Biz, yasak kelimelerle büyüyen bir kuşağın çocuklarıydık.

Cebimizde bir ayna taşırdık; bazen yüzümüze bakmak için değil, içimizde kırılan şeyleri görmek için. Bir de tarak… Saçlarımızı düzeltmekten çok, dağılmış hayallerimizi toparlamaya yarardı sanki.

Sevmeyi yüksek sesle öğrenemedik biz.

Sevdiğimiz şeyi hep içimize eğerek, gözlerimizi kaçırarak, sanki bir suçmuş gibi saklayarak büyüdük. Bir bakışın günlerce içimizde yankılandığı, bir ismin dudaklarımızda eksik kaldığı zamanlardı. Kalbimiz doluydu ama dilimiz hep yarımdı.

Umut, bizde bir duygudan çok bir alışkanlıktı.

Her sabah yeniden başlatılan, her gece biraz daha yorgun düşen bir alışkanlık… Yine de bırakmadık. Çünkü insan, en çok umudunu bırakırsa kaybolur bunu biliyorduk. Umut bizde aşkın başka bir adıdır aslında; sessiz, sabırlı ve biraz da yaralı.

Gökkuşağını bu yüzden sevdik.

Çünkü içinde kırılmadan duran renkler vardı. Biz kendi kırıklarımızı o renklere sakladık. Güneşi bile bazen fazla parlak bulduk; çünkü karanlığa alışmış gözler, ışığa da temkinli bakar.

Henüz hiçbir şey başlamamışken bile sanki bir şey bitiyordu bizde.

Henüz gözaltına alınmamış hayallerimiz vardı; daha kimse dokunmamıştı ama biz yine de ürküyorduk. Henüz dağlara gitmemiştik ama içimizde bir yer çoktan dağ olmuştu. Geç kalmaktan değil, hiç varamamaktan korkuyorduk en çok.

Sonra büyüdük.

Ve büyümek, her zaman kurtuluş olmadı.

Anladık ki bazı duygular insanın içinde büyüdükçe hafiflemiyor; ağırlaşıyor. Aşk da öyleydi bizde… Sadece iki insanın arasında değil, bir coğrafyanın göğsüne sığmayan bir sızı gibi.

O yüzden ülkemize aşık olduk biz.

Çünkü bazı sevdalar yalnızca bir kişiye sığmaz. Bir toprağa, bir sese, bir sabaha yayılır. Ve insan, yaşadığı yere benzer biraz da… Biz de benzemeye çalıştık; susarak, bekleyerek, dayanarak.

Ama en çok da şuna inandık:

Bir gün sevmenin korkulmadığı, konuşmanın suç olmadığı, bakışların geri çevrilmediği bir yer mümkün.

Ve o gün geldiğinde…

Biz içimizde sakladığımız bütün sevgileri, bütün yarım kalmış cümleleri, bütün ertelenmiş gülüşleri tek tek çıkaracağız.

Çünkü insan en çok, özgürce sevdiğinde insandır.