Yerel Yönetim Paradigmasının Sınırları Üzerine Bir Değerlendirme

Yazar Abdlselam (3)Kürt coğrafyasında yoksulluk, ekolojik yıkım, zorunlu göç, toplumsal çözülme ve geleceksizlik duygusu, birbirinden bağımsız sorunlar değil; tarihsel, siyasal ve ekonomik süreçlerin iç içe geçmesiyle ortaya çıkan yapısal kriz alanlarıdır. Son kırk yıl içerisinde yaşanan çatışmalı süreçler, kırdan kente göç, üretim ilişkilerinin dönüşümü, doğa üzerindeki yoğun müdahaleler ve bölgesel kalkınma politikalarının yetersizliği, bugün karşı karşıya bulunulan çok katmanlı tabloyu şekillendirmiştir.

Uzun yıllar boyunca yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, demokratik katılımın artırılması ve yerinden yönetim modellerinin geliştirilmesi bu sorunlara çözüm üretebilecek önemli araçlar olarak görülmüştür. Ancak günümüzde ortaya çıkan deneyimler, yerel yönetimlerin tek başına yapısal eşitsizlikleri ortadan kaldırma kapasitesine sahip olmadığını göstermektedir.

Yazar Abdlselam (1)

Bu çalışma, mevcut araştırmalar, saha incelemeleri ve bölgesel kalkınma literatürü ışığında söz konusu sorunları değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

Bölgesel Eşitsizlikler ve Yoksulluğun Kalıcılaşması

Türkiye’de bölgesel gelişmişlik farklılıkları üzerine yapılan çalışmalar, doğu ve güneydoğu bölgelerinin gelir dağılımı, sanayi yatırımları, eğitim olanakları ve istihdam açısından ülke ortalamalarının gerisinde kaldığını göstermektedir.

Yazar Abdlselam (2)Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından yayımlanan insani gelişme raporları, ekonomik büyümenin her zaman sosyal refaha dönüşmediğini, özellikle çevresel ve mekânsal eşitsizliklerin bulunduğu bölgelerde yoksulluğun daha kalıcı hale geldiğini ortaya koymaktadır.

Araştırmalar, bölgede tarım ve hayvancılığın giderek zayıfladığını, küçük üreticilerin piyasa koşulları karşısında rekabet gücünü kaybettiğini göstermektedir. Köy ekonomilerinin çözülmesi, kırsal nüfusun azalması ve gençlerin kentlere yönelmesi bölgesel üretim kapasitesini önemli ölçüde azaltmıştır.

Ekonomik kalkınma literatüründe bu durum “yapısal yoksulluk” olarak tanımlanmaktadır. Yapısal yoksulluk yalnızca gelir eksikliği anlamına gelmez; eğitim, sağlık, istihdam, sosyal sermaye ve siyasal temsil mekanizmalarına erişimde yaşanan eşitsizlikleri de kapsamaktadır.

Eko-Kırım: Ekolojik Yıkımın Toplumsal Sonuçları

Son yıllarda ekoloji çalışmalarında giderek daha fazla kullanılan “eko-kırım” kavramı, doğanın yalnızca fiziksel olarak tahrip edilmesini değil, toplumların yaşam alanlarının sistematik biçimde dönüştürülmesini ifade etmektedir.

Kürt coğrafyasında son otuz yılda gerçekleştirilen baraj projeleri, enerji yatırımları, madencilik faaliyetleri, taş ocakları ve yoğun altyapı çalışmaları, çevresel dönüşümün önemli bileşenleri olarak değerlendirilmektedir.

Çevre sosyolojisi alanında çalışan araştırmacılar, ekolojik tahribatın yalnızca biyolojik çeşitlilik üzerinde değil, kültürel hafıza üzerinde de etkiler yarattığını vurgulamaktadır.

Toprakla kurulan ilişkinin zayıflaması;

* üretim biçimlerinin değişmesine,

* kırsal nüfusun azalmasına,

* geleneksel bilgi aktarımının kesintiye uğramasına,

* toplumsal aidiyet duygusunun zayıflamasına neden olmaktadır.

Ekolojik kriz, aynı zamanda ekonomik krizdir. Çünkü doğa, kırsal toplumlar açısından yalnızca yaşam alanı değil, geçim kaynağıdır.

Zorunlu Göç ve Mekânsal Kopuş

Göç araştırmaları, zorunlu göç süreçlerinin uzun dönemli etkiler yarattığını ortaya koymaktadır.

1990’lı yıllarda yoğunlaşan yer değiştirme süreçleri, yüz binlerce insanın kent merkezlerine yönelmesine neden olmuş; bu durum bölgenin demografik yapısında köklü değişiklikler meydana getirmiştir.

Kentleşme süreci çoğu zaman plansız gerçekleşmiş; yeni yerleşim alanlarında yoksulluk, işsizlik ve sosyal dışlanma sorunları ortaya çıkmıştır.

Sosyologlar, zorunlu göçün yalnızca nüfus hareketliliği olmadığını, aynı zamanda kolektif hafızanın parçalanması anlamına geldiğini belirtmektedir.

Köy yaşamının çözülmesiyle birlikte;

* dayanışma ağları zayıflamış,

* kültürel pratikler dönüşmüş,

* kuşaklar arası aktarım süreçleri kesintiye uğramış,

* aidiyet duygusunda kırılmalar yaşanmıştır.

Toplumsal Çözülme ve Geleceksizlik Hissi

Gençlik çalışmaları, ekonomik güvencesizlik ile geleceğe ilişkin beklentiler arasında güçlü bir ilişki bulunduğunu göstermektedir.

Özellikle üniversite mezunu gençlerin önemli bir kısmı yaşadıkları bölgede kendilerine sürdürülebilir bir yaşam kuramayacaklarını düşünmektedir.

Bu durum;

* beyin göçünü hızlandırmakta,

* sosyal hareketliliği azaltmakta,

* toplumsal üretkenliği zayıflatmakta,

* siyasal yabancılaşmayı artırmaktadır.

Geleceksizlik yalnızca işsiz olmak değildir.

Geleceksizlik;

yaşadığı yerde kalamamak,

üretecek alan bulamamak,

karar süreçlerine katılamamak,

kendisini tarihsel sürekliliğin bir parçası olarak görememek anlamına da gelmektedir.

Bu nedenle geleceksizlik, ekonomik olduğu kadar kültürel ve psikolojik bir sorundur.

Yerel Yönetim Paradigmasının Sınırları

Uzun yıllar boyunca yerel yönetimler, bölgesel sorunların çözümünde önemli bir araç olarak değerlendirilmiştir.

Katılımcı demokrasi, yerinden yönetim, kültürel çoğulculuk ve toplumsal katılım modelleri önemli deneyimler üretmiştir.

Ancak mevcut koşullar, yerel yönetimlerin karşı karşıya olduğu yapısal sınırlılıkları da görünür hale getirmiştir.

Yerel yönetimler;

* makro ekonomik politikaları belirleyemez,

* bölgesel yatırım stratejileri geliştiremez,

* gelir dağılımındaki eşitsizlikleri tek başına gideremez,

* ulusal kalkınma politikalarının yerine geçemez.

Araştırmalar göstermektedir ki, belediyeler sosyal dayanışmayı artırabilir, kültürel yaşamı destekleyebilir ve demokratik katılım mekanizmalarını geliştirebilir; ancak yoksulluğun, göçün ve ekolojik yıkımın temel nedenleri daha geniş ekonomik ve siyasal çerçeveler içinde şekillenmektedir.

Bu yazıyı Kürt sorununa dayalı,gelişecek çözüm ve demokratik inşa’nın olumlu adımları da ekonomi adaletsizliği de ortada kaldırır tarzın da güzel bir tespitte de bulun

Bu nedenle yerel yönetimlerin güçlendirilmesi önemli olmakla birlikte, bunu tek başına bir çözüm modeli olarak görmek giderek daha fazla sorgulanmaktadır.

Sonuç

Kürt coğrafyasında yoksulluk, eko-kırım, zorunlu göç, toplumsal çözülme ve geleceksizlik birbirini besleyen yapısal süreçlerdir.

Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi demokratik katılım açısından değerli olmakla birlikte, mevcut sorunların kapsamı bu çerçevenin ötesine geçmektedir.

Bölgenin ihtiyaç duyduğu yaklaşım;

ekolojik adaleti esas alan,

üretime dayalı ekonomik modeller geliştiren,

zorunlu göçün toplumsal etkilerini onarmayı hedefleyen,

genç kuşaklara gelecek perspektifi sunan,

katılımcı ve çok katmanlı bir kalkınma anlayışıdır.

Aksi takdirde, çözüm olarak sunulan modeller zamanla kendi sınırlarına ulaşmakta ve umut üretmek yerine yeni bir çözümsüzlük biçiminin taşıyıcısı haline gelebilmektedir.

Kaynakça ve Başvurulabilecek Çalışmalar

* UNDP Türkiye İnsani Gelişme Raporları

* TÜİK Bölgesel İstatistikler

* Dünya Bankası Bölgesel Kalkınma Çalışmaları

* OECD Regional Development Reports

* İsmail Beşikçi, Doğu Anadolu’nun Düzeni

* Fikret Başkaya, Paradigmanın İflası

* David Harvey, Asi Şehirler

* Murray Bookchin, Özgürlüğün Ekolojisi

* Henri Lefebvre, Mekânın Üretimi

* Saskia Sassen, Göç ve Küreselleşme Üzerine Yazılar

* Johan Galtung, yapısal şiddet ve eşitsizlik kuramları