Sonbaharın kendine has güzelliğini, beton zeminler üzerinde yürüyerek yaşamaya çalışırken yolum Silopi’nin Sanat Sokağı’na düştü. Hani şu şehrimizin en yeşil yeri dediğimiz sokağa… Elbette yanlış anlaşılmasın! Silopi’de yaşayanlar için yeşil kavramını biraz farklı düşünmek gerekiyor. Birkaç ağacın gölgesini bile yeşillik sayacak hâle geldiysek, şehir olarak doğayla aramızdaki mesafeyi de sorgulamamız gerekiyor demektir.

Sanat Sokağı’nda gördüğümüz üç beş ağacın bile her iki yılda bir sökülüp yerine başka tür ağaçlar dikildiğine şahit oluyoruz. Hâlâ şehrimizde hangi ağacın yetişeceğine karar veremedik. Belki bir gün doğru ağacı buluruz, kim bilir…

Oysa yıllar önce Sanat Sokağı’mız ve İkinci Cadde’miz yemyeşildi. Dut ağaçlarının dalları karşılıklı uzanmış, birbirine kavuşmaya hazırlanıyordu. Sanki iki tarafın ağaçları el ele verip bir sevgi yolu oluşturacaktı. Derken hendek olayları başladı; o güzelim dut ağaçları birer birer söküldü.

Yeşiltepe’de yanıp bir daha dikilmeyen çam ağaçlarını ise hiç saymıyorum. Bir zamanlar yeşilliğiyle nefes alan Silopi, o günlerden sonra bir türlü eski hâline dönemedi.

Neyse, bugün asıl konumuz ağaçlar değil. Bazen bir sokağın gölgesinde yürürken karşınıza öyle bir insan çıkar ki sohbeti sizi geçmişe götürür, anlattıkları yaşadığınız şehrin hafızasını yeniden canlandırır.

Bir Çay Daveti, Yarım Asırlık Bir Hikâye

Sanat Sokağı’nda kendi hâlimde yürürken, kendimi engelsiz yaşam mücadelesinin neferi olarak tanıdığım, yüzde 73 zihinsel engelli ve cezaevi mahkûmu Ayho’nun yürüyüşünü hatırlatan bir hâl içinde bulmuştum. Tam o sırada eski kaymakamlık binasının, bugünkü İlçe Millî Eğitim Müdürlüğünün önünde, sırtını binaya dayamış; kravatlı, takım elbiseli, beyefendi duruşuyla dikkat çeken bir amca beni çay sohbetine davet etti.

Elbette daveti geri çevirmedim.

Çaylar geldi, sohbet başladı. Önce klasik sorular soruldu: “Kimsin, kimlerdensin, nerelisin?”

Derken anladım ki karşımda sıradan bir sohbetin ötesinde, anlatacak çok şeyi olan bir isim vardı.

Karşımda, 52 yıl önce, henüz üç yaşında olduğum 1977 yılında Cudi Dağı eteklerindeki Görümlü’den İstanbul’a gitmiş, uzun yıllar sonra 2023’te yeniden Silopi’ye dönmeye karar vermiş bir Şırnaklı duruyordu.

Koca Çınar (6)

Adı Sait Budak…

Şırnak Havalimanı’na adı verilen, bölgenin ilk bakanlarından merhum Şerafettin Elçi’nin yol arkadaşlarından ve aynı siyasi hareketin kurucularından biri olan Sait Budak, sohbet ilerledikçe beni yarım asırlık bir geçmişin izinde yolculuğa çıkardı.

Bazen bir insanla tanışmak, bir kitap okumak gibidir. Her cümlesinde yeni bir sayfa açılır. Sait Budak amcamızla yaptığımız sohbet de benim için tam olarak böyleydi.

Koca Çınar (4)

Devlet Tecrübesinden Siyasetin Hafızasına

Sait Budak’ın anlattıklarından, Türkiye’de eski adıyla Bayındırlık Bakanlığı olarak bilinen kurumda, bugün Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bünyesinde görev yaptıktan sonra emekli olduğunu öğrendim.

Ancak emeklilik, onun için siyasetten ve toplumsal meselelerden uzaklaşmak anlamına gelmemiş.

Merhum Şerafettin Elçi ile 2006 yılında Katılımcı Demokrasi Partisi’nin (KADEP) kuruluş sürecinde yer almış. Yıllar içinde farklı siyasi partilerde siyaset yapmayı sürdürmüş. Bugün de deneyimlerini paylaşarak, genç siyasetçilere yol göstererek bir anlamda akil insan rolünü üstleniyor.

Sohbetimizin ilerleyen dakikalarında konu doğal olarak Silopi’nin yerel sorunlarından Türkiye’nin meselelerine, oradan da Ortadoğu’nun karmaşık siyasi denklemine uzandı.

Geçmişte Mesud Barzani ile de Ortadoğu ve Türkiye’nin siyasi gündemi üzerine görüşmeler yaptığını anlatması, sohbetin tarihî boyutunu daha da derinleştirdi.

Bir anda kendimi yalnızca bir çay sohbetinde değil, bölgenin yakın tarihine tanıklık etmiş bir insanın hatıraları arasında buldum.

Koca Çınar (3)

Genç Siyasetçilere Bir Tavsiye: Ahlaklı Siyaset

Sait Budak amcamızın üzerinde özellikle durduğu konu ise siyasetin ahlakıydı.

Genç siyasetçilere, şartlar ne kadar zor olursa olsun ahlaklı siyaset yapmalarını öneriyor.

Kolay mı?

Elbette değil. Hele bizim coğrafyamızda siyaset yapmak, kimi zaman ağır sorumluluklar üstlenmeyi, kimi zaman da zor tercihlerle karşı karşıya kalmayı gerektiriyor. Fakat bütün zorluklara rağmen ahlaklı kalabilmek, siyasetin en temel meselelerinden biri.

Budak’ın bu yaklaşımının arkasında, merhum Şerafettin Elçi’den aldığı öğütlerin de bulunduğunu öğrendim.

Koca Çınar (2)

İşte insanı düşündüren nokta tam da burası…

Siyaset yalnızca makam, koltuk, seçim ve güç mücadelesinden ibaret olmamalı. Siyaset; halka karşı sorumluluk, söze sadakat, dürüstlük ve gerektiğinde kendi çıkarından vazgeçebilme meselesidir.

Bugün genç siyasetçilerin, geçmişin tecrübelerinden öğrenecek çok şeyi olduğuna inanıyorum. Çünkü tecrübe, yalnızca yılların geçmesiyle değil, yaşananlardan ders çıkarılmasıyla anlam kazanır.

Benim Hikâyem de Silopi’de Kaldı

Sohbetin sonlarına doğru sıra bana geldi.

“Kimsin, sen kimsin?” sorusuna kendi hikâyemi anlatarak cevap verdim.

Ben de yıllarca İstanbul’da yaşamış, 1999 yılında yalnızca bir aylığına geldiğim bu kadim coğrafyada 27 yıldır kalmış biriyim.

O günlerde bir ay sonra yeniden İstanbul’a döneceğimi düşünüyordum. Ancak hayat bazen insanın planlarını değiştiriyor. Bir aylığına geldiğiniz bir şehir, yıllar içinde yuvanız hâline gelebiliyor.

Ben de ona, çocukluğumdan sonraki en güzel günlerimi bu coğrafyada yaşadığımı söyledim. Burada kurduğum bağların, biriktirdiğim hatıraların ve memleket sevgisinin beni bu topraklara bağladığını anlattım.

Koca Çınar (5)

Artık burada yaşamaya devam edeceğimi söyledim.

Çünkü bazen memleket yalnızca doğduğunuz yer değildir. Bazen insanın kendini bulduğu, emek verdiği, acılarına ve sevinçlerine ortak olduğu yerdir.

Benim için bu coğrafya, hem bir vefa meselesi hem de bir memleket sevdasıdır.

Koca Çınar (7)

Şehrin Hafızası İnsanların Hikâyelerinde Saklı

Değerli Şırnak Ajans okurları…

Dün Sanat Sokağı’nda karşılaştığım Sait Budak amcamızla yaptığım sohbeti sizlerle de paylaşmak istedim.

Bir yanda sökülen dut ağaçlarının hatırası, diğer yanda yarım asrı aşan bir hayatın biriktirdiği anılar…

Bir yanda geçmişin izlerini taşıyan bir Şırnaklı, diğer yanda bu coğrafyada kalmayı tercih etmiş bir gazeteci…

Bazen şehrin hafızasını anlamak için arşivleri karıştırmak, eski fotoğraflara bakmak gerekir. Bazen de bir çay söyleyip karşınızdaki insanı dinlemek yeterlidir.

Sanat Sokağı’nda ağaçların gölgesini ararken, tarihe tanıklık etmiş bir insanla tanışmak benim için güzel bir tesadüf oldu.

Dilerim Silopi bir gün yeniden dut ağaçlarının dallarının birbirine kavuştuğu, sokaklarının gölgelerle dolduğu, yeşilin yalnızca birkaç ağaca bakılarak tarif edilmediği bir şehir olur.

Ve dilerim hayat bizi vefalı, ahlaklı, sözüne sadık, ihanetten uzak insanlarla karşılaştırsın. Bizi bu değerlerden uzak olanlardan da muhafaza etsin.

Çünkü insanın da şehrin de en çok ihtiyaç duyduğu şey, köklerine bağlı kalabilmek ve değerlerini kaybetmeden yaşayabilmektir, azizim…