti öne çıkıyor. Sonunda herkes kazandığıyla ihtiyacını karşılayıp karşılayamayacağına bakıyor.

Şırnak gibi ticaretin, taşımacılığın ve küçük işletmelerin günlük hayat içinde belirgin bir yer tuttuğu bir ilde, ekonomik hareketin yavaşlaması birçok haneyi ilgilendirir. Bir aracın iş bulması şoförün evine gelir girmesidir. Bir işletmenin sipariş alması, çalışanının ücretini daha rahat ödeyebilmesidir. Bir esnafın satış yapması, tedarikçisine olan borcunu kapatabilmesidir.

Bu nedenle çarşıdaki bir durgunluk, dükkânın kapısında kalmaz. Eve, sofraya, okul masrafına kadar uzanır.

Küçük yerlerde bu sıkıntının bir de insani tarafı vardır. Esnaf müşterisini tanır. Veresiye isteyen kişinin durumunu bilir. Alacağını istemekte zorlanır; çünkü karşısındaki insan da geçim mücadelesi vermektedir. Fakat kendisinin de ödeyeceği borçları vardır. Böylece iki taraf da birbirini anladığı hâlde çözüm bulamaz.

Gençler açısından da bu bekleyiş ağırdır. İş kurmayı düşünen bir genç sermaye ihtiyacına ve giderlere bakıyor. İş arayan genç ise kendisine düzenli gelir sağlayacak bir fırsat bekliyor. Bir memleketin geleceği için gençlerin burada çalışabileceklerine ve hayat kurabileceklerine inanması gerekir.

Ekonomik sıkıntıya çözüm aranırken illerin ve ilçelerin şartları daha fazla dikkate alınmalı. Şırnak’ın ticaretine, üretimine, taşımacılığına ve istihdamına katkı sağlayacak adımlar, burada iş yapan insanların yaşadığı sorunlar dinlenerek hazırlanmalı. Esnafın ödeme gücü, işletmelerin finansman ihtiyacı ve vatandaşın alım gücü birlikte düşünülmeli.

Çünkü insanların talebi çok büyük değil. Borcunu ödeyebilmek, evine huzurla gidebilmek, çocuğunun ihtiyacını karşılayabilmek ve yarın için bir plan yapabilmek istiyorlar.

Bugün ülkenin de Şırnak’ın da ihtiyacı, çalışmanın karşılık bulduğu bir ekonomik ortamdır.

Şırnak merkezden ilçelerimize kadar çarşının sesini dikkatle dinlemek gerekiyor. O seste yalnızca satış beklentisi yok; binlerce ailenin geçim derdi ve geleceğe dair umudu var.