İzmir Barosu’nda Cumhuriyetçi Grup adına konuşan bir hanımefendinin, Kürt meselesini, hak ihlallerini ve adaletsizlikleri kendine dert edinen insan hakları savunucuları için kullandığı “temizledik” sözüne takıldım.
İnsan ister istemez düşünüyor: Bir hukuk kurumunun kürsüsünde, eşitlik ve adalet talep eden insanlar için nasıl böyle bir kelime kullanılabilir? Üstelik söz konusu olan, kimsenin hakkını elinden almak değil, herkesin hakkını savunmak için mücadele eden insanlarsa…
“Temizledik” sözü bana hiç yabancı gelmedi. Siyasetin dilinde yıllardır karşımıza çıkan, insanları ve düşünceleri bir çırpıda dışarıda bırakmaya yarayan o tanıdık söylemi hatırlattı. Oysa hukuk, kimlerin kalacağına, kimlerin gideceğine karar verme yeri değil; herkesin hakkının korunduğu bir ortak zemin olmalı.
İşin bir başka düşündürücü yanı da şu: İnsan haklarını, eşitliği ve adaleti savunanları dışarıda bıraktığınızda, geriye ne kalıyor? Bir hukuk kurumunu güçlü kılan, yalnızca aynı düşüncedeki insanların bir araya gelmesi midir, yoksa farklı seslere de tahammül edebilmesi mi?
Kürt meselesini konuşmak, yaşanan hak ihlallerini dile getirmek, eşit yurttaşlık talebini savunmak kimileri için rahatsız edici olabilir. Ama bu meseleleri görmezden gelmek, onları ortadan kaldırmıyor. İnsanların sözünü kesmek, onların yaşadığı sorunları da susturmuyor.
Bir de şu var: Bu ülkede neden bazı insanlar hâlâ başkalarının hak talebini bir tehdit gibi görüyor? Neden adalet isteyenlerin varlığı, birlikte yaşamanın imkânı olarak değil de ortadan kaldırılması gereken bir mesele olarak değerlendiriliyor?
Belki de asıl üzerinde durmamız gereken tam olarak bu.
Çünkü mesele sadece bir kişinin seçtiği kelime değil. Mesele, o kelimenin arkasındaki bakış açısı. Bir insanın hakkını savunmayı gereksiz, bir halkın eşitlik talebini rahatsız edici, farklı bir düşünceyi ise temizlenmesi gereken bir şey olarak görmek…
Oysa hukuk, en çok da kendisine uzak gelen sesleri duyabilme cesaretidir.
İnsan merak ediyor: Herkesin eşitliğinden, adaletinden ve özgürlüğünden söz edenler mi temizlendi, yoksa bu değerleri savunmanın kendisi mi istenmeyen hâle geldi?
Çünkü bir hukuk kurumunda asıl mesele, kimlerin kapının dışında kaldığı değil; içeride kalanların hangi değerleri savunduğudur.
Ve bazen insanın aklında tek bir soru kalıyor: Bir ülkede adaleti savunanlar temizlenecek insanlar olarak görülüyorsa, adaletin kendisine ne olacak?
Next